Ergenekon’un Ölüm Kuyuları

5 Ara

Ergenekon, Hizbullah’a mezarevler yaptırırken, kendisi de ölüm kuyuları yapmış.

Star gazetesinde yer alan habere göre Mardin’de bir kuyudan çıkan iki iskelet ve cinayetlerin işlendiği dönemin İlçe Jandarma Komutanı’nın kimliği akıllara, ‘Hizbullah’ın mezar evleri gibi Ergenekon’un ölüm kuyuları mı var’ sorusunu getirdi.

Ergenekon terör örgütüyle ilgili hergün tüyler ürperten yeni bir iddia gündeme gelmeye devam ediyor. Tuncay Güney’in ‘Veli Küçük’ün ekibi tarafından yargısız infazlarla öldürülen binlerce Kürt kökenli vatandaşın cesetleri Mardin bölgesindeki BOTAŞ tesisleri yakınlarındaki kuyulara gömüldü’ iddiasının ardından, Katarlı Köyü’nde bir kuyudan çıkan iki ceset ‘Hizbullah’ın mezar evleri’nden sonra ‘Ergenekon’un ölüm kuyuları da mı var’ sorusunu gündeme getirdi. 1993-1996 yılları arasında bölgede kaybolan 17 kişinin yakınları iskeletlerin kendi yakınlarına ait olup olmadığının araştırılması için başvuru yaptı.

KOMUTAN UĞUR

Mardin’in Katarlı Köyü’nde 15 yıl önce JİTEM elemanlarınca kaçırıldığı iddia edilen Yusuf Tunç’un eşinin başvurusu sonrası Kızıltepe İlçesi Katarlı Köyü’nde üzeri kapatılmış bir kuşu mahkeme kararıyla açıldı. İnsan Hakları Derneği (İHD) Mardin Şubesi avukatı Hüseyin Cangir’in girişimleriyle üzeri betonla kapatılan kuyu açıldı ve iki kişiye ait kemikler ve sivil kıyafet parçaları çıktı. Kuyudan çıkan iskeletlerle ilgili Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı geniş kapsamlı bir soruşturma başlattı. İskeletler savcılık talimatıyla İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Fatma Tunç’un avukatı Hüseyin Cangir, kuyudan çıkan iskeletlerin Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Ergenekon terör örgütü soruşturması kapsamında tutuklanan bazı kişilerin o dönemde Mardin Kızıltepe’de görevli olduklarını anlatan Avukat Cangir ‘Bunların başında o dönemde Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı olan tutuklu sanık Emekli Albay Hasan Atilla Uğur geliyor. Bu durum bölgedeki faili meçhullerin Ergenekon’la bağlantılı olabileceği ihtimalini güçlendiriyor’ dedi.

SUYUNU İÇMEYİN

İki cesede ait olduğu sanılan kemiklerin çıktığı betonla kapatılmış kuyuyla ilgili Avukat Hüseyin Cangir’den bir başka iddia daha geldi. Katarlı Köyü’nün terör nedeniyle 1993 yılında boşaltıldığını belirten Cangir ‘1993 yılında güvenlik gerekçesiyle köyün boşaltıldığını ve güvenli bölge olarak ilan edildiğini öğrendik. 1995’ten sonra köye dönüş başlayınca yetkililer köylüleri kuyu konusunda uyarmışlar. Köylülerden, cesetlerin çıktığı kuyunun suyunun içilmemesini istemişler’ iddiasında bulundu. Yetkililerin ‘suyu içilmesin’ diye uyardığı kuyudan iki iskeletin çıkması şüpheleri daha da artırdı.

Albay Uğur’un adı her yerde

Ergenekon tutuklusu emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un ismi kayıtlara ‘PKK öldürdü’ şeklinde giren Albay Rıdvan Özden cinayetinde de geçmişti. ‘Fatih’ kod adlı PKK itirafçısı, Albay Özden’in dönemin Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un kurduğu ve kendisinin de içinde bulunduğu 9 kişilik ‘yetkileri sınırsız’ ekip tarafından öldürüldüğünü söyledi. Ergenekon tutuklusu Albay Uğur, Şener Eruygur’un Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde Jandarma İstihbarat Teknik Daire Başkanıydı.

İskeletlere yeniden yüz giydirilecek

Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderilen kuyudan çıkan iki cesetle ilgili 17 ailenin başvurması nedeniyle iskeletlere Adli Tıp Kurumu’nda ‘Yeniden yüzlendirme’ metodu uygulanacak. Böylece iskeletlerin yakınları tarafından ilk önce teşhis edileceği buna göre eşkallere uyan yakınlara DNA testi yapılacağı öğrenildi.

Başka kuyudan üç ceset çıkmıştı

Mardin Katarlı Köyü’ndeki kuyudan çıkan iki iskeletten önce Cizre Silopi yolundaki bir kuyudan da 3 ceset çıkarıldığı öğrenildi. Şırnak Barosu bölgedeki 4 kuyunun daha açılması için Savcılığa başvurmaya hazırlanıyor. Tuncay Güney’in, Silopi’de öldürülerek asit çukurlarına atılan çok sayıda Kürt olduğunu öne sürmesi üzerine Şırnak Barosu suç duyurusunda bulunmuştu. Ölüm kuyularıyla ilgili star’a açıklama yapan Şırnak Baro Başkanı Avukat Nuşirevan Elçi, ‘Ergenekon iddiamanesi Tuncay Güney’e dayandırılıyor. Bu nedenle Güney’in asit çukurlarına atılan çok sayıda Kürdün bulunduğu yönündeki iddiaları üzerine Silopi Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduk. Ergenekon sanıklarının asıl çalışma alanları bölgemizdir. Körfez savaşından sonra atıl hale gelen Cizre-Silopi yolu üzerindeki dinlenme tesislerinden birindeki kuyuda 2004 yılında 3 ceset çıkarılmıştı. Aynı güzergahta bulunan başka tesislerdeki 4 kuyuda da cesetler olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle 4 kuyunun açılması için savcılığa müracaat edeceğiz’ dedi.

Tuncay Güney anlatmıştı

Ergenekon’un karakutusu Tuncay Güney, Katarlı’daki cesetler bulunmadan aylar önce, Küçük ve JİTEM’in Mardin bölgesinde infaz ettiği kişileri BOTAŞ tesisleri çevresindeki kuyulara gömdüğünü anlatmıştı. Faruk Arslan’ın ‘Karakutu: Ergenekon’un Karanlık İsmi Tuncay Güney’ adlı kitabında Güney’in şu ifadeleri dikkat çekiyordu: Küçük’ün ekibi ve JİTEM’cilerin kullandığı mekanlar buralarıydı. Net adres olarak, Habur sınır kapısına giderken Mardin’in eski ilçesi Cizre’den sınıra yakın yerde solda karşına bir tesis çıkar, askerler koruyordur. Orayı kazarsan çok ceset çıkar. BOTAŞ’ın Diyarbakır, Batman, Adıyaman’da da işletmeleri var, oralara da bakılsın.

‘Eşinin cesedi kuyuda’

Mardin Katarlı Köyü’nde 15 yıl önce eli silahlı kişilerce kaçırılan Yusuf Tunç’un eşine gelen ‘Yusuf’un cesedi üstü kapatılan kuyuda’ ihbarı ‘ölüm kuyuları’ için fitili ateşlemişti..

Reklamlar

2 Yanıt to “Ergenekon’un Ölüm Kuyuları”

  1. Sabahattin Talu 16 Nisan Perşembe 2009 14:35 #

    ORTADA KUYU VAR, YANDAN GEÇ

    Ne olduğu, kim olduğu, kim tarafından olduğu, nasıl olduğu, niye olduğu, ne anlamı olduğu, kim tarafından yönlendirildiği halen anlaşılamayan, sırasıyla muhabir, gazeteci, istihbaratçı ve son olarak haham gibi sıfatlara haiz ve şu an Kanada’da yaşayan Tuncay Güney adlı şahıs ortaya çıkıverdi.

    Haham Güney, “Ergenekon” soruşturması kapsamında tutuklu bulunan bazı emekli TSK mensuplarının, geçmiş dönemde Güneydoğu’da işlenen faili meçhul cinayetlerin sorumlusu olduklarını ve cesetlerin Silopi’de bulunan BOTAŞ’a ait “Asit Kuyuları”na atıldığını iddia ederek, bazı televizyon kanalları vasıtasıyla kamuoyuna açıkladı.

    1990 ve 1999 yılları arasında Devlet’e çalışan, bugün ise örgütün organizesiyle İsveç’e kaçarak PKK güdümüne giren, eski PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan da, yayımladığı kitabında, “Devlet tarafından o dönemde PKK’lı oldukları gerekçesiyle 600 insanın öldürüldüğünü ve bunlardan 28’inin cesetlerinin Silopi ve Cizre’deki kuyulara atıldığını” iddia etmiş, ancak yapılan araştırmalardan ciddi bir sonuç alınamamıştı.

    Aygan’ın geçmişteki iddialarına Güney’in taze açıklamaları da eklenince, Şırnak ve Diyarbakır Baroları ile Diyarbakır İHD Şubesi’nin başvuruları sonucunda, Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.

    Başvuru sahipleri, “Ölüm kuyuları” adını verdikleri asit kuyularının bir an önce açılarak, sorumluların cezalandırılmasını, DTP de, “İşte tam fırsat!” diyerek, kayıpları bulunan tüm ailelerin başvuru yapmalarını istedi.

    Ne acı değil mi; Devlet’i, kurumlarını, bazı şahısları, bırakın bunları, herhangi bir şeyi suçlamak adına ve bunu ispat etmek adına, ceset çıkmasını, belki de elleri ovuşturarak beklemek, istemek, arzu etmek!

    Bu arada BOTAŞ’tan, “Silopi’de bulunan BOTAŞ’a ait asit kuyuları iddialarının asla gerçeği yansıtmadığı, BOTAŞ’ın sulama amaçlı kullanılan kuyularının dışında herhangi bir kuyusunun olmadığı, ayrıca BOTAŞ’ın arazisi içinde bu tür faaliyetlerde bulunulmasının da söz konusu dahi olamayacağı” açıklaması geldi.

    Henüz soruşturma başlatılmış, kuyuların açılmasına yeni başlanmıştı ki, bizim bazı malum gazetecilerimiz, romantik yazar-çizerlerimiz ve bazı siyasetçilerimiz, “Bunun bir vahşet olduğu, bu askeri yetkililerin o bölgede yaptıklarının insanlık dışı olduğu, meğer Devlet’in terörle mücadele adı altında bölgede cinayetler işlediğini böylece öğrenmiş oldukları” gibi suçlayıcı söylemlerde bulundular.

    Yani, vahşi ve gaddar bazı askeri yetkililer tarafından, zavallı ve suçsuz insanlar öldürülüp asit kuyularına atılmıştı, onlara göre!!! Onlar da bunları sadece isnat varken ve hiçbir ispat yokken dillendirdiler.
    Gerçeği söylemek gerekirse, iddia edilen kuyulardan çok sayıda ceset çıkabileceğini ben de tahmin ediyordum, başlangıçta aynen onlar gibi. Ancak tek farkla.

    Çünkü, genelimizin bildiğine göre; o bölgede yüzlerce töre cinayeti işlenmişti bugüne kadar ve halen devam da ediyordu. Bırakın “namus” gibi hassas bir davayı, “Toprağıma girdin”, “Suyumu aldın”, “Tavuğumu ezdin”, “Çocuğumu dövdün”, “Hayvanıma kışt dedin” gibi son derece basit gerekçelerle, aileler ve aşiretler arasında yıllardır süren “kan davaları” yaşanmış ve halen de yaşanıyordu. Bu nedenledir ki, “o kuyulardan çok sayıda ceset çıkabilir belki” diye ben de düşünmüştüm.

    Ayrıca; Türkiye İnsan Hakları Derneği tarafından (ki bu dernek hakkında, “örgüt yanlısı olduğu” gibi uzun süredir çok ciddi görüşler var) yapılan açıklamalarda, “Türkiye’de yaklaşık 5000 kişinin öldürüldüğü ve bunlardan 1000 kişinin kayıp olduğu ve ölü olarak var sayıldıkları” iddia ediliyordu.

    BOTAŞ’a ait kuyularda kazı çalışmaları başlatıldı. Bu çalışmalara DTP’li belediyeler iş makineleri ile kazılara destek vererek özellikle katıldılar, Baro avukatları, DTP’li siyasetçiler ve bazı örgüt yandaşı temsilciler iştirak ettiler, gözlemlerde bulundular.

    Sonuç; iki kemik parçası ile bir fanila parçası. İncelenmek üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.

    Sonuç, beklentinin aksine hüsrana dönüşünce (Kolay değil, 1000 kayıp iddiası var), arkasından hemen bazı açıklamalar geldi aceleyle.

    DTP’li Ahmet Türk, “kuyuların temizlenmiş olabileceği” iddiasını ortaya atarken, kazılara iştirak ederek incelemeler yapan “Barış Meclisi” adlı oluşumun üyesi Av. Sezgin Tanrıkulu da, “Kuyuların açılması semboliktir. Yapılan kazılar, bütün faili meçhul cinayetlerin ortaya çıktığı anlamına gelmez” dedi.

    BOTAŞ kuyularının ardından, Silopi-Cizre karayolu üzerinde bulunan Sinan Lokantası bölgesindeki iki kuyuda kazılara geçildi.

    Buradaki sonuç ise; 9 kemik parçası, saç teli, kafatası gibi insana ait örnekler ile bere ve bez parçaları. Bunlar da İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.

    Şimdi soruyorum; madem, kuyuların önceden temizlenmiş olabileceğini düşünüyordunuz ve madem, kuyuların açılmasını sembolik olarak nitelendiriyordunuz da, neden eski bir itirafçı ile ne idüğü belirsiz bir şahsiyetin söylemlerinin arkasına takılıp, “çamur at izi kalsın” mantığına sığındınız!!!

    Yoksa, “Nasıl olsa kuyuları açmazlar ve böylece de töhmet altına kalırlar” diye mi düşündünüz!!!

    Yoksa amaç, sadece ve sadece dikkat çekmek ve seçimler öncesi gündeme gelmek mi idi acaba!!!

    Ama, bir faydanız oldu gerçekten. Tam olarak sizin gibi düşünmeseler bile, en azından olaylara, yaşananlara ve gelişmelere son derece romantik bakan, derinlemesine bilgisi bulunmayan, değerlendirme yapamayan veya bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan, değerlendirme yapmaya çalışan ve bunu satan, gerçekte zavallı bazı yazar-çizer ve güya düşünür takımının yanı sıra, niyeti öteden beri herkes tarafından bilinen bazı malum şahsiyetleri de ortaya çıkarttınız, kamuoyunun önüne attınız.

    Ortada “kuyular” vardı gerçekten, ama onlar, daha önce de olduğu gibi yine “yandan” geçemeyip, o kuyuların içine kendileri düşüverdiler.

    Sabahattin Talu
    sabahattintalu@gmail.com

  2. Sabahattin Talu 16 Nisan Perşembe 2009 14:33 #

    (SİTENİZDE YAYINLAYABİLİRSİNİZ)

    DELİNİN BİRİ, UYANIKLAR VE AKILSIZ BAŞLAR

    Bir süre önce, ne olduğu, kim olduğu, kim tarafından yönlendirildiği şüpheli olan ve Türkiye’den kaçarak Kanada’ya yerleşen ve bilahare “Haham” olduğunu açıklayan Tuncay Güney diye biri, aniden ortaya çıktı ve korkunç iddialarda bulundu.

    Haham Güney’in iddialarına göre; “Ergenekon” soruşturması kapsamında tutuklu bulunan bazı TSK mensupları, 90’lı yıllarda Güneydoğu’da faili meçhul cinayetler işlemişlerdi ve cesetler, Silopi’de bulunan BOTAŞ’a ait “Asit Kuyuları”na atılmıştı.

    Benzer iddialar, geçmişte PKK itirafçısı olan ve daha sonra İsveç’e kaçarak PKK güdümüne giren Abdülkadir Aygan tarafından da yapılmış ve soruşturmadan herhangi bir sonuç elde edilememişti gerçi ama, Ergenekon davasının kilit adamı ve bilirkişisi (!) GÜNEY’in iddiaları çok önemliydi ve derhal ciddiye alınmalıydı(!)

    Bilindiği gibi, Şırnak ve Diyarbakır Baroları ile Diyarbakır İHD Şubesi’nin başvuruları sonucunda, Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hemen soruşturma başlatıldı.

    Başta DTP olmak üzere, İHD ve TİHV gibi bölgedeki sivil toplum örgütleri (!) de peşi sıra işe koyuldular.

    Sevinçli bir telaş başlamıştı böylece.

    DTP’liler, “Kimin kayıp yakını varsa, hemen başvursun” diyerek kapı kapı dolaştılar, imza topladılar. DTP’li belediyeler, iş makinelerini kazı çalışmalarında gönüllü olarak görevlendirdiler. Diyarbakır Barosu, İHD ve TİHV şubeleri, gözlemci olarak kazılarda yer almak için sıraya girdiler.

    Ulusal basında, hemen hemen her gün, kazılarda çıkan küçük kemik parçalarından bahsediliyordu “ilk haber” olarak kulaklara, alt yazı geçiliyordu gözlere; “Bugün Cizre’de 2 kemik, bir çorap, Silopi’de 3 kemik, bir fanila bulundu. Toplamda; 17 kemik parçası, bir eldiven, 2 çorap, 4 saç kılı, vs”.

    Derken, bir ayakkabı eskisi bulundu. Fanila ve çorap neyse de ayakkabı önemliydi gerçekten. Çünkü, ayakkabı yüzünden Irak’lı gazeteci bir yıl hapis cezasına çarptırılmıştı helalinden.

    PKK ve DTP, bu kuyulara “Ölüm kuyuları” diyordu, ulusal televizyonlardaki Haber Müdürleri de.

    Gerçekte köşe yazarı olamayan, ancak “Köşe” olmuş bazı yazarlar da kalemlerinden kan akıttılar; “Bu ne vahşet böyle. Meğer neler yaşanmış o bölgede. Yazık. Sorumlular bulunup hemen cezalandırılsın” falan diyerek, öyle veya böyle bölgede görev yapmış insanları bir kalemde peşinen suçlayıverdiler kendilerince.

    DTP Genel Başkanı Ahmet Türk; “13 bin faili meçhulümüz var” dedi, dile kolay 13 bin!!! Büyük rakam!

    Gerçi İHD, 5 bin diyordu ama, keşke arasını bir bulabilseydik.

    Arasını ben söyleyeyim; 13 artı 5, bölü 2: 9 bin. Olsun, 9 bin de büyük rakam!

    Neyse, bulunan kemik parçaları, incelenmek üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.

    Bu arada, DTP’li Ahmet Türk’ün, “kuyuların temizlenmiş olabileceği” yönündeki iddiası ile “Barış Meclisi” adlı oluşumun üyesi Av. Sezgin Tanrıkulu tarafından yapılan; “Kuyuların açılması semboliktir. Yapılan kazılar, bütün faili meçhul cinayetlerin ortaya çıktığı anlamına gelmez” şeklindeki açıklamaları, biraz şüphe uyandırmış ve sanki muhtemel sonucun bir ön tedbiri gibi idi belki ama, biz yine de heyecanla sonuçları beklemeye koyulmuştuk.

    Ve nihayet Adli Tıp sonuçları geçenlerde açıklandı; “Bulunan kemik parçaları, insanlara değil hayvanlara ait”.

    Yalnızca o gün basına konu oldu bu açıklama ve hemen konu kapanıverdi böyle birden bire!

    Hani siz aklı evveller, günlerce manşetlere taşımış, alt yazı geçmiş, “ölüm kuyuları” diyerek, içinden çıkanların tek tek muhasebesini yapıp, her akşam bas bas bağırıp toplamını veriyordunuz da, haftalar süren bu yaygaranızı, neden böyle bir kalemde ve bir solukta sona erdiriverdiniz!!!

    “Ölüm kuyuları”(!!!) ile ilgili, henüz kuyular açılmadan önce yazmış olduğum “Ortada Kuyu Var, Yandan Geç” başlıklı yazımda ifade ettiğim şu cümleyi, müsaadeniz olursa bir kez daha tekrarlamak istiyorum.

    “Ortada kuyular vardı gerçekten, ama onlar (DTP’liler ve benzerleri), aklı evvel Köşe’ler ve Haber Müdürleri, daha önce de olduğu gibi yine ‘yandan’ geçemeyip, o kuyuların tam da içine kendileri düşüverdiler”.

    Son cümle; “Delinin biri kuyuya attı taş, yarıldı uyanık ve akılsız baş”.

    Sabahattin Talu
    sabahattintalu@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: