Dersim’de ağlayacak anaların kalmadığı yılın hikayesi

23 Kas

Gazeteci Yavuz Semerci’nin yazdığı Dersim hikayesinin kahramanının babası olduğu ortaya çıktı..
CHP’li Onur Öymen’in Dersim açıklaması, 1936-38’de yaşanan, birçok insanın bugün hiç bilmediği yaraların yeniden kanamasına ve yaşananların araştırılmasına sebep oldu. En ilginç anılardan biri de Yavuz Semerci’nin önceki gün yazdıklarıyla gün yüzüne çıktı. Anlatılan gazeteci Yavuz Semerci ve son dönemin en milliyetçi sinema filmi olan Nefes’in yönetmeni Levent Semerci’nin babasının hikâyesi. Her şey Dersim’de üzerine kurşun yağdırılan bir konakta başlıyor, Afyon’dan bir yetimhaneye oradan bir Çanakkale gazisinin evine kadar uzanır.

AĞLAYACAK ANALARIN DA ÖLDÜRÜLDÜĞÜ YIL
“Yıl malum yıl. Herkesin unutmaya çalıştığı yıl. Ağlayacak anaların da öldürüldüğü yıl. Yani ağlayacak ana kalmadığından ağlama derdinin olmadığı ve kimsenin üzülmediği yıl… Hikâyemiz, o günlerde Dersim diye bilinen Tunceli’nin Hozat kazasının bir köyünün 1 kilometre ötesinde 1’i ağanın konağı diğeri evi vebir de taş ahırın olduğu mezrada geçer…

TÜM KADIN VE ÇOCUKLAR KONAĞA
Hava kurşun gibi ağırdır… Haberler iyi değildir. Ama bir umut var bu bölgede yaşayanlar için. Çünkü dağa çıkılmamış, askere karşı silah kuşanılmamış. Yani devlet en fazla buralardan sürer bizi demektedirler. Allah’ın bir günü. Çamur yoldan sabahın köründe, o lanet ayazında dağ taş asker dolar. Erkekler ile kadın ve çocuklar ayrılır. Çavuş kadınlara karşı gayet kibardır. Hatta kendilerine çay yapılmasına izin verirler. Bir süre bu emirden emin misiniz sorusunun yanıtı beklenir. Emir doğrudur ve kesindir ve tekrarlanır ve bir daha tekrarlatılmaması için uyarılır komutan. Askerler çaylarını bırakır, çatılmış tüfekler alınır ve tüm kadın ve çocukların konağa girmesi istenir.

HAK’KA YÜRÜME ZAMANI
İstenmez, emredilir. Az önce çay veren kadının yediği dipçik yeteri kadar açıktır. Erkekler zaten yoktur. Ve kendilerinden birkaç saattir haber alınmamaktadır. Konağın şömineli odası 30, bilemediniz 40 kişi alır. Çoluk-çocuk 100 ’e yakın insan evi zorla sokulur. Artık çocuklar ağlamaktadır. Odanın içinde herkes bağırmakta, kendilerini içeri iten askere lanetler yağdırmaktadır. Yaşlı ve bilge kadınlar Hak’ka yürüme zamanının geldiğinin farkındadır.

HİKAYEYİ SADECE RÜYALARINDA HATIRLAMAKTADIR
Hikâyemizin kahramanı, ağanın oğlu, o sırada anasının kucağında şöminenin dibinde muhtemelen ağlıyordu. Muhtemelen çünkü hikâyenin bu kısmını sadece rüyalarında o da hep değişik ve anlaşılmaz bir şekilde hatırlamaktadır. Daha sonra yıllar geçtikten sonra anlar ki o rüyada ağlayan kadın kendi anasıdır ve ondan özür dilemektedir. Niye özür dilediğini önce anlamaz. Sonra ben seni koruyamadım sen çocuklarını koru dediğini anlar bir rüyasında…

SONLARI BELLİDİR
O gün, o lanet gün o odadakiler bilmez ki, kasabanın dibine kadar yürütülen erkekler dere kenarında kurşunlanmıştır. Ve elbette bilmezler ki o gün binlerce insan sadece ve sadece Kürt-Alevi olduğu için öldürülecektir. Ve bilmezler ki birkaç dakika içinde onlarında sonu bellidir.

KAHRAMANA ÜÇ KURŞUN
Önce, tek odalı konağın hepsi ön yüze bakan 3 penceresi dipçiklerle kırıldı. Ve sustular. Sonra sadece mermi sesi vardı. Ve hemen ardından odaya birer ikişer atılan bombalar patladı. Birkaç dakika sonra içeri giren kimi asker süngüleriyle yaşayan yoklaması yaptı. Muhtemelen emri uygulayan ama tek kurşun bile sıkmamış çavuşun bağıran sesi duyuldu, “Herkes odadan çıksın…” Kahramanımıza anasını delip geçen üç kurşun isabet etti. Ama öldürücü değildi.

KATLİAMDAN SADECE 3 KİŞİ KURTULUR
4-5 saat önce, askerler henüz çay içerken, yaşlı bir kadının uyarmasıyla dağa kaçan 3-5 genç çocuk askerlerin gidişiyle konağa geri gelir. Birisi de hikâyemizin kahramanının kardeşidir. Katliamdan sadece üç kişi kurtulmuştur. Ağır yaralı kadına bir parça ekmek ve biraz da su bırakılır. Ve ardından dağa çıkılır. Katliamdan kurtulmayı başaranlar ile birlikte dağlarda, mağaralarda hayvanlar gibi saklanarak birkaç hafta geçirilir. Kahramanımız yaralı ve çoğunlukla ağlamaktadır. “Dereye atalım ” diyenler çıkar… Çünkü ağlayan çocuk nedeniyle askerler yerlerini tespit edebilir diye korkuyorlardı. Bir keresinde ağabeyi yıllar sonra ona “Mağaranın yakınına askerler geldi. Sesin çıkmasın diye ağzını kapattım ve az daha seni kendi ellerimde boğuyordum” der.

KÜRT OLDUĞUNU YILLAR SONRA ÖĞRENECEKTİR
Ağa çocuğu olması ve ağabeyinin koruyuculuğu sayesinde öldürülmekten ikinci kez kurtulmuştur. Henüz 6 yaşındadır ve devletin af ilan etmesinin ardından sürgüne gönderildiği yerde hayatı değişecek ve Kürt olduğunu yıllar sonra öğrenecektir. Ama tercihini yapmıştır artık …

AFYON’A SÜRGÜN
Af ilan edilmiştir. Dağlarda dolaşanlar, artık askere yakalandıkları an kurşuna dizilmeyeceklerini anlamıştır. Ve teslim olurlar. Kan kokan Dersim’den, Anadolu’ya zorunlu göç başlamıştır. Kayıtlar, resmi ve gayri resmi rakamlar ne der önemi de yoktur. Afyon’a giden kafilenin içinde anaları konakta öldürülmüş, babaları ve dedeleri ise bir dere kenarında (aynı gün) kurşuna dizilmiş ağabey-kardeş de vardır: Koç Mustafa Ağa’nın oğlu Hıdır’dan olma, Geyik’ten doğma Hayri (12) Ahmet (kayıtlarda 6 gerçekte 3 yaşında).

Uzun süre sonra ilk banyo, Afyon Çocuk Esirgeme Kurumu’nda alınır. Sıcak yemek, kıyafetler… Afyon onlara kucak açmıştır. Ve her çocuk gibi onların da bir aile tarafından evlat alınması amaçlanmıştır. Ağabey büyük olduğundan şansı yoktur ama onun vardır. Çünkü çocuksuz aileler geçmişi hatırlamayacak kadar küçük olanları tercih etmektedir.

SENİ İLK GÖRDÜĞÜMÜZDE SEVDİK
Deli Çavuş… Adı hep öyle kalmış. Çanakkale Savaşı’nda gösterdiği cesaretten bu lakap verilmiş ve hep böyle anılmış. Karı-koca en büyük dertleri çocuk sahibi olamamak. Ve derler ki sonra, “Seni ilk gördüğümüzde sevdik. Kocaman gözlerin, kıvırcık simsiyah saçlarınla, yaralı yüzünle paçamıza yapıştığında kararımızı vermiştik. Sen bizim oğlumuz olacaktın…”
Fakir bir Anadolu kentinde, sevgi dolu bir ailede geçen 15 yıl. Okutulan, el üstünde tutulan gözbebekleri gibi bakılan bir genç.

ASKER OLMAK EN BÜYÜK ARZUSU
Okul çıkışlarında önce babanın semer dükkana gidiyor. Bir yandan baba işi öğreniliyor bir yandan sanat okulunda meslek sahibi oluyor. Babanın askerlik anılarıyla büyüyor. Asker olmak en büyük arzusu. Deli Çavuş’un oğlu olmak en büyük gurur kaynağı…

ANNE BEN ÜVEY MİYİM
Bir gün okul çıkışında, yolunu, zayıf çelimsiz, Türkçesi bozuk birisi keser. Hikâyesini anlatır ve onu gerçek evine götürmeye geldiğini söyler. Karşısındaki genç yıllar önce Afyon Çocuk Yurdu’ndan kaçan ve memleketine dönen ağabeyidir. Üç gün inanmaz. Gördüğü kabuslar ile kendisine anlatılanlar arasında paralellik kurar. Hayatta en değer verdiği anne ve babasının üvey olma fikrini üç gün sonra taşıyamaz hale gelir. Ve o okul çıkışı, eve varır ve anasına “Ben üvey miyim” diye sorar…

AĞABEYİMİN YANINA GİTTİM
“Annem ağlamaya başlayınca gerçeği anladım. Tek kelime etmedi ve sadece ağladı. Ve hemen evden kaçtım. Beni bekleyen ağabeyimin yanına gittim ve ilk trenle Elazığ’a geçtik. Oradan da köye…”

SUNNİ GENCİN KAFASI KARIŞIKTIR
Ancak Türk örf ve adetlerine göre büyüyen, Sünni olan gencin kafası karışıktır. Her şey kendisine yabancıdır. Alışmaya çalışır. 6 ay sonra haber gelir. Üvey annesi hastaneye kaldırılmıştır. Ve bir gün Deli Çavuş’u karşısında görür. Üvey babasını. “O gün anlamıştım beni sevgiyle büyüten bir anam ve babam var. Ve her ikisi de sağ…” Ve her şeyi geride bırakır… Ağabeyine tüm mallardaki hakkından vazgeçtiğini söyler. Tüm akrabalarıyla vedalaşır ve Afyon’a bu kez gönüllü döner.

BİR DAHA KONUŞMADIK
Yıllar sonra o günü oğullarına şöyle anlatır: “Afyon garında üvey annem ve benden çok önce geri dönen babam vardı. Anam tek kelime etmedi. Sarıldı eve gidene kadar bırakmadı. Ağladı. Ne yaptığımı o gece anlattım. Sonra bir daha bu konuyu hiç konuşmadık. Ne o sordu ne de ben anlattım..”

KIZILBAŞ BİRİYLE NEDEN EVLENDİN
Elbette anlamışsınızdır. Tek odaya tıkılan 100 kişinin üstüne kurşun yağdı, oradan sağ kurtulan üç kişiden biri benim babamdı. Yani bu hikâyedeki kişi… Hikâyesini en azından ben gençlik dönemine girdiğimde ve siyasete ilgi gösterdiğimde öğrenmiştim. Her muhafazakar Türk’te rastlayabileceğiniz Kızılbaş alerjisi annemde de vardı. Ömrünün son zamanlarında takılırdım, “Kızılbaş biriyle neden evlendin” diye…

NE BİLEYİM KÖKÜ KÜRT
“Ah be oğlum ne bileyim bunun kökü Kürt. Öğrendiğim gün evi terk ettim. Ama Afyon’dan anası geldi. O benim oğlum. Öz ve öz Türk dedi… Bizi tekrar bir araya getirdi. Baban hep Sünni’ydi. İyi ki ayrılmamışım…” Aslına bakarsanız, rahmetli annem de Rus baskısından kaçan Çerkez göçmeniydi. Bunu da annem öldükten sonra araştırmıştım. Rusya’dan Lübnan’a Trabzon ve ardından Bayburt ve Erzurum’da kök salan bir aile…

BİRİ TÜRK DİĞERİ KÜRT İKİ KARDEŞ
İşte böyle… Biri Türk diğeri Kürt olan iki kardeş ancak bu coğrafyadan çıkar. Biri Sünni diğeri Alevi… Çerkez gelip, Türkleşenler de bu coğrafyada bulunur. Çerkez’in Türkleşeni ile Kürdün Türkleşeninin evlenip bu vatana hizmet eden çocuklar da bu coğrafyadan çıkar. Zorunlu veya gönüllü asimilasyonun ağası da bu topraklarda yaşanır.
Ve kendimi bu ülkeye, bu topraklara ait hissetmekten hiç vazgeçmedim. Tüm acılara, geçmiş hatalara rağmen kendi kimliklerimizi gururla ifade edeceğimiz, etmekten korkmayacağımız tek rejimin demokrasi olduğunu en iyi bilen kuşağız. En azından ben öyleyim…”

5 Yanıt to “Dersim’de ağlayacak anaların kalmadığı yılın hikayesi”

  1. samih 2 Aralık Çarşamba 2009 16:49 #

    icler acisi daha nekadar budurum da cocuklar var ne aci hitlerden israilden türklerin farki ne? özür dilenip katiller yargilanip insanlaratazminat ödenip seyit riza ve arkadaslarinin mezarlari verilsin anit yapilsin tamda dersimin icinde

  2. selda 23 Kasım Pazartesi 2009 18:00 #

    Aslında onur öymen anlatacaklarını anlatamadı bence ve yanlış anlaşıldı akabinde geri düzenlemede yapamadı ve hükümet olsun muhalefet olsun anladıkları şekilde yüklendiler üzerine,bence yanlış anlaşıldı

  3. İsmet 23 Kasım Pazartesi 2009 1:02 #

    Katliamcıların neden olduğu bu yazıyı ağlayarak okudum.

    insanlığın bittiği andır bu.ancak bu acıları yıllarca nasıl unutturdular nasıl bilemedik yaşayanlar bile unutmak istediler o kadar ki katillerine aşık bile oldular sağol ONUR ÖYMEN bizi kendimize getırdın kafamıza vurup hatırlayın siz kızılderıli katliamlarını aratmayan bir soy kırıma uğradınız dedi.

    Gayrı bu acı ile sonsuza kadar yaşarız gayrı unutmayalım bir daha yaşanmaması için unutmayalım.

  4. Gözlemci 23 Kasım Pazartesi 2009 1:00 #

    Bu ve benzeri daha çok olayları büyüklerimizden sürekli dinlerdik, maalesef benzeri vakaları yeni nesillere aktarmak yasaktı. Bölücü, laikliK karştı, anti kemalist diye yaftalanma ve cezalandırılma korkusu bu tür olayları açıktan konuşmamızı engelliyordu.

    Hadisi-i şerifte şöyle buyuruluyor.Küfür üzerine kurulan bir devlet ayakta kalabilir ama zulüm üzerine kurulan bir devlet asla.

    O yüzden millet olarak artık bazı kalıplar ve saplantılardan vazgeçmenin zamanı geldi.
    Ama işin aksi tarafı Alevi Kardeşlerimiz Atatürk sevgisi ve Sunni korkusu ile uyuşturulmuşa benziyor.

    Artık onlarda gözlerini açmalı Alevi-Sünni fark etmez asıl olan bu milletin barışıdır.

  5. big bang 23 Kasım Pazartesi 2009 0:52 #

    Bizim milletimiz böylemiydi?
    Devlet, kendi ülkesinde isyan eden kendi evlatlarına böyle bir vahşeti reva görebilir mi?

    O zaman yunan’dan, israil’lilerden ne farkımız kalır? Masum ile zalimi ayıramayacaksa, bırakın masumu, kadın bebek dinlemedn öldürmek insanlığın hangi yönüyle savunulabilinir?

    Bunu kendi insanına nasıl yapar bir devlet.Devlet dediğin hakkı hukuku tesis eder vatandaşını mutlu kılar, başkada bişeye karışmaz. O zaman israillilerin filistinlileri öldürmelerine neden tepki veriyorsunuz? ki onlar farklı din ve milletler olduğu halde.

    Hukuku ve demokrasiyi sadece kendilerine göre algılayanlar unutmasınki, evrensel hukuk bir gün kendilerinede lazım olacaktır.
    Hiç ibret almazmısınız?

    Zamanında devlet kadrolarının içine sızıp, her türlü haksızlığı ve hukusuzluğu yapanlar, ve bu uygulamalarından mağdur olmuş milyonlarca insanlar, avrupa insan hakları mahkemesine gittikklerinde, o zaman baskıyı yapanlar bunlar ülkeyi dışarı şikayet ediyor bunlar vatan hainleri derlerdi.
    Yaptıkları zulümlerin ülkede saklı kalmasını isterlerdi.şimdi ne oldu?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: