ÂHİRET GÜNÜ

20 Nis

 

Önsöz

Ölüm Âhirete giden yolumuzdur

Rasul’i Ekrem ( S.A.V.)in hastalığı ve ölümü

Ölenin borcunu ödemek

Mezardaki haller

Mun Ker ve Nekir meleklerinin soruları

Kabir azâbı

Ölüyü defnettikten sonra mezar başında bir müddet beklemek

Kıyâmet alâmetleri

Küçük alâmetler

Büyük alâmetler

Sur’a üfleme

Sûr’a ikinci defa üfleme

Haşir

Hesap yerinde insanların durumu

V Ahiret Gfcnfc-2

Bizi hidâyete ulaştıran( kalem ve dilimizle İslâmiye

te hizmete muvaffak kılan Allâhu Teâlâ’ya hamd eder; açık deliller ile, Allâh’a giden yola bizi hidâyet eden Muhammed Sallall’hu Aleyhi ve Sellem’e, O’nun Âl ve Ashabına ve iyilikde bunlara uyanlara salât ve selâm ederim. Bundan sonra bilmiş ol ki:

îmânın sıhhati için, Âhiret gününe inanmak şarttır. Âhiret gününü inkâr veya bunda şüphesi olan bir kimse, ihtilâfsız olarak imandan ayrılmış bir kâfirdir.

ÖNSÖZ

Kur’an-ı Kerim, pek çok Âyetleriyle o günün şiddet ve dehşetinden bizleri korkutmuştur. Bu Âyetlerden bazıları şunlardır:

Ahiret Gfcnfc-3

«Öyle günden sakının ki (hepiniz) o gün Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı tastamam verilecek, onlara haksızlık edilmiyecektir.» El – Bakara 2803

Ahiret Gfcnfc-4

«Ey insanlar, Rabbınız (ın azâbın) dan sakının. Çünkü o saatin zelzelesi büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz gün emzikli her (kadın kendi başının derdiyle) emzirdiğini unutup geçer, yüklü her (gebe kadın) yükünü (çocuğunu) düşürür. İnsanları sarhoş (olmuş gibi) görürsün. Halbuki onlar sarhoş değildirler. Fakat Allahın azabı pek çetindir.» (El Haac: 1-2).

Ahiret Gfcnfc-5

«Ey insanlar Rabbınızden korkun. Ne babanın evlâdına, ne de bizzat evlâdın babasına, hiç bir şeyle fâide vermiyeceği günden korkun. Şüphe yok ki Allah’ın vâ’di hakdır. O halde zinhar sizi dünyâ hayatı aldatmasın, o çok aldatıcı (Şeytan) zinhar sizi Allah (ın hilmîne imhâline) güvendirmesin) (Lokman: 33)

Ahiret Gfcnfc-6

«Ey iman edenler! Allah’dan korkun. Herkes, yarın için önden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’dan korkun, çünkü Allah, ne yaparsanız hakkıyle haberdardır.) (El-Haşr:18)

Çoğunlukla Âhirete îmanı olanların bu husustaki bilgileri azdır. Halbuki, kişinin korku ve ümidi ve hatta ame

«De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak temiz akıl sahibleridir ki bunları hakkiyle düşünür.» (Ez – Zümer: 9).

Ahiret Gfcnfc-7Ahiret Gfcnfc-8

«Allah’dan, kulları içinde ancak âlimler korkar.» (Fatır; 28) buyurulmuştur.

Bunun gibi, Âhirete sathî bir imânla yapılan amel ile oradaki bütün teferruâtı bilerek yapılan amel arasında büyük fark vardır. Oranın dehşet ve şiddetini bilenler, elbette kendilerine bir çeki düzen verirler.

İşte, din kardeşlerimizi kötülükten alıkoymasına ve iyiliklerini çoğaltmasına vesile olur ümidiyle; «ÂHİRET GÜNÜ» adlı kitabımızı takdim ediyoruz.

Âhirete iman, gaybe imân bölümündendir. Gaybe iman ise, beşer idrâkinin üstünde sem’i delile dayanır. Semî ve naklî delil de Kitâb ile sağlam sünnettir. Bunun için Âhiret günü ile ilgili Kur’an Âyetlerini ve bu hususta Sünnet-i Seniyye’de sâbit olan rivâyetleri sana bildireyim

li, Rabbisini bilgisi nisbetinde artar. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de.

Ahiret Gfcnfc-9

«Umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bizim için derin saygı gösterirlerdi.) (El – Enbiyâ: 90

k), îman ettiğin şey’in neden ibaret olduğunu bilesin ve durmadan kendisi için çalıştığın Âhiret gününü anlamış olup, felaha ulaşmış olasın. O gün, Allâhü Teâlâ’nın herkesi ameline göre, iyi ise, iyi, kötü ise kötü cezalandıracağı bir gün olduğu gibi, gençleri de kocaltan dehşetli bir gündür. İşte, bunları bütün teferruatı ile bu kitâbda öğreneceksin.

Söz, iş ve hareketimizde ihlâs üzere olmamızı ve bize bizliğimizle değil, kendi fazl-u keremiyle muamele etmesini Allâh Teâlâ’dan dileriz. Himayesine iltica edilecek mağfiret sahibi O’dur.

Salât ve selâm, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e ve O’nun Âl ve Ashabına olsun.

Ahiret Gfcnfc-10

ÖLÜM ÂHİRETE GİDEN YOLUMUZDUR

Ölüm, Âhiretin yolu. olduğuna göre, ölümü anlatalım

Sevgili kardeşim, iyi bil ki aslında insan için en büyük vâiz ölümdür. Ne yazık ki, katı kalblere te’sir etmez. Yoksa Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) in buyurduğu, gibi, başka vâiz aramağa lüzum yok; vâiz olarak ölüm yeter.

Aziz kardeşim, iyi bil ki hepimiz öleceğiz, mezar bizi sinesine çekecek, kıyâmet bir araya toplayacak, hâkimlerin en hayırlısı olan Allâhu Teâlâ aramızda hükmünü verecek ve bizzat hâkimimiz O olacaktır. Bu hususları ifâde eden Âyetlerden ba’zıları :

Ahiret Gfcnfc-11

«Her can ölümü tadıcıdır.» (1)

Ahiret Gfcnfc-12

De ki: «Sizin hakıykaten kaçıp durduğunuz ölüm (yok mu?) o, size elbette gelip çatıcıdır. Sonra (hepiniz) gizliyi de aşikârı da bilen (Allah)’a döndürüleceksiniz de O, size neler yapardınız haber verecektir.» (2)

Ahiret Gfcnfc-13

«Nerede olursanız olun, velev tahkim edilmiş yüksek kafalarda bulunun, ölüm size çatıp yetişicidir.» (3)

Ölümde kimsenin şübhesi olmadığı halde, yine çokları bundan gaflet etmektedirler.

Müslüman’a yaraşan; ölümü hatırdan çıkarmamak ve onun için hazırlanmaktır, ölümü hatırlamak, dünyâ sıkıntılarını kolaylaştırır ve dünyâ hırsından insanı uzaklaştırır. Hattâ günâhlara da keffâret olur. Nitekim; Ibni Ebî’d-Dünyâ’nın rivâyetine göre Rasûl-i Ekrem (S.A.V ) :

«Ölümü çok hatırlayın. Zira ölümü anmak, kişiyi günâhlardan uzaklaştırır ve dünyâdan i’râz ettirir.» buyurmuştur. Yine Ibni Mâce ve Tirmizî’nin rivâyet ettiği ve Tirmizî’nin (Masen) dediği bir hadis-i şerifte Rasûl-i Ekrem (SA.V.) :

Ahiret Gfcnfc-14

«Lezzetleri yok eden ölümü çok hatırlayın.» buyurmuştur.

Şâirin biri de şöyle diyor :

Mutlak sûrette olacak bir şey için hazırlan, muhakkak ki ölüm, insanların mîkâtıdır, yol arkadaşlarının azı

(3) En-Nisâ : 78

ğı olduğu halde, senin azıksız olman doğru mudur?

Müslüman’a borç olan, fırsat elde iken, vakit kaybetmeden Âhireti için dünyâdan azık almaktır. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de Allâhu Teâlâ ;

Ahiret Gfcnfc-15

Azıklanın. Muhakkak ki. azığın en hayırlısı tekvâdır. Ey kâmil akıl sahipleri benden korkun.» (4.)

Azizim, azık ve harçlık almadan uzun bir yolculuğa çıkan, bir adam düşünebilir inisin? Halbuki bizim Âhiret yolculuğumuz her yolculuktan, uzun. ve önemli olduğu için, en çok azığa bu yolculukta ihtiyacımız vardır. Bu yolun asıl azığı tekvâdır; Allahu Teâlâ’dan korkarak O’nun himayesine girmektir. Tekvâ azığını alan kimse necât bulmuş ve selâmete ulaşmış, huzur içinde menziline erişmiştir. Tekvâ azığını, alamıyanlar hüsranda kalır ve perişan olurlar. Saîd, yolculuğu için hazırlanıp azığını alan kimsedir. Şakî da, dünyâya aldanıp ona meyleden, şehvet ve lezzetlere dalan, ölüm gelip çattığı halde hâlâ isyanda ısrar edip tâat ve ibâdeti terk eden kimsedir. Bu gibiler hakkında Allâhu Teâlâ :

Ahiret Gfcnfc-16

(4) El-Bakara : 197.

«Nihayet onlardan her birine ölüm gelip çatınca (tekrar tekrar) şöyle diyecektir..: . «Rabbım, beni (dünyâya) geri gönder, tâki ben zâyi’ ettiğim (ömrüm) mukabilinde iyi amel (ve hareket) de bulunayım. Hayır hayır, onun söylediği bu söz (hakıykatde) boş lâftan ibarettir. Önlerinde ise diriltip kaldırılacakları güne kadar (kalmalarına mani) bir engel vardır.» (5)

Şâirin biri de şöyle diyor :

Ahiret Gfcnfc-17

«Ey uzun kuruntuları kendisini aldatıp dünyâ ile meşgul olan insan, Ölüm beklemediğin anda gelir, kabir ise amel sandığıdır.»

Sevgili kardeşim, Allâh hepimizi gaflet uykusundan uyandırsın, iyi bilki, Allâhu Teâlâ’nın ezelî ilminde takdir ettiği gibi, her insanın bir eceli vardır. Onu bir santim ileri geçemez ve geri kalamaz. Nitekim Allâhu Teâlâ :

Ahiret Gfcnfc-18

«Her ümmetin (mukadder) bir eceli vardır. Binaenaleyh, o müddetleri gelince ne bir saat geri bırakılır, ne öne alınabilir.» (6) buyurmuştur.

Bununla berâber hiç kimse ne zaman öleceğini bile

(5) Müminûn : 09,100 (6) El-A’raf : 34

mez. Dünyâ ile ilgili bir çok düşünce ve emelleri olduğu halde birden ölüm kendisini götürebilir. Bunun için : «ihtiyarlar varken bize sıra gelmez.» diye gençliğine aldanma. Senden daha büyük emeller peşinde koşan nice gençler, orta yaşlılar ve ihtiyarlar; işleri yarıda iken ölmüş gitmişlerdir. Nice kimseler var ki; apartmanını yapıp bitirdiği halde içine girmeden ölmüştür. Nice rençberler var ki; mahsûlünü kaldırdığı halde bir lokmasını yemek kendisine nasib olmadan ölmüştür. Nice düğürler var ki; gerdeğe gireceği sırada ölmüştür. Nice telîf sâhipleri var ki, eserlerini bitirmeden hayâta gözlerini yummuşlardır.

Bu hususta Hakîm’in biri şöyle diyor :

«Ey yolculuk gününü unutan insan, dostları birbirinden ayırıcı olan ölümden seni neden, gâfil görüyorum,

Yokluğa gidenlerden hiç ders almıyorsun, halbuki ölen, dünyâyı olduğu gibi bırakıp gitmektedir,

Yanlarında götürdükleri, bir kefen parçasından ibârettir. Bütün imâretleri boşda kalmıştır,

Onlar toprak altında sar’aya tutulmuş ve birbirinden uzak kalmış durumdadırlar, halbuki ölmeden önce dost ve ahbap idiler,

Sen de yarın veya bir gün onların yanındasın, ama mezarda yalnız ve tek başınasın,

Samimiyetini umduğun insanlardan sana hayır gelmez, sözünde duran bir dost bulamazsın,

O halde; şimdiden ölüm için hazırlan. Zîra o, çok yakındır, boş kuruntulardan vaz geç.»

Kardeşim! Aklını başına al ve gaflet uykusundan

uyan, iyi bil ki ister istemez ruhunu vermek için ölüm döşeğine yatacağın bir gün gelecektir. Âile efrâdın, dost ve ahbâdın : «Nasılsın?» diye sana seslenirler fakat sen onlara cevap veremezsin. Çünkü sen ölüm acısı ile meşgulsün. Sen, yardım dileyen bir bakışla onları süzersin. Onlar ise : «Bu senin oğlun, bu kardeşin, bu ise dostun.» diye bir şeyler söylerler fakat sanki senin kulaklarında sağırlık varmış gibi onları duymazsın. Yapabileceğin tek şey, yaptıklarına nâdim olarak veda’ eden kimsenin bakışları gibi bakmaktan ibarettir. Artık evlâd, kardeş, anne ve baba gibi hiç bir kimseden sana yardım yok. Kimse senin hayâtını iâde edemez. Bunun gibi, bin bir zahmetle, helâl ve haram demeden biriktirdiğin servetten de sana fayda yok. Bu ânı anlatan Allâhu Teâlâ’nın şu kelâmını dinle :

Ahiret Gfcnfc-19

«Hele can boğaza gelince, o vakit siz görürsünüz. Biz ona sizden yakınız. Fakat görmezsiniz. İşte mademki (tekrar dirilerek) ceza görmiyecekmişsiniz, onu (ta boğazınıza gelince cesedinize) geri çevirseniz a, eğer (iddiânızda) sadıklarsanız. Şimdi (ölene gelince) eğer o, mukarreblerden ise artık rahatlık, güzel rızık ve naîm cenneti (onundur.» (7) ve yine :

(7) El-Vâki’a : 83-89

«Gözünüzü açın, (can) köprücük kemiğine bir dayandığı zaman, «tedavi edebilecek kim?.» denildi, (denilecek) ve (can çekişen) hakiki bir ayrılış olduğunu anladı, (anlayacak). Bacak da bacağa dolaşdı mı.» (8.)

Yâni; can boğaza geldiği vakit, insan artık dünyâdan ayrılmakta olduğunu anlar. Ne yazık ki bu anda rûh bedenden ayrılmış demektir. Bacak bacağa dolaşmış, çünkü can bunlardan çıkmıştır. Etrâfında bulunanlardan; okumakla tedâvi edileceğine inananlar : «Bunu kim okuyacak.»; tıbbî müdâhale ile tedâvi edileceğini sananlar ise : Doktor getirin» derler. Fakat kim ne yapabilir? Doktorun elinden gelse önce kendini ölümden kurtarırdı. Doktor ise hastayı gördükten sonra «Dokunmayın, rahat yatsın artık müdâhale edilmez» gibi sözlerle teselliden başka çâresi kalmaz. Nitekim Şair şöyle demiştir.

«Ölüm, pençesini taktığı vakit, artık hiç bir şey fayda vermez»

Bundan sonra kişinin cenâzesi hazırlanır ve Allâh’ın rahmetine tevdi edilmek üzere yola çıkarılır. Nasıl anneden çıplak olarak ve hiç bir şey’e mâlik olmadan doğmuşsa; yine beraberinde bir şey götürmeden dünyâdan gider. Ancak kendini örten bir kefeni vardır. Nitekim Allâhu Teâlâ buyurmuştur.

(8) El-Kıyâme : 26-31

Ahiret Gfcnfc-20

«Andolsun ki sizi ilk def’a yarattığımız gibi bize geldiniz. Hayır, size vâ’dimizi yerine getirecek bir zaman tâyin etmediğimizi sandınız değil mi.» (9)

Şâirin şu sözü de güzeldir :

«Ne kadar yaşarsa yaşasın, nihayet her ana kuzusu sal tahtasına binecektir.»

Günün birinde âile efrâdını, helâl ve haram demeden topladığı ve çok harîsi bulunduğu servetini de terk edip gidecektir. Âile efrâdından ve hattâ kendisinden bile esirgediği malı, o gün kendi elinden çıkacak ve vârislerine intikal edecektir.

Mal ve evlâd, insanda birer emânettir. Bir gün enâneti teslim etmek muhakkaktır.

Hz. Ebû Bekir (r.a.), ölüm döşeğine yattığı vakit, baş ucunda bekleyen Hz. Âişe (r. Anha) babasının can çekişmekde olduğunu görünce :

— Allah’a yemîn ederim ki, ölüm hışıltısı gencin göğsünü daraltığı vakit, onu ölümden hiç. bir kuvvet kurtaramaz. meâlindeki şi’ri terennüm etti. Bunun üzerine Ebû Bekir (r.a) kızına bakarak :

— Kızcağızım, şiir söyleme, ancak :

Ahiret Gfcnfc-21

(9) El-Kehf : 48

«Ölüm sekerâtı hakkiyle geldikte.» (10) Âyetini oku ki Allâhu Teâlâ senden râzı olsun » buyurdu.

Ey Ebâ Bekir, Allâh senden râzı olsun ki, hayâtının son deminde ve ölümün şiddetli sancıları arasında yine Allâhu Teâlânın kitâbını düşünmekte ve O’nun Âyetlerini hatırlamakta idin. Nasıl böyle olmasın? zâten başta türlü olmasına da imkân yoktu. Çünkü kanın damara hulûlü gibi, Allâhu Teâlâ’nın Âyetleri de o’na işlemişdi.

Sevgili kardeşim; şurayı iyi bil ki, ölümden bir insan kurtaracak olsa, kâinat şerefine yaratılan, bütün yaratıkların üstünü ve Peygamberlerin efendisi olan Hz. Muhammed (S.A.V.) kurtarırdı. Halbuki Allâhu Teâlâ bir Âyet-i Celîle’de :

Ahiret Gfcnfc-22

«Biz senden evvelki hiç bir beşere (dünyâda) ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen (sanki) onlar bâkıymidir.» (11); diğer Âyet-i Celîle’de :

Ahiret Gfcnfc-23

«Muhakkak sen de öleceksin (Habibim), onlar da eJbet ölecekler.» (12) buyurmuştur.

(10) Kâf : 19

(11) El-Enbiyâ : 34

(12) Ez-Zümer : 30

RASUL-Î EKREM’İN HASTALIĞI VE ÖLÜMÜ

Rasûl-i Ekrem (S.A.V.), bir rivâyete göre 13, diğer bir rivâyete göre 7 gün hastalanmıştı. Hastalığının ilk günlerinde zecve-i muhteremesi Meymûne’nin evinde idi. Ağırlaşınca ondan müsâade alarak Hz. Âişe’nin evine nakletti. Hz. Abbâs (r.a.) ile Hz. Ali (ra.) in omuzlarına dayanarak Hz. Âişe’nin evine geldi. Hastalığının sebebi, Hayber’de yediği zehirli etin tesiri olduğu söylenir. Nitekim Buhârî’nin Hz. Âişe (r.a) den rivâyet ettiği bir Hâdîs-i Şerifte Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) ölüm hastalığında mü’minlerin annesi Âişe (r.a) ye hitâben :

«Ya Âişe Hayberde yediğim zehirli etin sancısını zaman zaman duyarım. Şu anda kalbimin arka damarının koptuğunu sanmaktayım.» buyurdu.

Hastalığı ağırlaşınca hararetini telkin için üzerine su dökülmesini emretti ve döktüler.

Yine rivâyete göre, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) in şu fâni hayattan ebediyyete intikâl ve irtihâli yaklaşınca, Azrâil Aleyhi’s-selâm bir arap sûretinde ve ziyâretçi kılığına girerek kapıyı çaldı ve içeri girmek için izin istedi. Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) Hz. Fatma (r. a.) ya :

— Kapıda kim var? diye sordu. Hz. Fatma :

— Bir ziyâretçi, yâ Rasûlallâh, diye cevap verdi.

Rasûl-i Ekrem :

— Kim olduğunu bilebildin mi? diye sordu. Hz. Fatma :

— Bilemedim, yâ Rasûlallâh, diye cevap verdi Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem :

— O, lezzetleri yok eden, dostları birbirinden ayıran, çocukları yetîm bırakan, evleri harap edip kabirleri ma’mur eden; can alıcı Azrail’dir. Aç kapıyı içeri girsin.» buyurdu.

Hz. Fatma (r.a) : «Kapıyı açtım, sesini işittim ve fakat kendini göremedim.» İçeriye girince : «Ey risâlet ma’deni ve nübüvvet evi, size selâm olsun.» dedi. Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) de :

«Allah’ın selâmı, rahmet ve bereketi senin de üzerine olsun.» deyip selâmını aldıktan sonra :

— Sevgili kardeşim Azrail, söyle bakayım ziyarete mi geldin, yoksa rûhumu kabzetmeğe mi geldin? diye kendisinden sordu. Azrâil Aleyhi-s-selâm :

— Yâ Rasûlallâh, şimdiye kadar kimseyi ziyârete gelmedim. Fakat sana karşı son derece şefkatli ve merhametli olmakla emrolundum. Müsâade edersen rûhunu kabza memûrum; müsâade etmezsen geri dönerim, dedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem :

— Cebrail kardeşimiz nerede kaldı? seni gönderen Allah hakkı için o, gelmeden benim rûhumu kabzetme. buyurdu. Azrâil :

— O’nu birinci kat göklerde bıraktım. Artık daha size gelmiyeceği için melekler O’nu ta’ziye etmektedirler, dedi. Tam bu sırada Cebrâil Aleyhi’s-selâm gelerek :

— Yâ Muhammed (S.A.V.), Rabbinin sana selâmı var, buyurur ki :

— Sen benim sevgili Rasûlüm ve bütün yaratıklar içinden seçtiğim bir kulumsun. İstersen Nûh Aleyh’is-selâm’ın ölümünü te’hir ettiğim gibi, senin de ölümünü te’hir edeyim, dedi. Rasûl-i Ekrem :

— Sonu ne olacak yâ Cebrail?, deyince, Cebrâil :

— Sonu yine Allâh’a ulaşmaktır, dedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem Azrâil’e dönerek

— O halde vazifeni îfa et. buyurdu

Azrâil Aleyhi’s-selâm Rasûl-i Ekrem’in rûhunu kabzetmeğe başladı. Can topuklarına çıkınca :

— Allâh‘ım in’am ettiğin kullarınla, dedi .Cangöbeğe çıkınca :

— Dönüşümüz Allah’adır can göğsüne çıkınca :

Biz Allâh’dan geldik ve O’nun kuluyuz, can boğaza çıkınca :

Ah bu ölüm, acısı ne zordur buyurdu. Bu arada Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) ümmetinin affını Allâhu Teâlâ’dan diledi ki bu, O’nun «Makâm-ı mefkûd» udur. Bu şiddetli ve dehşetli anda bile ümmetini unutmadı. Ayrıca kadınlara ve hizmetçilere karşı müşfik davranıp, onlara iyi muâmele yapmağı ve namâza devâmı tavsiye buyurdu ve son sözü :

— Allah’ım, Refîk-ı Âlâ‘ya. olmuş ve bu sözü tekrarlayarak son nefesini vermiş ve âlâyi illiyyîne ulaşmıştır. Allâh, cümlemizi şefâatine mazhar buyursun.

Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) in : « Bu ölüm acısı ne mordur.» sözü üzerine, Hz. Fatma (r.a) dayanamıyarak :

— Aman babacığım, diye feryad edince, Rasûl-i Ekrem

— Kızım, artık bu günden sonra babanın bir sıkıntısı

kalmamıştır, buyurdu. Rasûl-i Ekrem’in başı ucunda bir çanakda su vardı. Elini suya kor alnına sürer ve :

— Allah’ım, Refîk-i Âlâ’ya, Allah’ım Refîk-i Âlâ’ya elbette ölümün ıztırâbı var.» derdi.

Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) ebediyyete göç edince, Hz. Fatma (r.a.) : Âh Rabbisinin dâvetine icâbet eden babam, âh Firdevs Cennet’ine varacak olan babam.» diye Resûl-i Ekrem’e ağlardı. Hattâ defnedildikten sonra Enes (r.a) e hitâben : «Nasıl yüreğiniz dayandı da Resûl-i Ekrem üzerine toprak örttünüz.» dedi.

Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) , Âişe (r.a.) nın evinde ve hücresinde Âişe (r.a) nın kucağında can vermiştir. Âişe (r.a), Rasûl-i Ekrem (S.A.V) in kendi göğsü üzerinde boğazı ile göğsü arasında can verdiğini söylemiştir. Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) vefât edince Hz. Âişe (r.a) nın evinde defnedildi.

Rasûl-i Ekrem’in ölümü esnâsında çektiği sıkıntı ve ızdırâbı bildikten sonra, ne sanırsın, bizim durumumuz ne olacaktır?. Allâhu Teâlâ’dan son nefesde kolay ölüm ve kâmil iman dileriz. İşiten ve duâlara icâbet eden O’dur.

Aziz kardeşim, şunu da bilmiş ol ki, bir müslümanın ömrü sona erdiği vakit, Azrâil’e rûhunu kabzetmesi emredilir. Azrâil Aleyhi’s-selâm güzel bir sûrette ve güzel kokulu olarak adama yaklaşır ve kılı yağdan çeker gibi gâyet nâzik bir şekilde rifk ile rûhunu kabzeder. Nitekim Allâhu Teâlâ :

Ahiret Gfcnfc-24

«De ki : Size müvekkel olan ölüm meleği canınızı alacak. (Ondan) sonra da Rabbinize döndürül (üb götürül) eceksiniz. (13) buyurmuştur. Azrail ile birlikte rahmet melekleri de gelir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmuştur :

Ahiret Gfcnfc-25

«Nihayet her hangi birinize ölüm geldi mi (o) elçilerimiz, onlar artık ve eksik bir şey yapmaksızın, onun rûhunu alırlar.» (14). Melekler adamın başı ucunda toplanınca, onu Cennet ile müjdelerler; takdîm ettiğinden korkmamasını ve geride bıraktığına mahzun olmamasını söylerler. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de :

(13) Es – Secde : 11

(14) El-En’am : 61

Ahiret Gfcnfc-26

«Hakıykat «Rabbımız Allah’tır» deyip de sonra doğ-

ruluğu iltizam edenler (yok mu?) onların üzerlerine «korkmayın, mahzun olmayın, va‘d olunduğunuz cennetle sevinin» diye melekler inecektir.» (15) buyurulmuştur.

Cennet’le müjdelendiği vakit sevinir memnûn olur ve hattâ o anda bile ölümü sever. Nitekim Müslim’in Hz. Âişe (r.a) den rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.)

Ahiret Gfcnfc-27

«Allah’a ulaşmağı, yâni ölümü seveni, Allâhu Teâlâ da sever. Allâh’a ulaşmağı yâni ölümü sevmiyeni Allâhu Teâlâ da sevmez» buyurmuştur. Bunun üzerine Hz. Âişe (r.a) :

«Ben de ölümü sevmem, bu nasıl olur yâ Resûlallah.» deyince, Resûl-i Ekrem :

Ahiret Gfcnfc-28

(15) Fussilet : 30

«Hayır, o senin dediğin gibi değil, ey Ebû Kuhâfe’nin kızı (16)

Ancak ölüm döşeğine yatan mü’min’e rahmet melekleri gelip kendini cennet ile müjdelerler, işte bu müjdeyi alan kimse o anda ölümü arzular. Çünkü bir an önce müjdelendiği makâma ulaşmak ister. Kâfire de bu anda azâb melekleri gelip cehennem ve azâbıyle korkuturlar. Elbette bu vaziyette o adam ölmeği sevmez. (17)

Yine Nesei’nin Ebû Hureyre (r.a) den rivâyetinde, Resûl-i Ekrem (S.A.V.) :

(16)

Hayâtta kimse ölümü sevmez, elbette bir kerre bu masnû’âta bakarak bu sun’i bediin bir sâniî olduğunu düşünerek bir tevhîd ve şehâdet getirmek, asırlarca toprakda yatmaktan çok daha hayırlıdır. Bunun içindir ki Rasûl-i Ekrem başka bir rivayette : «Ölümü temenni etmeyin» buyurmuştur.

Hattâ ölüler bir kerre şu cihana dönüp de bir şahadet getirecek kadar zaman hayatta kalmağı candan arzu ederler. Çünkü bu sayede ebedî azâbdan kurtarmış olurlar.

(17) Geri dönüp tövbe ederek iyi ameller işlemek ister fakat vakit geçmiş ve fırsat elden çıkmıştır. İşte, Allâhu Teâlâ da bu adamı sevmez.» buyurmuş ve ölümü sevip sevmemenin ölüm ânı buyurmuş ve ölümü sevip sevmemenin ölüm ânı ile kayıtlı bulunduğunu beyan buyurmuştur.

Ahiret Gfcnfc-29

«Mümin bir kula ölüm ânında rahmet melekleri beyaz bir ipek ile gelirler ve mü’minin rûhuna : «Sen râzı, Rabbın da senden râzı olduğu halde bu bedenden, gazablı olmayan Allâhû Teâlâ’nın rahmetine ve huzuruna, çık.» derler. O rûh da misk gibi güzel bir koku ile bedenden ayrılır. Hattâ o kadar güzel bir kokusu vardır ki melekler onu ellerinde dolaştıra dolaştıra gök kapılarına kadar giderler. Oradaki melekler de bu kokunun güzelliğinden bahseder ve nihâyet mü’minlerin ruhlarının toplu bulunduğu yere bu rûhu iletirler. Onlar ise bu rûhu görünce, yitiğini bulan bir insan gibi sevinirler ve : «Filan ne oldu, ne yapıyor?» diye sorarlar. İçlerinden bazıları da : «Bırakın onu o, bedenden yeni ayrılmış, yorgundur; sorup durmayınız.» derler. Nihâyet kendisi cevap verir ve : «Sorduğunuz adam öldü, size gelmedi mi?» der. Onlar da onun Cehennem’e gittiğini anlarlar. Kâfir ölüm döşeğine yattığı vakit azâb melekleri bir pala getirir ve : «Allah’ın gazabı üzerine olduğu ve sen de memnun olmadığın halde Allah’ın azâbına gitmek üzere bu bedenden ayrıl.» derler. Lâşe gibi, pis bir koku saçarak bedenden ayrılır ve yerin kapısına götürülür. Oradakiler : «Bu ne pis kokudur.» derler ve onu kâfirlerin rûhları arasına alırlar.» buyurdu. İşte böylece mü’min, ölümüne sevinir ve Allâh’a ulaşmasını sever.

Rivâyete göre Rebâh’ın oğlu Bilâl ölüm döşeğine yattığı vakit başı ucunda bulunan âilesi çığlık kopararak bir «Âh» çekdi. Bilâl âilesine bakarak :

— Ah deyip tasalanma, ne mutlu bana deyip sevin. Zîra ben şu anda iki duvar arasında sıkışık durumdayım. Halbuki yarın dostlarım, Hz. Muhammed (S.A.V.) ve onun ahbapları arasındayım. Ey kadın ağlayacaksan kendine ağla, benim için artık ağlanacak bir şey yok. Zîra

senelerdir bugün için ağlıyordum.» dedi. Şâirin biri de şöyle diyor : «Sen ağlayarak doğduğun vakit, insanlar sevinerek etrâfında gülüyorlardı. İnsanlar etrâfında toplanıp ağlayacakları günde, sen neş’eli ve sevinçli olmak için çalış.»

Hikâye edildiğine göre, sâlih bir zât yolda giderken birisi kendisine selâm vermiş, bu zât selâmını almış. Selâm veren : «Beni tanıyabildin mi?.» diye kendisinden sormuş. Bu zât, tanıyamadığını, selâm veren ise kendisinin Azrâil olduğunu söylemiş. O da «Hoş geldin, nerde kaldın. Şimdiye kadar nasıl oldu bu kadar gecikdin. diyerek karşılamış. Azrâil bu zâta : «Ne işin varsa işini yap, canını alacağım.» demiş. Adam : «Benim Allah’a ulaşmaktan başka bir işim yok. Bir an evvel canımı al.» demiş. Ve yol üzerinde canını almış. Zâten mü’min, ölümü ile sevinen kimsedir. Çünkü o, Âhirete ve ceza gününe inanmış ve ona göre hazırlanmıştır.

Bir aylıkçı maaşımı alacağım diye ay başı geldiği vakit sevindiği gibi, bir mü’min de, mükâfatımı alacağım diye, ölüm ânına sevinir. Allâh, güzel amel işleyenlerin ecrini zâyî etmez.

Kâfire gelince, Azrâil Aleyhi’s-selâm siyah yüzlü ve pis kokulu korkunç bir sûrette ona gözükür. Pıtrak’ı yünden veya dikenler arasından ipeği çeker gibi, rûhunu şiddetle kabzeder. Pis rûhu ortalığa dağılır. Azâb melekleri de Azrâil ile birlikte gelir, kendisini azâb ile korkuturlar. Yüzüne ve sırtına vururlar ve : «Allâh’ın gazabı üzerine olduğu halde bedenden çık.» derler. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de :

Ahiret Gfcnfc-30

«Ölümün şiddetleri içinde, meleklerin de pençelerini uzatarak kendilerine (Haydi bakalım) canlarınızı kurtarın (dedikleri zaman) sen o zâlimleri bir görmelisin.» (18) buyuruldu. Yâni vurmak için ellerini kaldırırlar. Nitekim diğer Ayette :

Ahiret Gfcnfc-31

«Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına, vura vura ve «tadın cehennem azâbını» (diye diye) canlarını alırken görmeliydin.» (19) buyurulmuştur. Yine Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor :

Ahiret Gfcnfc-32

«Artık melekler onların yüzlerine ve arkalarına vura vura, canlarım alırken (halleri) nice olacak?» (20)

Rivâyete göre, İbrâhim Aleyhi’s-selâm’ın ölümü esnâsında Azrâil Aleyhi’sselâm kendisine gelince, Hz. İbrâhim Azrâil’e :

— Kâfirlerin canlarını alırken lıangi sûrette onlara görünürsün, o surette seni görmek isterim, der. Azrâil :

— Sen ona dayanamazsın. Hz. İbrâhim :

— Olsun, göreyim, deyince, Azrâil :

— Gözünü yum ve aç der. O da gözünü yumup açtıktan sonra Azrâil’in çirkin suratını görünce, kendinden geçer.

(18) El-En’am : 93

(19) El-Enfâl : 50 (20 ) Muhammed : 27

Ayılınca :

— Kâfire başka bir azâb olmasa da bu çirkin surat kâfidir. der. işte ölümü ânında herkese böylece gerçekler açıklanacaktır. Nitekim Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

Ahiret Gfcnfc-33

«İnsanlar uykudadır, öldükleri vakit uyanırlar.»

buyurmuştur. (21)

Bütün bu gerçekler kâfir ve münafık‘a açıklandığı zaman geri dönmek ister ama ne yazık ki iş işten geçmiştir. Nitekim Âyet-i Celîle‘de :

Ahiret Gfcnfc-34

«Nihâyet onlardan her birine ölüm gelip çatınca (tekrar tekrar şöyle) diyeceklerdir : «Rabbim, beni (dünyaya) geri gönder, Tâki ben zayi ettiğim (ömrüm) mukabilinde iyi amel (ve hareket) de bulunayım. Hayır hayır, onun söylediği bu söz (hakıykatde) boş lâfdan ibarettir. Önlerinde ise diriltilip kaldırılacakları güne kadar (kalmalarına mani) bir engel vardır. (22) buyurulmuştur.

(21) Bu söz, aslında hadîs değil. Hz. Ali (R.A.) nın sözüdür. (Mütercimler) .

(22) El-Mü’minûn : 99, 100

Diğer Âyet-i Celîle’de de şöyle buyurulmuştur

Ahiret Gfcnfc-35

«Her hangi birinize ölüm gelip de «Ey Rabbim, beni yakın bir müddete kadar gecikdirseydin de sadaka verip dursaydım, iyi adamlardan olsaydım» diyeceğinden evvel size rızık olarak verdiğimizden (Allâh yolunda) harcayın.» (23)

Fakat geri dönmek nerede artık dünyâ hayâtındaki ifrâtına telâşdan kendisine fayda yok. Bütün olaylar ve ölüm, kendisine yeteri kadar va’z ve nasîhat edip durdu. Fakat kendisi ders alıp Allâh’a yönelmedi. Artık kâfirin ölüm ânındaki tevbe ve nedâmeti kendisine bir fayda vermez. Nitekim Âyet-i Kerîme’de :

Ahiret Gfcnfc-36

« (Yoksa makbul olan tevbe) kötülükleri yapıp yapıp da onlardan (yani böyle yapanlardan) her hangi birine tâ ölüm gelince «Ben hakıykaten tevbe ettim» diyen

(23) El Munâfıkûn : 10

lerin tevbesi değil. Kendileri kâfir olarak öleceklerin

(tevbesi de değil). Onlar (öyle işte). Biz onlar için pek acıklı bir azâb hazırlamışızdır.» (24)

Azizim, şurayı da unutma ki Azrâil (A.S.) bir kimsenin canını aldığı vakit etrafındakilerin ağlamasını görünce «Niçin ağlıyorsunuz? vallâhi ben bu adama ne rızkında ve ne de ömründe zulmetmedim. Rızkını da yedi ömrü de tükendi. Rabbisi onu da’vet etti. Ben de geldim kendisini aldım. Ağlayan, kendine ağlasın. Çünkü ben, teker teker hepinize uğrayacak ve hepinizi alacağım.» der. Ölü, tâbuta konduğu vakit efrâd-ı âilesine şöyle der : «Bu dünyâ beni aldatıp oynattığı gibi sakın sizi de aldatmasın, onun elinde oyuncak olmayın. Helâl ve haram demeden topladım sonra da başkasına terk ettim. Mal size, cezâsı bana. Benim düşdüğüm bu vartaya düşmekten sakınınız.» Şâyet ölü mü’min ise : «Çabuk, beni yerime götürün.» der. Kâfir ise : «Aman, beni nereye götürüyorsunuz?» diye feryâd eder.

Sevgili kardeşim; Aklını başına al, kendine gel, etrafında ölenlerden ders al ve gaflet uykusundan uyan. İyi bilki sen de onlara ulaşacak ve bu anlattıklarım senin de başına gelecektir. Kurtuluş, lâzım olan şeyleri yerine getirmektedir. Uzun kuruntular seni aldatmasın, zîra her gelecek yakındır. Allâhu Teâlâ yaptığımızı murâkabe eder ve bilir. Ömür uzadıkça geçer ve azalır. Ne kadar uzasa da tez geçer. Ne kadar çok yaşasan yine de son nefesde bütün geçmiş ömrün bir an gibi olacaktır. Rivâyete göre 1300 sene yaşayan Nûh aleyhi‘s-selâm’a, son deminde Azrâil aleyhi’s-selâm gelerek : «Ey Peygamberlerin en uzun ömürlüsü, bu dünyâyı nasıl buldun?.» diye sor-

(24) En – Nisâ : 18

muş. Nûh Aleyhi’s-selâm da : «Kardeşim iki kapulu han; birinden girdim diğerinden çıkıyorum.» demiş. Bu kadar uzun ömür süren Nûh aleyhi’s-selâm’ın durumu bu olduğuna göre, ya bizim hâlimiz nasıldır? Biz Muhammed (S.A.V.) in ümmetinin ömrünün çoğu altmış ve yetmiş senedir. Bunu geçecekler pek az kimselerdir.

Nitekim Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

Ahiret Gfcnfc-37

«Ümmetimin ömrü, altmış ile yetmiş arasındadır. Pek azı bunu geçer.» buyurmuşlardır. Diğer bir rivâyette de :

«Ecelin toplantı yeri altmış ile yetmiş arasındadır»

buyurmuştur. Müslim, Sahih’inde anlattığı gibi Rasûl-i Ekrem (S.A.V.), Ebû Bekir, Ömer ve Ali (Allah hepsinden razı olsun) altmış üçer yaşlarında ölmüşlerdir. Sen de bu yaşa ulaştınsa ölüme hazırlan; uzun emeller peşinde koşup, aldanma. Ne yazık ki insan oğlu yaşadıkça hırs ve emeli artar. Nitekim Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

Ahiret Gfcnfc-38

«İnsan yaşlandıkça iki haslet kendisinde gencelir : Hırs ve tûl-i emel» buyurmuştur.

Aziz kardeşim, ölümü hatırından çıkarma, daima kendi muhasebeni yap ve Rabbına itâat eyle. Ne vakit da’vet edileceğini ve bu da’vete zorla mı yoksa istekli ola-

rak mı icâbet edeceğini bilemezsin. Ölüm için hastalığın şart olduğunu sanma. Nice hastalar yatarken, sağlamlar ölüp giderler. Şâir öyle diyor :

Ahiret Gfcnfc-39

«Nice sağlamlar var kî, hastalanmadan ölürler,

«Nice hastalar var ki, yıllarca yaşarlar.»

Birisinin yürürken, diğerinin otururken, bir başkasının da uyurken öldüğü her gün duyula gelen haberler arasındadır. O halde her an Allâh’a itâat et. Zikre devâm et ki ölüm nerede ve ne halde gelirse gelsin, kâmil îman ile ölüp saâdete eresin.

Şâir el-Berî de şöyle diyor :

«Kişinin bir günü var. o da ömrünün sona erdiği gündür,

«Sonra ölüm, mezâr, darlık ve oradaki çekecekleri vardır.»

Hüsn-i hâtime, îmân-ı kâmil ve âsân ölüm ile ölmemizi Cenâb-ı Haktan dileriz. O, duyar ve kabul eder. Kuvvet ve kudret, ancak Allâh’tandır.

Kardeşim, şurasını da bilki, Hastanın yanında iyi sözler söylemek sünnettir. Bir cemâatin Ümmm-ü Seleme’den rivâyetlerinde Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

Ahiret Gfcnfc-40

«Hasta veya cenaze yanında hazır bulunduğunuz zaman hayır söyleyiniz ve hayır duâda bulunun. Zîra melekler sizin dualarınıza «Âmin» derler.» buyurmuştur. Müslim’in rivayetinde Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) Ebû Süleyme’nin yanına girdi, gözü açık kalmıştı Rasûl-i Ekrem gözünü kapattı ve : «Rûh kabzedildiği vakit göz onun arkasından baka kalır.» buyurdu. Bunun üzerine ölünün aile sinden bir cemâat çığlık kopardılar. Rasûl-i Ekrem :

Ahiret Gfcnfc-41

«Kendinize ancak hayırla duâ ediniz. Zîra melekler duâlarınıza «Âmin» derler.» buyurdu. Sonra cenâzeye şöyle duâ etti : «Allâh’ım Ebû Süleymeyi mağrifet et; hidâyete mazhar olanlarla beraber derecesini âli eyle, kalanlar içinde bunun izinden yürüyecek hayırlı halef ver. Ey âlemlerin Rabbi bizi de onu da mağrifet et; kabrini genişlet ve aydınlat.»

Bunun gibi, ölüm döşeğinde yatan kimsenin huzurunda «Yâsîn» sûresini okumak da sünnettir. Ahmed, Ebû Davûd ve diğerlerinin Mi’kal b. Yesar (r.a.) dan rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

«Yâsîn, Kur’anın kalbidir. Allâh rızası ve âhirette mükâfat almak için bu sûreyi okuyan kimsenin günâhları bağışlanır, ölülerinize «yâsin» okuyunuz, buyurmuştur. Müsned-i Firdevs’de Ebû Zer ve Ebû’d-Derdâ (r.a.) dan rivayetlerinde Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

«Hangi ölünün yanında «Yâsin okunursa Allâhu Teâlâ ona ölümü kolaylaştırır.» buyurdu.

Bunun gibi, ölüm döşeğinde yatan kimseye şehâdeti telkin sünnettir. Müslim ve diğerlerinin Ebû Sa’îd el-Hudri (r.a) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V) :

Ahiret Gfcnfc-42Ahiret Gfcnfc-43

«Dünyâda son sözü «Lâilâhe illallâh» olan kimse cennet’e girer.» buyurmuştur.

Ölüm döşeğinde yatan kimseye «Lâilâhe illallâh» de diye ısrar etmek mekruhtur. Ancak hastanın yanında yüksek sesle şedâdet getirilir. «Sen de söyle.» diye ısrar edilmez. Hattâ bir def’a söylemişse tekrâra lüzum yoktur. Ancak şehâdetten sonra başka bir söz söylemişse, son sözünün şehâdet olması için, tekrar hasta duyacak şekilde yanında şehâdet getirilir. Şehâdeti telkin eden, vârislerden veya ölümü ile her hangi bir yönden ilgili bir kimse olmamalıdır. Çünkü şeytânın vesvesesi ile ona kızarak söylememek ihtimali vardır. Şeytan kendisine vesvese verir ve : «Bu adam senin bir an evvel ölmeni istiyor, mîrâsına konacak» gibi sözlerle aldatmağa çalışır.

Yine bunun gibi, hastayı sağ omuzu üzerine kıbleye çevirmek veya yüzünü kıbleye çevirip sırt üstü yatırmak sünnettir. Berâ b. Ma’rur, ölüm anında kıbleye çevirilmesini tavsiye etmişti. Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) : «İsâbet etti.» buyurdu. Bunu Ebû Dâvud ve Hâkim rivâyet etti. Ebû Dâvud, sahih olduğunu söyledi. Ahmed’in rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) in kızı Fâtıma (r.a)

«Ölülerinize, «Lâilâhe illallah» kelimeyi tevhidini telkin ediniz.», yine sahih bir rivayette Rasûl-i Ekrem :

vefât ederken kıbleye döndü, sonra sağ tarafına yattı. Ölünün kabre konması ve uyuyan kimsenin yatağında böyle yatması Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) in emrettiği bir usûldür.

Ölünün açılmaması ve ölümü ile değişen sûretinin görülmemesi için bir bez ile örtülmesi de Sünnettir. Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) vefât ettiğinde üzerinde işâretler bulunan bir bez parçası ile örtüldüğünü Buharı ile Müslim Hz. Âişe (r.a) den rivâyet etmişlerdir. Ulemânın ittifakı ile, ölüyü öpmek câizdir. Rasûl-i Ekrem (S A.V.) in, ölü olan Osman b. Maz’unu öptüğü sâbit olmuştur. Peygamber (S.A.V.) öldüğünde Hz Ebû Bekir (r.a.) üzerine kapanarak iki gözleri arasından öptü ve :

— Ey Peygamberim, ey büyüğüm» diye ağladı.

