Ridley: En çok Gazze’de huzurluyum…

7 Eki

Taliban’a esir düşen ve sonra İslam’ı seçen İngiliz kadın gazeteci Yvonne Ridley’in müthiş tespiti: ‘Taliban yerine İsrail’in eline düşseydim beni kesin öldürürlerdi’

H. SALİH ZENGİN’in röportajı…

On günün sonunda İslam dinini ve Kur’an-ı Kerim’i önyargısız şekilde inceleme sözü karşılığında serbest kalan Ridley, İslam’ı araştırarak Müslüman olmuştu.

Kadın hakları savunuculuğunun yanında savaş karşıtı görüşleriyle de tanınan Yvonne Ridley, “Taliban yerine İsrail’in eline düşseydim beni kesin öldürürlerdi. Ebu Garib, Bagram, Guantanamo’yu gördükten sonra Bush’un ‘dünyanın en kötü insanları’ dediği kişiler tarafından tutuklanmama memnun oldum.” demekten de kendini alamıyor. Başörtüsünü ‘muhafız’ ve iş elbisesi diye niteleyen ve bu haldeyken gördüğü saygıyı daha önce hiç görmediğini belirten Ridley, “Türkiye’deki kadınların örtüsüne uygulanan baskı kararı milli bir utançtır. Bu baskı, Batı’yı kazançlı çıkarmıştır, Türkiye’den Batı’ya beyin göçü büyük bir hız kazanmıştır.’ diyor. Müslümanlığı kabul edip de hicaba girdikten sonra da elli metre öteden Müslüman olarak algılanmasının iyi bir his olduğunu kaydediyor. Amerika’nın 11 Eylül saldırısından sonra izlediği politikayı da eleştiren İngiliz yazar Yvonne Ridley, Bush ve Blair’in savaş suçlusu olarak mahkemeye çıkarılması gerektiğini düşünüyor. “Yunanlı ve Türk balıkçılar birlik ve beraber olup Filistin’e destek verseler birçok Arap ülkesindeki liderlerden daha çok iş yapmış olurlar.” diyen Ridley, Türkiye’de de Ark Kitapları tarafından yayınlanan ‘Cennet Bilet’ isimli kitabının İsrail’de yasaklandığını belirtiyor.

Türkiye’de uygulanan başörtüsü yasağından Batı kazançlı çıktı

Taliban’la ilgili herkesin kafasında bir şablon var. Gazeteci kimliğiyle Afganistan’a girip on gün boyunca Taliban’a esir düşmüşbirisi olarak bu şablonun doğruluğu hakkında ne söylersiniz?

Taliban, Afganistan’da bir hükümettir. Bir de memleketlerini işgal edenlere karşı savaşan Taliban grubu var. Amerika’nın gözünde de herhangi birisi onlarla beraberse Taliban diye nitelenir. Taliban’ın bir nüfus kimliği yok ki? Amerikan askerine ‘Taliban nasıl bir şeydir?’ diye sorsanız, ‘Türbanlı-sakallı birisi.’ derler. ‘Bir Afganlı nasıldır?’ diye sorsanız, ‘Sakallı ve türbanlı birisidir.’ derler. Bu ikisi arasındaki farkı bilmezler. 11 Eylül’den kaç kişi öldüğü açıklandı. Ama Afganistan’da Amerikalıların bombardımanından kaç tane masum insanın öldüğü ve kaç tane daha öleceği açıklanmadı. Çünkü onların hayatları önemli değil. Terör üzerine yapılan savaşta bu bir trajedi. Müslümanların kanı ucuz.

ABD’nin Taliban için çizdiği imajın arkasında ne yatıyor?

Bush’un dünyasında her şey siyah ya da beyazdır. ‘Haçlılar iyi, Müslümanlar kötüdür’ anlayışına sahip.

Hıristiyan kimliği ile Afganistan’a gittiniz. Peki şimdi Müslüman kimliğiyle İsrail’in içine gidebilir misiniz?

(Gülüyor) İsrailliler beni öldürürdü.

Afganistan’daki savaşın içerisine giderken öldürülmeyeceğinin garantisi neydi?

Burka giyerek girdiğim için yakalanacağımı zannetmedim. Yakalandığım zaman da beni öldüreceklerini düşündüm. On gün çok korktum. Onlara küfrettim, kaba davrandım, açlık grevine girdim. Onlara kolay bir esir olmadığımı gösterdim. Öldüreceklerini düşündüğüm için sadece süreci hızlandırmak istedim. Ben ne kadar sert davrandıysam onlar bana o kadar merhametli davrandılar. Bu müşfikliği tuzak zannettim. ‘Serbestsin’ deyince onların saygıdeğer insanlar olduğunu anladım.

Taliban’a mı esir düşmek iyidir, ABD’ye mi?

Ebu Garib, Bagram, Guantanamo’yu gördükten sonra Bush’un ‘dünyanın en kötü insanları’ dediği kişiler tarafından tutuklanmama memnun oldum. İki ay önce Pakistan’da, Bagram’daki bir kadın mahkumla ilgili basın toplantısı düzenledim. Amerikalılar böyle bir kadın olmadığını söylüyor. ‘650 numaralı mahkum kimdir?’ diye bir kartpostal hazırladım. Üç gün önce de Londra’daki Amerikan büyükelçisi böyle bir kadın olduğunu itiraf etti. Hakkında herhangi bir suçlama olmayan bu kadın iki yıldır mahkum. Fiziksel ve psikolojik olarak ABD’liler tarafından darp edilmiş. Hâlâ ellerinde birçok tutuklu kadın mahkum var. Belki Türk kadınlar da vardır. Bunlar ortaya çıktığı zaman Ebu Garib’den daha büyük bir skandal olacak.

Bush ve Blair’in 11 Eylül üzerinden izledikleri stratejiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bush ve Blair, savaş suçlusu olarak mahkemeye çıkarılmalıdır. Muhammet Mahatir’in fikriyle Malezya’da şu an onların yokluğunda onları yargılamak üzerine gerçek hakimi ve savaş mağdurları olan bir mahkeme kuruldu. Irak’ta 1 milyondan fazla insan öldü. 2 milyondan fazla insan da kendi ülkelerinde, bir o kadarı da ülkeleri dışında mülteci durumunda. Bunların tek sorumlusu Bush ve Blair ile onu destekleyenlerdir. Tony Blair, nereye giderse korkuyla gidiyor. Çünkü onu tutuklamak için çalışma yapan çok sayıda insan hakları grupları var. Bu, Bush’u ilgilendirmiyor, çünkü hayatının sonuna kadar Teksas’ta kalacak. Donald Rumsfeld, geçen yıl Fransa’yı hızlı bir şekilde terk etti. Çünkü hakkında savaş suçlusu kararı çıkacaktı. Geçen yıl, bu işin mimarlarından İsrailli bir general Londra’ya gelmişti, tutuklanacağını söylemişler, korkudan uçaktan inemedi. Şu an İsrailli yüksek rütbeli subaylar İngiltere’ye gelmeye korkuyorlar.

11 Eylül’ün psikolojik baskısı devam edecek mi?

Batılı politikacılar tarafından toplumu etkilemek gayesiyle devam ettirilecektir. Amerikalıları korkutmak çok kolay bir şeydir. Londra’da 30 yıl ABD’liler tarafından desteklenen İrlandalıların terörist saldırıları oldu ama hayat normal işliyor. ABD’liler de keşke halkını korkutmaktansa normal yaşamlarına devam etselerdi. Bush, çocuk bakımevinde çocuklara bakan bir hemşire gibi ABD’lilerin bakımlarını üstleniyor.

Saldırganlığının sebebi bu korku mu?

Tabii ki ne kadar korku olursa o kadar saldırganlaşıyorlar. ABD’li askerler biri ‘Allahuekber’ diye bağırsa hemen kaçıyorlar. Dünyanın en büyük ordusu korku içerisinde.

Müslümanlar korkulacak kimseler mi?

Ben Müslüman olmadan önce de Allah inancı olan bir Hıristiyan’dım. Hiç kimseye de bir zarar vermedim. Arılardan korkmam. Ama kalkıp da onun kovanına çomak sokmam. 30 yıldan beri çok aktif biriydim. Siyasi görüşlerim değişmedi ama başörtüsü takınca insanların bana karşı olan görüş ve tavırları değişti. Radikal demeye başladılar. Daha önce de İsrail’e karşı çıkıyordum, aynı şeyi söylüyordum. Müslüman olmadan önce Filistin, Irak ve Afganistan’da ölüm tarlalarını gezmiştim. Hicaplı olunca İsrailliler bana terörist diyor ve başörtülü olarak girmeme izin vermiyorlar.

11 Eylül, böyle bir çomak sokmanın sonucu mu oldu?

Amerika, her zaman saldırgandı. 1892 yılı haricinde, sadece bir yıl dışında her zaman savaş içindelerdi. Son 50 yılda, 20’den fazla ülkeye de bomba yağdırdılar. Çok fazla arı, çok fazla çomak ve çok fazla arı kovanı… Şimdi 11 Eylül’ü anlamaya çalışıyorlar.

Başörtüsünün anlamı ne sizin için?

Çok politik bir sembol haline geldi. Din, şahsi bir şeydir. Müslümanlığı kabul edip de hicaba girdikten sonra da 50 metre öteden Müslüman olduğum algılanıyor. Bu, benim iş elbisem. Bu “Bana alkol verme, domuzlu sandviç verme, benimle fazla samimi olma, beni ciddiye al ve saygı duy” manasına geliyor. Etrafımda bir kalkan ve muhafız, hiç kimse bu alanın içerisine giremiyor. Bu, çok iyi bir his. Şimdiye kadar bana böyle bir saygı hiç gösterilmedi.

Tesettürlülere karşı önyargıların nedeni ne sizce?

Müslüman olmadan önce kafamda insanlara karşı önyargı örtüm vardı. Örtülü kadın görünce onun ezilmiş biri olduğunu düşünürdüm. Şimdi karşılaşınca ‘Selamün aleyküm’ diyorum, o benim kardeşim artık. Türkiye’deki kadınların örtüsüne uygulanan baskı kararı milli bir utançtır. Türkiye’nin bu hareketi, Batı’yı kazançlı çıkardı. Çünkü beyin göçüne büyük bir hareket kazandırdı bu baskı. Bir kadın Akdeniz kıyılarına inip soyunsa, her türlü ahlaksızlığı yapsa sorun yok, ama başına örtü koyunca üniversite eğitimine izin vermiyorlar. Hangi düşüncede bir adam böyle delice ve aptalca bir kararı alabiliyorlar? Din hakkı, insan hakkıdır. Türkiye’deki kadınlar insan hakkından mahrum mudur yani?

İngiltere’de böyle bir olay yaşansa?..

Böyle bir karar alınmaya çalışılsa biz kadınlar karşı çıkarız ve büyük yürüyüşler olur. Bizim Marksist, komünist, sosyalist arkadaşlarımız Müslümanlarla beraber yürürler. Örtünün hak olduğunu kabul ederler. Feminist hareketlerle Müslümanların çok arkadaşlığı oldu. Sol Müslümanlara, Müslümanlar da sola açık olmalı. Ortak fikirlerimiz çok. Hükümetler bu hareketten hoşnut olmayabilirler. Gazze için komünistler ve Marksistlerle ortak strateji belirliyoruz. Yunanistan’daki Marksist ve komünistler beni çok etkiledi. Filistin’e gerçek olarak yardım etmeyi düşünüyorlar çünkü. Fikir olarak da “Filistin meselesini bir Akdeniz meselesi haline getirelim” dediler. Yunanlı ve Türk balıkçılar birlik ve beraber olup Filistin’e destek verseler birçok Arap ülkesindeki liderlerden daha çok iş yapmış olurlar.

Kendinizi en çok nerede huzurlu hissediyorsunuz?

Şimdiye kadar gördüğüm yerler içerisinde İslam’ı en yakın hissettiğim yer Gazze oldu. Hamas, Gazze’yi emin bir yer yaptı. Londra’daki caddelerden bile çok daha güvenli. En çok konuşma özgürlüğü olan bir yer, kadınlar-kızlar üniversiteye gidiyorlar. Dans edip şarkı söylüyorlar. ‘Gazze, İslamcıların elinde’ şeklinde yapılan propaganda yalan.

Size göre dünyanın en büyük tehlikesi nedir?

Genel olarak George Bush. Dünya barışına en büyük tehlike de İsrail’dir. Siyonizm’in, ahtapotun kolları gibi bütün dünyayı sardığını görüyoruz. Amerika’dan aldıkları para inanılmaz derecede. Bu yollanan paralar yatırım değil, geri de gelmiyor.

Kendi kızınızı nasıl yetiştiriyorsunuz?

Kızım 15 yaşında ve yatılı bir Hıristiyan okulunda okuyor. İslam olarak beş yıllık bir geçmişim ve öğreneceğim çok şey var. Dinde zorlama yok, onu zorlayamam. Hıristiyanlık atlama tahtasıdır, Müslümanlığa geçmek için.

Kitabım İsrail’de yasaklandı

Cennete Bilet isimli bir kitabınız yayınlandı Türkiye’de. Batı’da nasıl algılandı?

Kitabı Amerika’da bastırttım sadece. İsrail’de yasaklandı kitabım. Müslüman toplumlar içinde sıcak karşılandı. Bazı insanlar dini bir kitap aldığını zannettiler, şok geçirdiler tabii. Bu kitabı Müslüman olmadan önce yazmıştım. Kitaptaki birçok şey yaşandı. Bazı karakterler de gerçek kişiler üzerinde yoğunlaştı. Bunun film olması noktasında konuşuyoruz.

Müslümanların cennete alacakları diğer biletler nedir?

Şehitlik çok az kişiye nasip olur. Müslümanca yaşamak lazım. İslamiyet çok geniş sosyal ve hukuk düzeni, makam-mevki yok. Hareket ve muamelelerimizle yargılanacağız. İslam barışçıl bir dindir ama pasif değiliz. Biri bana vurursa benim de ona karşılığını vermem gerekir. İşgal altındaki Müslüman ülkeler oturup da ‘vur bana’ mı demeleri lazım? Ülkelerini koruyan Müslümanlara katil ve terörist diyorlar. İslam ülkelerindeki direnişlerde yanlış olan ne? Kendi mülk ve ülkelerini koruyorlar. 11 Eylül’de olan suç hareketiydi. Irak ve Afganistan’daki ruhsal cihatla karıştırmamak lazım onu. Onu cihat gibi algılamak yanlıştır.

11 Eylül’le ilgili birçok komplo teorisi işlendi. Bunlara katılıyor musunuz?

Komplo teorilerinden nefret ederim. Açık ve şeffaf bir araştırma yapmak lazım. Çok ilginç ki, FBI’ın dosyasında bile Usame bin Ladin ismi yok.

Dünyanın biletini kesiyor

Eylül 2001’de muhabir kimliğini gizleyip burka giyerek Afganistan’a giren İngiliz gazeteci Yvonne Ridley, Taliban tarafından yakalanmış ve 10 gün esir tutulmuştu. Serbest bırakıldıktan sonra İslam dinini araştırarak Müslüman olan Ridley’in ‘Cennete Bilet’ kitabı, 11 Eylül olaylarından yola çıkarak büyük finans çevreleri, uluslararası medya, terörizm ve Ortadoğu politikalarına içeriden bir bakış sunuyor. Roman, Ark Kitapları (0212 511 38 26) tarafından yayınlandı.

Zaman-Pazar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: