Muhsin Yazıcıoğlu’nun a-normal kazaları!

7 Nis

Türk siyaseti şüpheli kazalara alışık. Geçen hafta vefat eden BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu da 2007-2008 arasında benzer trafik kazaları atlattı ve hepsinden sağ kurtuldu. Peki, kamuoyundaki tereddütlere merhumun bakışı nasıldı?

Muhsin Yazıcıoğlu röportajını dinlemek ve indirmek için buraya tıklayabilirsiniz.

‘İçinden geçtiğimiz dönem itibariyle provokasyonlara müsait bir zeminde yaşadığımızı düşünüyorum. Onun için hep beraber dikkatli olmalıyız. Yani ben de dikkatli olmalıyım, başkaları da olmalı. Devleti yönetenler dikkatli olmalı. Hedef durumuna gelmiş insanlarla ilgili daha ciddi güvenlik önlemleri elbette alınmalı.”

25 Mart’ta Kahramanmaraş Göksun civarında bindiği helikopterin düşmesi sonucu vefat eden Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, geçen kasımda gerçekleştirdiğimiz röportajın sonunda bu ikazı dillendiriyordu. Onunla, şüpheli trafik kazalarıyla ilgili bir haber için görüşmüş, son 1,5 yılda kendisi ve eşi Gülefer Yazıcıoğlu’nun atlattığı benzer olaylara dair kamuoyundaki tereddütleri sormuştuk. Şüphelerini ‘doğrudan’ açıklamamaya özen göstermiş; fakat jest ve mimikleriyle imada bulunmayı ihmal etmemişti.

Aslında kamuoyu nezdinde, geçirdiği kazaların tarihleri de soru işaretlerine yol açıyordu. Çünkü 13 Mayıs 2007’de Sivas yakınlarında eşi, 21 Mayıs (Samsun-Ordu arası) ve 25 Ağustos 2007’de (Sivas) kendi ağır vakalar atlattı. Yara almadan kurtulduğu son olaysa 7 Haziran 2008’de Bolu Tüneli’nde gerçekleşti. Kimi yorumcular bu tarihlerin 27 Nisan e-muhtırası ve cumhurbaşkanlığı seçimi arasına denk gelmesine de dikkat çekiyordu. Çünkü merhum Yazıcıoğlu, millet iradesine dönük demokratik ‘dik’ duruşuyla temayüz ediyordu. Fakat kazaları bunlarla sınırlı değil. Aynı zaman aralığında Bolu Dağı civarında geçirdiği ve basına duyurulmayan bir olay daha var. Röportajımızın ‘kayıt dışı’ kısmında bizimle paylaştığı kazaya dair çevresinin ve şahsının şüpheleri açıktı. ‘Dilden dile dolaşan’ bir lafı da tebessüm ederek aktarıyordu: “Her istihbarat biriminin ustalık gösterdiği bir yöntem varmış. Bizimkiler de güya bu trafik kazalarında maharetliymiş!”

Nihayet vefatına yol açan helikopter kazası da benzer tartışmalar doğuracağa benziyor. Ergenekon Davası’nın 2. iddianamesinde, ‘uydu aracılığıyla’ uçak ve helikopterlerin düşürülebildiği iddiaları da gündeme gelince, daha şimdiden merhum Yazıcıoğlu’nun ölümü acabalara kapı açıyor.

KAZALARIN ŞEKLİ ŞÜPHE UYANDIRIYOR

– Adnan Kahveci, Recep Yazıcıoğlu ve Bedri İncetahtacı gibi isimlerin geçirdiği kazalar, geçen zamana rağmen konuşuluyor. Kimine göre sıradan gözüken vakalar genelde ‘şüpheli’ addediliyor. Sizce durum nedir?

Türkiye, trafik kazalarının çok yoğun olduğu bir ülke. Ancak bu kadar yoğun kaza içinde, görevi gereği çok kritik noktada bulunanlarla ilgili kazaların trafik kazası mı, trafik cinayeti mi, bir suikast yöntemi mi olduğu çokça gündeme getirildi. Burada, sizin söylediklerinize Esad Coşan Efendi’yi de ekleyebiliriz. Şüphe uyanmasının sebebi bulundukları konumları ve kazanın şekli…

Rahmetli İncetahtacı da çok kritik görevdeydi. Çok sevdiğim bir insandı. Mezarına da gittim. Çok yakın görüşürdük. Temiz bir Anadolu çocuğuydu. Öyle kritik bir görevdeyken kolay kolay kaza yapılmayacak bir mevkide, kaza geçirmesi şüpheyi artırdı. Ayrıntılarını bilmiyorum, şahsen bildiğim soruşturmaların sonucunda suikast olduğuna dair net bir bilgi çıkmadı. Ancak fren izinin bulunmaması, çok keskin olmayan bir virajda arabanın dümdüz şarampole gitmesi, dolayısıyla uzaktan kumandayla bunun yapıldığı iddia edildi.

Tabii Abdullah Çatlı’yla ilgili olan da çok speküle edildi. Rahmetli, o da çok yakın tanıdığım bir arkadaştı. Hâkim Akman Akyürek, İstanbul’a giderken yolda trafik kazasında vefat etti. Faili meçhul cinayetlerle ilgili komisyondaydı, aynı zamanda çok kritik bir davayı soruşturmak üzere İstanbul’a gidiyordu. Zaten kazadan sonra ortaya çıkan bilgiler, belgeler böyle kritik bir araştırma üzerinde olduğuna dairdi.

Rahmetli Yazıcıoğlu’ysa çok aykırı bir insandı. Doğrularını çok dümdüz söyleyebilen, aykırı davranışlar ortaya koyabilen ama son derece vatansever bir insandı. Geçirdiği trafik kazasındaki şekil, şüpheleri uyandırdı. Ama şahsen, bunların herhangi birisi için bu, evet bizzat suikasttır deme imkânına sahip değilim. Hususi bilgiye sahip değilim. Özel bir araştırma da yapmış değilim.

– Ön plandakilere dönük, istihbarat birimi ya da terör örgütü kaynaklı, benzer saldırılara dünyada sık rastlanıyor mu?

Evet, dünyada çok geçerli bir yöntemdir. En ucuz, bazen en garantili, hiçbir riski olmayan suikast yöntemi.

– Failleri açısından da garantili galiba…

Evet yani. Failleri için en az riske sahip bir yöntem. Dolayısıyla bunlar dünyada birçok yerde kullanılıyor.

– Son dönemde sık sık kaza atlattınız. ‘Benimkiler sıradan’ diyebilirsiniz ama ‘başkanım aslında bu böyle değil’ diyenler var mı?

Geçirdiğimiz kazalarla ilgili, şahsen normal kaza kabul ediyorum (Gülümsüyor).

COŞAN HOCAEFENDİ’YLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER

– Kamuoyu öyle kabul etmiyor ama…

Kaza olarak görüyorum. Öyle değerlendirdim. Arkasını araştırma gayreti içine girdim. Fakat görünüşte, kaza olmadığına dair bir bilgiye rastlamadım. Kazaların tartışılmasının bir sebebi, peş peşe olması. İkincisi, biraz normal olmayan şekilde gerçekleşmesi. Sonuçta, kaza yapmışlarla muhatap olduğunuzda, öyle bir şey tespit edemedim.

– Sizinkiler hakkında olmayabilir de diğerleriyle ilgili aklınızda hiç soru yok mu?

Bilmiyorum. Mesela, Esad Coşan Hocaefendi’yle ilgili çok önemli bilgiler gelmişti bana. Bunu o dönemde Avustralya’daki arkadaşlarla paylaştım. Birtakım araştırmalar yaptırdık. Türkiye’deki ismi geçenlerle ilgili de bu tür kaygıları insanlarımız kuvvetle savundu. Ve ben olabileceğini düşünüyorum.

– Tam aydınlanması mümkün değil mi? Zikredilenlerle ilgili anket yapılsa birçok insan ‘kesin suikast’ diyecek belki…

Bilemem yani… İyi hazırlanırsa herhâlde… (Duruyor.) Şimdi bak bizim, bir, Sivas’a giderken eşim kendi kullandığı arabayla kaza yaptı (13 Mayıs 2007). Orada, üç kadın arabada, eşim kullanıyor. Uzun süre taciz ediliyor, kırmızı ışıkta geçiyor bizimki kurtulmak için, o da geçiyor; bizimki yavaşlıyor o da yavaşlıyor, sonuçta kritik bir yerde bizim araba şarampole düşüyor, sonra gidiyor duvara çarpıyor. Allah korudu, çok ciddi aslında. Diğer araba da kaçıyor.

Yakalattım, yolda. İstanbul’dan bir arkadaş aradı, ‘Yeğenlerimi jandarma almış yolda. Başkanım ilgilenir misin?’ diye. Erzincan’da cenazeye yetişeceklerdi, dedi. Arayan tanıdığım bir arkadaş, yeğenleri olduğunu söyledi. Dedim onları ben yakalattım. Hanıma kaza yaptırmışlar. Yola çıkmıştım zaten, aradım hanımı. Dedi ki sen şimdi bunları affedersin, seni biliyorum. Kesinlikle affetme. Cenazeye gidiyorlarmış dedim, jandarma tutmuş, neticede cenaze, onları tutmanın anlamı yok. Şikâyetçi olma dedim. Cenazeye gidenler kahkaha atar mı? Bize kaza yaptırdılar, o zaman durup da ne oldu diye inip bakmaları gerekmez mi? Kaçar mı, dedi. Nasılsa tanıdım, şimdi meçhul değiller dedim. Yani tutuklanmaları ya da tutuklanmamaları bir şey ifade etmiyor. Sonra getirildiler, ifadeleri alındı. Şikâyetçi olmadık, gittiler. Araştırdım, soruşturdum, dayıları getirdi, özür dilettirdi. Ne diyebilirim… Arkasında başka bir şey görmedim.

Sonra Samsun-Ordu arasında (21 Mayıs 2007). Orada da eşim başka bir arabadaydı, bizim önümüzde gidiyorlardı. Onların arabası geçti ışıklarda, biz geçmeden onlarla aramıza bir minibüs girdi, direkt vurduk. Fren yapacak imkân kalmadı. Işığı ihlal ederek önümüzü kesti, vurduk. Baktık, geçmiş gün herhâlde bir ekmek fırınına ait arabaydı. Şoförü indi, eli ayağı titriyor. Hata yaptım dedi, özür diledi. Emniyete söyledik, arkasını araştırın dedik, sorduk soruşturduk, orada bir fırıncı, netice itibariyle, o kadar…

BİLHASSA SUŞEHRİ ANORMAL

– Susurluk’taki de bir kamyoncuydu…

Sonra, hâlâ tek kalan, Suşehri’ndeki kazadır (25 Ağustos 2007). Gece 11-11.30 arası… Daha anayola yeni çıkmıştık. Arabamız bir şeye vurdu. Hafif yağmur yağıyordu. Sol ön aynanın oradan başlayarak en arkaya kadar kaportamızı katlayarak götürmüş, zor durabildik ileride. İndik arabamızın sağına soluna baktık. Şoföre sordum neye vurduk? Dedi ki bilmiyorum. Koruma polisi dedi ki karşıdan gelen traktöre vurduk. Şoför korumayı doğrulayamadı. Stop lambaları yanan iki araç gidiyordu, Erzincan tarafına. Yanımıza gelen araçlardan birini peşlerine gönderdim. İki kamyon. Herhangi bir yerinde bir şey bulunamadı. Zaten kabul etmediler. Koruma polisim de ısrarla traktördü dedi. Ama traktör bulamadık. Bir yerleşim yerinden geçiyorduk, oradaki bir bahçeye girdi, saklandı mı diye araştırttık. Bize vurduğuna dair bir şeye rastlayamadık. Çok anormal ama böyle. Emniyet geldi araştırdı, sonuç çıkmadı. Ve öyle kaldı.

Sonra Bolu Tüneli’nde (7 Haziran 2008)… Tüneldeki sağ şerit dubalarla kapatılmış. Üç şerit ikiye inmiş. Son sol şeritten geliyoruz, otoban olduğundan süratimiz çok fazla. Tünele girdik, tam hafif bir virajı var içinde, orayı döner dönmez, sağımızdaki kamyon sol şeride girdi ve kapattı önümüzü. Tünel olduğundan sola kaçma imkânı yok. Ve direkt frene bastık, vurduk kamyona arkadan. Bizim arabamız dört çekerli Mercedes. Bunlar çok güçlü, benim arabam değildi. İstanbul il başkan yardımcısının arabasıydı. Eğer araba ve fren sistemi çok güçlü olmasa çok kötü sonuçlarla karşılaşabilirdik.

Vurur vurmaz, airbagler patladı, içinde kaldık. Hemen kapıyı açtım ve geriye doğru koştum. Zincirleme kazalar olmasın diye, dubaların yerlerini değiştirerek tedbir almaya çalışıyorum. Süratle gelen araçlar benim değiştirdiğim dubaya vurup gidiyor. İçerisi korna sesleriyle doldu. Onunla uğraşırken, şoför de peşimden gelmiş, o da benimle değiştiriyor. İlk o tedbiri aldık. Ne oldu kamyon dedim. Kamyon çekmiş gitmiş, kaçmış. Tabii, emniyet geldi. Baktılar, güvenlik kamerasından, plakası tespit edilemiyor. Gözükmüyor, kameraya girmemiş. Ama kapalı bir kamyon, rengini tespit ettiler. İleriye talimat verdiler, yollar tutuldu. Bulunamadı. Sonunda Bolu Oto Sanayi Sitesi’nde tamir yaptırırken yakalandı.

Orası jandarma bölgesi. Jandarma ve Bolu Emniyeti hassasiyetle durdu. Sekizde sekiz karşı tarafa verdiler kabahati. Aytaç firmasına ait bir kamyonet olduğu anlaşıldı. Aradan uzun zaman geçtikten sonra da şoförü görevden almışlar. Bir yakını bana ulaştı, dedi ki görevden aldılar mağdur. Çoluğu çocuğu var. Firmanın genel müdürünü aradım. O da ceza yazısı bize geldiği zaman arabamız olduğunu anladık dediler. Ceza gelene kadar arabamızın kaza yaptığını bilmiyorduk, dediler. Sonra bize haber vermedi. Dolayısıyla size geçmiş olsun da diyemedik, bunu da bilmiyorduk. Biz de bundan dolayı onu görevden aldık dediler. İmkân varsa işine devam etsin diye ricada bulundum, çoluk çocuk çok mağdur olmuşlar diye. Onlar da zamanında haber vermediği için, bizi böyle büyük bir zarara soktuğu için görevden aldık dedi.

Onu da araştırdığımda mütedeyyin bir ailenin çocuğu, bildiğimiz bir işte çalışan şoför. Yani ne diyebilirim? Tabii kaza yaptığında durmalıydı. Koşup gelmeliydi. Yapabileceğim bir şey var mı demeliydi. Öyle yapmadı. Şimdi diyor ki korktum kaçtım. Arabada diyor önde ışıklar var, onları görünce diyor, ciddi bir kaza yaptığımı anladım ve kaçtım. Bilmiyorum öyle diyor (Gülümsüyor)… Şimdi orada çok ağır çıkabilirdi. Çünkü Allah’tan korumam yoktu, sağ koltuğa kadar çöktü araba. Ön koltuğun üstündeki tavan delindi. Allah korusun ölü çıkabilirdi, ağır yaralı olabilirdi. Yani kaza yapanın kaçması mı gerekiyor?

– Peki, bu gibi olaylarla ilgili dikkat edilse ya da önlem alınsa diyeceğiniz kurumlar ve isimler var mı?

Böyle diyebilmem için bir bilgiye sahip olmam lazım. Ama özellikle bir seçime gidiyoruz, küresel krizin sahillerimizi yaladığı bir dönemdeyiz ve Amerika’da yeni bir seçim olmuş, bütün Ortadoğu’yu ilgilendirecek kararların arifesindeyiz. Komşumuz İran’a yönelik müdahale taleplerinin yoğunlaştığı bir dönemdeyiz. Böylesi anlarda her zaman içeride bizi zayıflatmak, kendi derdimize düşürmek ve çevremizdeki sorunlara müdahale edemeyecek hâle getirmek isteyenlerin her türlü komplolarına açık bir dönemdeyiz. Enerjimizi içeride tükettiğimizde ya da iç gündemlerden kopamadığımızda çevremizdeki müspet gelişmelere öncülük yapamayız. Menfi gelişmelere müdahale edemeyiz.

Türkiye, komplolara, provokasyonlara açık bir ülke olmuştur. Çoğu zaman ajanların cirit attığı bir ülke diye ifade edilmiştir. Bunları devlette sorumluluk mevkiinde bulunmuş, özellikle istihbarat sorumlusu, içişleri bakanlığı yapmışlar söyledi. Bunlar karşısında devletin tabii ki inisiyatif alması lazım. Bu tür yasa dışılıklara müsaade etmemesi lazım. Bu da demokratik şeffaf bir yönetimle mümkündür. Teknik ve fiziki istihbaratın iyi yapılmasıyla mümkündür.

Sonuç olarak, içinden geçtiğimiz dönem itibariyle provokasyonlara müsait bir zeminde yaşadığımızı düşünüyorum. Onun için hep beraber dikkatli olmalıyız. Yani ben de dikkatli olmalıyım, başkaları da olmalı, devleti yönetenler de olmalı. Hedef durumuna gelmiş insanlarla ilgili daha ciddi güvenlik önlemleri elbette alınmalı.

kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=32721

Reklamlar

Bir Yanıt to “Muhsin Yazıcıoğlu’nun a-normal kazaları!”

Trackbacks/Pingbacks

  1. Muhsin Yazıcıoğlu Bir Suikast Kurbanı mı? « Haber Merkezi - 7 Nisan Salı 2009

    […] Muhsin Yazıcıoğlu’nun a-normal kazaları! « Haber Merkezi Cevabı iptal etmek için buraya tıklayın. […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: