Afgan savaşı ve entelektüel korkaklık

6 Mar

afgan savaşı

Bazılarının entelektüel korkaklığı çoğunluğun gözünü kör etmemelidir çünkü Afganistan’daki savaş ahlâken savunulamaz ve askerî olarak da kazanılamaz!

Esnek Afgan Savaşı Hedefleri: Ve Ezip Geçen Istırap
Ramzy Baroud*
Washington ve onun sözcülüğünü yapan medya, yıllardır bize, Afganistan’daki akılalmaz savaşı satmaya çalışıyor. Medya bizi, savaşın hatasız askerî mantık ve ahlakî değer açısından doğru bir karara olarak ikna etmeye çalışırken, hakikatte ise savaş, şifresi çözülemeyen hedefler, bazı ülkelerin, taşeron şirketlerin ve her çeşit firmanın kısa yoldan dolar kazanmak için dâhil olduğu trajik bir macera olarak kaldı.

Bazılarının entelektüel korkaklığı çoğunluğun gözünü kör etmemelidir çünkü Afganistan’daki savaş ahlâken savunulamaz ve askerî olarak da kazanılamaz!
Birleşik Devletler’in Afganistan’da ölümcül maceraya devama kara kılması, sadece ve sadece gücü ve epey bencil politik mantığı açısından anlaşılabilir.
Gelin, 2001 yılındaki başlangıcından beri bu savaşa nüfuz etmiş bazı saçma faraziyeleri bir kenara atalım. İlk olarak, bize, bu savaşın el-Kaide’yi saf dışı bırakmayı hedeflediği söylendi. Buna ilaveten, Orta Doğu’da Karşı Terör Daire’sinde Şef olarak çalışmış, emekli bir CIA İstasyon Şefi “el-Kaide’nin Afganistan’da bittiğini” açıkladı. Şef, şu tartışmalı sözleri de söyledi: “Obama da selefleri gibi, “biz orada terörizmle savaşıyoruz” diyor. Bu kesinlikle doğru değil. Mesele temel olarak karşı direniş sorunudur.”
Gerçektende, en ateşli ve savaş taraftarı şahinler bile, el-Kaide ile Taliban arasındaki bağı tasvir edebilmek çabası içinde kıvranıp, duruyor. Şayet bu bağ telkin edilebilirse, el-Kaide ile Pakistan aşiret bölgesi arasındaki bağlar ve böylece de, Afganistan’da değil ama Pakistan’ın bir kısmındaki “tartışmalı” eylemler kolayca isbat edilir.
ABD ve müttefiklerinin askerî rastgele “stratejisine” teşekkür ederiz. Çünkü el-Kaide bütün yönlere yayıldı ve askerî hiyerarşi içinde merkezden emir almaksızın dünyanın değişik yerlerinde birçok el-Kaide vurucu cepheleri ihtisaslaştı, El- Kaide’yi ilham edinmiş gruplar ve ferdi eylemciler şimdi, farklı saiklere bağlı olarak, yerel hedefler üzerine odaklanıyor.
Afganistan’da, bu kadar büyük ve abes ateş gücüne ve de askerî yayılmaya rağmen dehşet verici bir hayranlık uyandıran el-Kaide değilse, ne peki? İdealistlerin geldiği yer burası. Onlar, bir inşâ etmek, Batı tipi demokrasi getirmek ve bölgesel güvenliğin sağlanması gibi şeylerden konuşuyor. Bu idealistlerden bir kısmı söylediklerinde samimiler ve askerî harekâtlara inanmıyor, Stanley McChrystal’in kırsal alandaki ölümüne savaşmasını ise, bu savaştaki niyetleri daha da büyüteceğine inanıyor. Bu idealistler hâlâ, kan gölü meydana getirmekten başka bir şeyle neticelenmeyen bu savaşa – başlangıçta aşrı şekilde bahsedilen, Afgan kadınların haklarının korunması, teröristlerden kurtarılarak özgürleştirilmesi, demokrasi getirilmesi ve milletin yeniden inşâsı gibi-, iyi niyetlerle dolu bu illüzyona yardım etmekteler. Bizler, bir fayda getireceği oldukça şüpheli savaş metodları konusunda, bu idealistlerle anlaşamıyor ancak, onların bütün niyetlerine hâlâ inanıyorsa ta, bu idealistler, bu tür pozitif terminolojiyi kullanarak ısrarlarında devam etmekle, Kabil’in politik elitine olduğu gibi, Washington’daki siyasî elite de destek vermeye devam etmekte.
Demokrasi ilhamı, yeni bir millet inşâsı hararetini içimize sindirebilmek için, ABD’nin 2001 yılındaki Afganistan işgaliyle beraber dünyadaki gerçek demokrasi hareketlerini boğduğunu da hatırlamak gerekir. Lübnan ve Filistin bunun en açık misallerindendir. Milletin inşâsı için, Afganistan’daki yıkıcı savaş için harcanan yüksek meblağı ve Afganistan’ın taş devri ekonomisini canlandırmak için az bir para toplayan Kabil’deki kokuşmuş rejimi ayakta tutmak için harcanan masrafları bir kıyas edin. ABD savunma bütçesi bu yıl, İç Güvenlik servisi için harcana 42 milyar dolar hariç, 693 milyar doları aştı. Costofwar.com sitesine göre, sadece Afganistan işgali için harcanan para 256 milyar doları aştı, Irak ve Afganistan’la birlikte 1 trilyon dolara yaklaştı.
Afganistan’daki savaş hiçbir ahlakî temelde savunulamaz. Resmî Afganlı sivil ölü sayısı2009 yılı için 2,412 olarak sayıldı, ama gerçek rakam, daha fazla, daha da yüksek, çünkü güneyde ve doğuda, dışarıdan kimsenin girmediği uzak köylerde çürümüş cesetler bu rakama dahil değil. BU masum insanların ölüsü, hâlâ birkaç kişinin, savaş felaketiyle ahlâki ve manevî bir bağ kurmaya çalıştığında, sadece sessiz kalmaktadır.
Savaşa destek veren herkes aldatılmış değil tabii. Bazıları, Afganistan’daki bu savaşın zati itibarıyla, politik ve stratejik çıkar arayışı olduğunu anlıyor, içlerinde, Telepgraph’ta, “Hindistan ve Pakistan, Taliban’ın yıkılması için baltalarını gömmelidir” yazısıyla bu savaşa hak veren Con Coughlin’in de dahil bazıları, bu savaşı hâlâ hoşgörüyle karşılıyor.
Hindistan-Pakistan uzlaşması bir başkasının gücünün kırılmasında potansiyel bir fayda olacak kadar görülmektedir. Ve dikkat ettiğinizde, gayesiz bir teröristler gurubu değil aksine, iyi yetişmiş, köklü isyan, popüler direniş, kırılmanın bedeli bu başka birileri onbinlerce masum insan olmaktadır. Coughlin, Afganistan, Pakistan ve başka herhangi bir yerde olsun, her birinin farklılığı ve her durumu anlamada ve takdir etmede başarısız kalarak, aynı “kibirli” ve “genelleştirilmiş” dille çökertilecek “militan İslâmcı gruplar” demektedir. Coughlin lakayt bir şekilde, İslamabad’daki yönetici sınıfın hayatta kalması yerine”, bu militan grupların tehlikesi hakkında yazmaktadır. Yalnızca İslamabad ve Kabil’deki değil, Delhi’deki yönetici sınıfların da hayatiyetin korumak için bütün bölgeyi gayrete getirmeye çalışan, Washington Özel Temsilcisi Richard Holbrooke’u haklı çıkarmak için, ne kadar da zorlama bir mantık bu!
Afganistan’daki savaş, sizin- koşarak hiçbir yerde askere gitmeyeceğiniz bir hedef aramaya dönüştü. Askerî, politik veya ahlâkî olması gereken, her zeminde, saçma ve savunulamazlığı ispatlıyor. Şu da var ki, Havilan Smith’in katı düşüncesinde neticelendirdiği gibi “yardımsever özgürleştiriciler olarak bizim ne düşündüğümüz gerçekten mesele değil, gerçek mesele Afgan halkının bizi yabancı işgalciler olarak gördüğüdür.” Bu gerçekle ne zaman yüzleşeceğiz?
* Remzi Baroud (www.ramzybaroud.com) uluslarası dayanışmacı köşe yazarı ve Palstinechronicle’ın editörüdür. Son kitabı “Babam bir Özgürlük Savaşçısıydı: Gazze’nin Söylenmemiş Hikayesi- Pluto Pres Yayınları-Londra)"My Father Was a Freedom Fighter: Gaza’s Untold Story" (Pluto Press, London)
Bu makale gazeteci-yazar Fazıl Duygun tarafından timeturk.com için tercüme edilmiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: