Milletin iradesine ve millî egemenliğe yapışmış beş büyük kene

22 Haz

Hasan Celal Güzel, “milletin iradesine ve millî egemenliğe yapışmış beş büyük kene” olduğunu ifade etti.

Ne oluyoruz?

Sevgili okuyucular, ilkbaharla yazın elele verdiği bu güzel Haziran Pazarı’nda, bütün olumsuzlukları unutarak kırlara uzanmak geliyor içimizden… Lâkin, kene korkusunu unutup da şöyle rahatça otların üzerine serilmek bile mümkün değil artık…

Aslında bu sevgili ülkenin, Kırım-Kongo Virüsü’nden daha tehlikeli mikroplar taşıyan keneleri var. Bu keneler yarım asırdır fukara milletimize yapmadığını bırakmıyor. Ben bunlara ‘millî irade keneleri’ diyorum.

Millî irade keneleri
Efendim, 27 Mayıs 1960’tan bu yana milletin iradesine ve millî egemenliğe yapışmış beş büyük kene vardır:

Birincisi, sandıktan döne döne başı dönmüş, meşruiyet celladı, darbe tahrikçisi ‘CHP Kenesi’dir. Bu zihniyet, 1940’lı yılların Millî Şeflik rejimine kafayı takmış ve millet iradesini bir türlü hazmedememiştir. Ülkedeki antidemokratik oyunların perde arkasındaki senaristi ve rejisörüdür.

İkincisi, CHP ve jakoben oligarşinin dolduruşuna gelip meşru anayasal rejime karşı müdahalede bulunan ‘Darbe Kenesi’dir. Bu keneler, Türk Milleti’nin ordusuna olan sevgisini ve bağlılığını istismar edip on yılda bir darbe yapmışlardır.

Üçüncüsü, CHP ve darbeci odaklar tarafından siyasallaştırılmış, hukukun ve Anayasa’nın dışına çıkarak tarafsızlığını kaybetmiş bir kısım yargı mensuplarıdır. Tabiî, TSK’nın ve yargının meşruiyet sınırları içinde kalarak görevini yapan kısmına sözümüz yoktur.

Dördüncüsü, YÖK’te ve üniversitelerde militanlaşmış ve darbe odaklarının âleti hâline gelmiş ‘sözde bilim çevreleri’dir. Bu çevreler, antidemokratik dayatmalara şakşakçılık yapmışlardır.

Beşincisi, ara rejim dönemlerinin cazgırlığını yapan bazı medya mensuplarıdır.

Bu keneler, Türkiye’de millet iradesinin önünü kesmek için, akla hayale gelmez entrikalar çevirmekte ve komplolar düzenlemekte pek mahirdirler.

CÇG ve ‘Bilgi Destek Plânı’
Efendim, 28 Şubat Darbe Dönemi’nde TSK içinde yuvalanan illegal, darbeci bir cunta grubu vardır: ‘Batı Çalışma Grubu’. Bu darbeci odak, geniş çapta fişleme yapıyor ve Genelkurmay çatısı altında düzenlediği ‘İrtica Brifingleri’nde yargıyı yönlendiriyordu. Bu grubu ilk olarak ben ifşa etmiş ve karşısında ‘Demokrasi Çalışma Grubu’nu kurmuştum.

Bu cunta örgütlenmesinin hiçbir hukukî dayanağı yoktu. Bırakınız bir mevzuat düzenlemesini, basit bir onaya dahi dayanmıyorlardı. Ancak, ne yazık ki bu örgüt TSK tarafından da kabullenilmişti. Kamuoyuna açıkladığım ‘Batı Çalışma Konsepti’ dokümanında yazılanlarla Taraf Gazetesi’nin yayınladığı ‘Bilgi Destek Plânı’ arasında büyük ölçüde benzerlikler bulunuyor. Aynı şekilde, Oramiral Özden Örnek’in Nokta Dergisi’nde yayınlanan hatıratındaki darbe örgütlenmelerinde de aynı özellikler görülüyor.

Buna mukabil, Genelkurmay Başkanlığı’nın hemen açıklama yaparak, “Genelkurmay Başkanlığı kayıtlarında, Komuta Katı tarafından onaylanmış böyle bir resmî evrak veya plan bulunmamaktadır” demesi, 28 Şubat’tan farklı olarak, TSK’nın meşruiyetçi çizgisini göstermesi bakımından memnuniyet vericidir. Bu durumda, TSK içinde, BÇG’ye benzeyen ve kendisine Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG) diyen bir darbeci odağın bu plânı yaptığı anlaşılmaktadır ki, bu iddianın TSK tarafından açığa çıkarılması ve Hükûmetçe takibi zorunludur.

Ne oluyoruz?
Geçen sene 22 Temmuz Genel Seçimleri’nden sonraki Türkiye’yi düşününüz; bir de üzerinden henüz bir yıl geçmeden içine düşürüldüğümüz duruma bakınız. Seçimden sonra, 2007’deki Cumhurbaşkanlığı Krizi aşılmış, Türk demokrasisi rayına oturmuş ve ekonomik göstergeler olumlu istikamette gelişme göstermişken; 14 Mart 2008 günü Yargıtay Başsavcısı’nın, yüzde 47’lik oy alarak iktidara gelen (son 43 yıldaki en yüksek oy oranı) AK Parti aleyhine kapatma dâvası açmasından bu yana geçen üç aylık dönemde, Türkiye’de korkunç bir siyasî ve ekonomik kriz oluşturulmuştur.

Halbuki Türkiye, global krize rağmen ekonomisini yoluna koymuş, yeni sivil anayasa çalışmalarını başlatmış ve nispeten yavaşlayan AB müzakerelerini hızlandırmıştı. Bir bardak suda fırtınalar kopararak ‘lâik-antilâik çatışması’nı körükleyenler, Türkiye’nin küresel bir aktör olmasını istemeyenlerdir. Başörtüsü denilince kırmızı görmüş boğaya dönen yarı aydın ulusalcı despotlar, ‘Cumhuriyet’in kazanımları’ diye çırpınıp ortalığı velveleye verirken, aslında Cumhuriyeti bölmek isteyen çevrelerin oyununa geldiklerinin farkında bile değiller…

Siyasî istikrara kavuşmuş, ekonomisi hızla gelişen, ‘Güneydoğu Âcil Eylem Plânı’yla etnik bölücülüğe noktayı koymak üzere olan huzurlu bir Türkiye’yi; üç ay zarfında, istikrarını, güvenini kaybetmiş, rejim krizi yaşanan ve çözümsüzlükler içinde bocalayan bir ülke hâline getirenler, tarih önünde sorumlu tutulacaklarını unutmasınlar.

HASAN CELAL GÜZEL – RADİKAL

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: