Ana Sayfa > Kültür ve Sanat > Türk Toplumu nereye koşuyor?

Türk Toplumu nereye koşuyor?

23 Mayıs Cumartesi 2009 habermerkezi Yorum yapın Go to comments

Son günlerde gördüğüm ve medyaya yansıyan bazı olaylar sonucunda toplumun bir uçuruma doğru hızla sürüklendiğini görüyorum. Özellikle gençlerimizde büyük bir kültür erozyonu yaşanıyor. Milli ve manevi değerlerimiz, her geçen gün yozlaşıyor, aşınıyor ve kayboluyor. Toplumu ayakta tutan ve inancımızda beslenen geleneklerimiz, geçmişte yaşanan nostaljik ve folklorik bir olay olarak değerlendiriliyor. Aile kavramın içi boşalıyor, yerini geçici birliktelikler ve metres hayatı alıyor, karşı cins arkadaşlığı yayılıyor. Birbirine nikâhı düşen iki genç, arkadaşlık kavramına sığınarak ana- babanın ve yakınlarının karşısında el ele tutuşup gezebiliyor, oturup kalkabiliyor, hatta aynı evi paylaşıp birlikte kalabiliyor. Artık genç kız -erkek arkadaşlığı normal görülüyor ve sıradanlaşıyor. Karşı çıkan büyükler, geri kafalı, yobaz ve görgüsüz olarak yaftalanıyor.

Geçenlerde bir ulusal televizyon kanalında bir söyleşi izledim. Saba Hanım’ın yönettiği söyleşide kendisini sanatçı ve psikolog olarak tanıtan bir hanım, çocuk doğurmak için sperm bankasına başvurduğunu, hatta kendisi gibi binlerce başvuranın olduğunu söyledi. Bir izleyici, bir yetim çocuğu alıp büyütmesinin daha doğru olacağını söyleyince, çocuğu karnında taşımak istediğini, başkasıyla paylaşmak istemediğini, bu yüzden çocuğun babasız olmasını tercih ettiğini, ileride çocuk babasını sorarsa, babasının sperm bankasında olduğunu söyleyeceğini belirtti. Başka bir izleyici de, niçin bir koca alıp ondan çocuk yapmadığını sordu. Cevap olarak, çok aşk yaşadığını, ama kimseyi sevemediğini, aşk ile sevginin başka şeyler olduğunu, kendi babasına benzer bir erkeği bulamadığını, bir aile disiplininde yaşamak istemediğini, yirmi altı yıldır yabancı birine sevgi beslediğini, hala o kişiden umutlu olduğunu söyledi. Bu söyleşiyi dinleyince şok oldum. Hele binlerce kadının sperm bankalarında sıra beklediğini duyunca, toplumumuzun geleceği hakkında endişeye kapıldım.

Kadınımız, gencimiz, özetle insanımız nereye gidiyor? Günümüzün internet dünyası, metropol şehir ortamı, allı pullu medya çeşitliliği, gençlerimizi ve kadınlarımızı bir yerlere doğru sürüklüyor. Artık utanma, yakınlardan çekinme, nasıl anlaşılırım endişesi duyma diye bir derdimiz kalmamış. Artık gençler aileyi bir ayak bağı olarak görüyor, evlenmek istemiyor. Nefsani ve cinsel ihtiyaçlarını sokakta, tatil beldelerinde, lüks otel ve barlarda gideriyor insanlar. Karşı cinsle arkadaşlık ilişkileri, evlenme ihtiyacını duyurmuyor.

Beyler! Bir uçuruma doğru gidiyoruz. Yeni bir milli eğitim anlayışı, yeni bir devlet politikası, yeni bir eğitim seferberliği gerekiyor. Sıra sıra fabrikalar kurmak, köprüler ve yollar yapmak, turist çekmek için devasa oteller dikmek, ekonomide ve teknolojide Avrupa’yı geçmek, mili gelirde yirmi bin dolarları aşmak, çözüm değildir. Milli ve manevi değerlerimiz kaybolursa, zenginlik ancak felaket getirir, birbirime güven kaybolur, anarşi ve kaos başlar. Artık toplumda orman kanunu işler, güçlü zayıf ezer, nesiller karışır, anasız babasız çocuklar toplumun başına dert olur. Sonra asırlardır gözümüz gibi koruduğumuz, uğruna milyonlarca şehit verdiğimiz vatan topraklarımızı kendi elimizle düşmana teslim etmek durumunda kalırız. Çünkü insan, ancak kutsal değerleri uğruna ölmeyi düşünür, kutsalı olmayan insan savaşmaz, toprağı ve bayrağı uğruna canını vermek istemez. Asırlar önce Pers İmparatorluğu böyle bitti, Roma İmparatorluğu böyle yıkıldı, Yunan medeniyeti böyle sona erdi, İspanya müslümanların elinden böyle çıktı, Anadolu da bu şekilde elimizden çıkabilir.

Kıbrıs’tan şu tavizi verdik veya vermedik, Azerbaycan’a yanlış davrandık, Ermenilere kapıları açtık veya açmadık gibi beylik lafları ve politik hesapları bırakalım, bu gençleri nasıl kazanabiliriz diye düşünelim. Muhalefet, kaybolan değerlerimizi dile getirsin.

Bizi biz yapan manevi değerlerimizdir, aile yapımızdır, gelenek ve göreneklerimizdir, namus ve edep anlayışımızdır, hepsini içine alan dinimiz ve inancımızdır. Yetkilileri düşünmeye davet ediyorum.
R.Ö

Categories: Kültür ve Sanat
  1. Araras
    30 Mayıs Cumartesi 2009, 14:07 üzerinde | #1

    İyi bir devlet adamı olmanın zamanı ya da değişen şartları yoktur.Halkın her zaman için arzuladıkları aynıdır.Adil bir idare, refah ve hürriyet.!Bunları gerçekleştiren devlet adamı başarılıdır.Geçmişle bugün arasında ki düşüncede ” o gün ayrı bugün ayrı ” şeklindeki cevap pek doğru olmaz.! Bu sadece ” Görevimi başaramadım onun için böyle bir sözle işi kapatıyorum ” manasına gelir.Yani, başarılı olmak ayrıdır ,nitelikler ayrıdır.Biz ne kadar az olursak olalım,onlar ne kadar çok olurlarsa olsunlar ne kadar güçlü olduklarını sanarlarsa sansınlar ;elbetteki gerçeğin ve doğallığın yenilgisine uğrayacaklardır.! Devlet adamları ,düşmanlarla barışa yer kalacak şekilde savaşmalı ! Savaşa yer bırakacak şekilde barış yapmalı ! Dost ile koparılacak şekilde bağlılık kurmalı ! Tekrar bağlılık kuracak şekilde dostluğu bozmalıdır.! İnsanın mükemmeliği ve aklı, kızmamasındandır! Yapılmamış işler yapılabilir,ancak yapılmış iş tekrar bulunamaz.! Güçlü kararlar, bin ordudan daha daha iyidir.? Ölçülü olmak bence her hastalığın yegane çaresidir.Aşırı şekilde çok yiyip çok içenler bence kendilerini zehirlemektedirler ? Güçlü ve kuvvetli olmak iyidir,fakat kuvvet aklın emrinde olmalıdır.Aklın gücü ,kılıçtan daima daha üstündür.Bu , bütünü ile her şeye karşı böyledir.İnsan ile hayvanın , doğup ölmek şekilnde olan görünüşteki benzerlikleri, bir bakıma aynı sayılabilir.Ama insanın durumu şurada ayrılıverir.İnsan ömrü eksildikçe, kişinin akıl, bilgi ve tecrübeleri çoğalır,hayvandaysa hiçbir gelişme göze çarpmaz ? İnsanlar aslında devlet adamlarındaki karakterleri ;bilgili ,dürüst,cesaretli ,merhametli,adaletli …vb maalesef o kaybolan değerleri arzularken şimdi ise ; tam politikacı ,çok uyanık,tam demagog…vb.sözlerle kendilerini tatmin etmektedirler. Artık devlet ile halk arasında ne ileşitim var ne de hürmet ! Manevi güzelliklerin çoğu tahrip edildi. Şahsen biz, devlet adamları için ” bilgili , dürüst,cesaretli, merhametli, adaletli, ..vb. demeyi çok isterdik .Çünkü bu bizim hakkımız ? Geçmiş her zaman kötülenmiştir.Kötüleme kampanyası belli bir saha ele alınmamış her konuda bu metoda başvurulmuştur.Ancak, kötüleme tarihe,kültüre, devlet adamlarına hatta inanca kadar uzanmıştır.Yeni bir devlet kuruldu, ancak, millet , din , kültür aynı.Durum böyle olunca ” eskiyi yıkalım ” denirken eskinin sahibi vücud yıkılma noktasına gelmiştir.Aslında sorunlar aile içinde ve toplumdan kaynaklanmaktadır.Çünkü aile ve toplum arasındaki iletişim sağlıksız olması durumunda toplumda da huzurun olmaması gayet tabi bir sonuçtur.Evlatlarıyla gereken diyaloğu kuramayan, onlara gereken eğitimi veremeyen devlet toplumada problemli bir çocuk yetiştirmiş olur.Bu tür insanların sayısı toplumunu huzuruyla doğru orantılıdır.Sağlıklı evlat eçin hiç şüphesiz sağlıklı bir devlete ihtiyaç vardır.Eğer toplumda devlete gereken önem verilmiyorsa,devletin de topluma hediye edeceği nesiller yok demektir.Her iki tarafı anlamakta mümkün ! Ailelerdeki sorunları sıralarsak; geçim sıkıntısı,yorgunluk,anlayışsızlık,eşlerinden veya çocuklarından yakınma, bazı zorunlu ihtiyaç ve ev eşyalarının yokluğu,hastalık, istediği gibi giyenememek,takı alamamak,güzel bir tatil yapamamak,eşlerinin başka birilerileriyle ilgilenmesi ,yaşlanmanın getirdiği bunalım,çevreden ilgi görememek ve güzel olamamak,erkeklerin fizik kuvvetlerini kullanarak kadınları ezmeye devam etmeleri ve onları cinsel maksatla kullanmaları …vb Batı medeniyeti bütün ihtirasları kamçıladıkça kamçıladı ve iyice azdırdı.Bunun bir iyi,bir kötü sonucu ortaya çıktı.İyi sonucu ,insanı kendini aşıp aya götürdü.Kötü sonucu ise ,cinsel yasakların kalkması ve bu konuda aşırı hoşgörü ile birlikte, küçük kız çocuklarına ve yaşlı bayanlara saldırıyı doğurdu.? Ve bu sebeple aile yapılarımızda şüpheci ,menfaatçi, ferdiyetçi, manevi yönü olmayan inançsız kişilerin çoğalmasına sebep olmuştur .Ve maalesef cinayetler ,bağımlılar,intiharlar ,boşanmalar…hızla artmaktadır.İnsanlar artık hür olmak,istedikleri gibi hareket etmek,yaptıkları şeyler için kimseye hesap vermemek arzusundadırlar.”Bütün bunlardan başka , en önemsizlerinden en tehlikeli olanlara varıncaya kadar bütün suistimallerin bütün aşırı hal ve hareketlerin layık olunmadan elde edilmiş bir haktan veya yetersiz verilmiş bir hürriyetten doğduğu da dikkate alınmalıdır.Ancak , ahlakı bozuk, menfaatperest bir kitlenin ihtiyaçlarının tatmini, ciddi ahlaklı ve gerçekçi bir kitlenin ihtiyaçlarını teminden daha kolaydır;bu yüzden gene işin kolayına kaçılmıştır.O halde insanların sahip bulunduğu hürriyetin derecesi, ne o toplumun yüksekliğini ne de kıymetini belirten bir ölçüdür.Her ikisinin de kıymetinin ve aslının takdir edilebilmesi için bilinmesi gereken bir şey vardır.O da bu hürriyetin neye karşılık elde edildiğidir.?Acaba bu hürriyet gerçek bir değer mi, yoksa zevk ve eğlence aleti olmanın mı karşılığıdır ? İşte bu fark anlaşılmamış ve bu karışıklıktan da yanlış iddialar doğmuştur.Ama bu meselelerin en kötü yanı,insanlarımızın kullanıldıklarını, aldatıldıklarını bilmemeleri ve kendi insiyatifleriyle hareket ettiklerini sanmalarıdır.1^$%İçinde bulunduğumuz ortamda hasta adama istedikleri ilacı verileceklerdir.İlaç ,maddi ve manevi hastalıklarına iyi gelmediği gibi iyice hasta yapmıştı.İçimizden seçtiklerini,kandırabildiklerini bize kurtarıcı olarak göstermişler, insanın içindeki çocuğa dayanan bu reçeteleri sayesinde de kolaylıkla taraftar toplayabilmişlerdir.Kimdi karşımıza doktor olarak çıkarılanlar ? Bu doktorların hepsi Avrupa’da bulunmuş,Batı kültürüyle içi içe olmuşlardır.Bu kişiler yaşadıkları Avrupa ‘nın o andaki gelişmişliğine hayranlık duymuşlar,bunun sebebini kültürde bulmuşlardır ? Avrupa ‘yı yücelten kültürüyse ,Türkiye’yi yıpratan bu kültür heveslilerinin yaptıklarıdır.Biz meseleleri kültürde gören fikre karşıyız.Kendisini bilmeden Batı’yı bilenlere karşıyız.Ben kültüre karşı değilim ; sadece bazı insanların yaklaşımının yanlışığını vurgulamak maksadındayım.!Yani işte bu sebebten dolayı ülkemizdeki kitleler kendilerinden uzaklaştırılmış ve neticede birbirlerine karşı çeşitli savunma tedbirleri alır olmuşlardır.Şunu görmek lazım ; ülkemizdeki sorunların kaynağı nerden doğdu ,nerden gelişti ve nerden son bulacak ? Gençler hayatın olumsuz yanlarını pek görmezler.Buna rağmen gençler mutsuz ve umutsuz olduklarını söylüyorlarsa bu oldukça üzüntü verici bir durum olarak karşımıza çıkmakta ve birtakım temellerde de yanlışlıklar yaptığımızı ve yeniden gözden geçirilmesi gerektiğin ortaya koymaktadır.!

  2. kholpasali
    4 Haziran Perşembe 2009, 19:49 üzerinde | #2

    Türk toplumu sizin gibi amina godumun gavatlari varken cisi gelse tuvalete bile kosamaz.

  1. No trackbacks yet.