Yine bunun gibi, öldüğü iyice anlaşıldıktan sonra techîzinin çabuklaştırılması da Sünnettir. İmâm-ı Ahmed ve Tirmizî’nin Ali b. Ebî Tâlib (r.a.) den rivâyetlerinde, Nebiy (S.A.V.) şöyle buyurmuştur :

Ahiret Gfcnfc-44

«Ya Ali! Üç şeyi geciktirme : Vakti giren namazı, hazırlanan cenazeyi ve dengi bulunan kadını.» Ebû Dâvud’un Husayn b. Rahvah (r.a) dan rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) şöyle buyurmuştur :

«Müslüman ölüsünün, ailesi arasında bekletilmesi uygun olmaz.»

ÖLENİN BORCUNU ÖDEMEK

Bundan sonra ilk vazife borcunu vermek ve kul haklarım ödemekte acele etmektir. Ahmed, Tirmizî ve Ibni Mâce’nin Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V) : buyurmuştur.

Ahiret Gfcnfc-45

«Mü’minin ruhu. borcu ödeninceye kadar ona bağlı kalır.» Yâni borcu ödeninceye kadar hakkında hüküm verilmez, yâ da borcu ödeninceye kadar Cennet’e giremez demektir. Buna göre kim ölür ve geride bir mal bırakırsa malından borcu ödenir. Malı olmayıp, ödemek niyetiyle borçlanıp ölenlere de Allah kerîm ve kefildir. Onun borcunu öder. Buharî’nin Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetin-de, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) buyurmuştur.

Ahiret Gfcnfc-46

«Kimki ödemek niyetiyle insanların mallarını borç, olarak alırsa, Allâh ona imkân verir ve borcunu ödetir. Kimki yemek kasdiyle borç alırsa, Allâh onu telef eder.»

Bizzat Rasûl-i Ekrem (S.A.V.), borçlu ölenlerin borçları ödeninceye kadar namazlarını kılmazlardı. Tâ ki :

Ahiret Gfcnfc-47

«Peygamber, mü’minlere öz nefislerinden evlâdır.

Zevceleri (mü’minlerin) analarıdır.» (25)

Âyet-i nâzil oldu; memleketler fethedildi, servet çoğaldı, ondan sonra borçlu olarak ölenin borcunu ödedikten sonra cenâze namazını kıldırdı. Buharî ile diğerlerinin rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

Ahiret Gfcnfc-48

«Ben mü’minlere kendilerinden daha yakın ve daha müşfikim. Borçlu olarak ölen kimsenin (borcunu karşılayacak) serveti yoksa borcunu ödemek bizim üzerimizedir. Mal terk ederse borcu, veresesine âittir.» buyurmuştur. (26)

Durum bu iken şayân-ı hayrettir ki; zamanımızda borçlu olarak ölenlerin vâ’risleri, kendilerine bir şey kalmayacak veya az kalacak korkusu ile mirasa hücûm edip ölünün borcunu vermekten kaçınmaktadırlar. Bu gibiler hakkında Allâhû Teâlâ :

Ahiret Gfcnfc-49

(25) El- Ahzâb : 6

(26) Borçlu olarak ölenlerin cenaze namazlarını kılmaması, onlara merhamet ve şefkatinden idi. Maksadı kul hakkîyle Allâh’m huzuruna çıkmaması için, varlıklı mü’minler tarafından borcunun ödenmesini temindi. Nitekim böyle oluyordu. Hazînede para toplanmağa başlayınca fakirlerin borcunu oradan ödedi ve artık başkasına ihtiyaç kalmadı).

«Mirası helâl, haram demeyip alabildiğinize yersiniz. Malı pek çok seversiniz.» (27) buyurmakla bunları yermiştir.

Ölünün borcunu ödemek istemeyen bu kimseler, öte yandan mâtem için bir sürü israf da bulunur; koyun keser, gelen gidene yedirir ziyâfet verirler; Kahve ve sigara ikramında bulunurlar. Bunlar ise haram olan bid’atlerdir. Hele bu masraflar ölünün servetinden çıkar ve varisler arasında erginlik çağına ermiyen yetimler bulunursa büsbütün haram olur ve bunları yiyenler gerçekde ateş yemiş olurlar. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de :

Ahiret Gfcnfc-50

«Gerçek, yetimlerin mallarını haksız (ve haram) olarak yiyenler, karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir.» (28) buyurulmuştur.(29)

(27) El-Fecr : 19,20

(28) En-Nisâ : 9

(29) Aslında veresenin ilk vazifesi israfsız olarak ölünün teçhiz ve tekfinini yapmak, sonra borcunu ödemek, sonra servetinin üçde birini geçmemek şartıyla, vasıyyetini yerine getirmek, sonra da meşru, şekilde malını verese arasında bölmektir. Şâyet ölenin serveti olmayıp borcu varsa, mîrasdaki nisbete göre borcu vereseye taksîm etmektir. Bundan sonra vârislerden isteyenler ölülerinin rûhu için diledikleri gibi hayır yapabilirler. Yetimlerin hıssalarından hayır yapılamaz ölü evinden yemek verilmez. Üç güne kadar komşuları ölü evine yemek verirler.

Ne kadar acıklıdır ki, adam bir taraftan bu gibi fuzûli masrafları yaparken, öte yandan alacaklı geldiği vakit «İşte orda yatıyor, git ondan alacağını al.» diyecek cür’ette olanları da vardır. O halde azizim, vârislerine güvenme. Sen zamanında borcunu öde. Sonra ölümle servet vereseye intikal eder; sen de borçlu olarak Allah’ın huzuruna çıkarsın. Allâh rahmet etsin, bakınız İmâm Şâfiî bu hususda ne güzel söylemiştir :

«Yığdığımız servet, vârisler içindir, inşâatlarımız da harab olmak içindir.

«Kişinin öldükten sonraki meskeni, ölmeden yaptığı inşaatıdır.

Şâyet inşaatı hayırlı ise meskeni güzel, şâyet hayırlı değilse, perişandır.»

Gönüllere gaflet perdesini örten Allâhu Teâlâ’yi noksan sıfatlardan tenzih ederim. Şâyet gaflet olmayıp bütün bu gerçekler olduğu gibi düşünüleydi, hiç kimse yeyip içdiğinin ve diğer münâsebetinin zevkine varamaz ve neticenin şaşkınlığı içinde kalırdı. Nitekim Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) buyurmuştur.

Ahiret Gfcnfc-51

«İnsan oğlunun bildiğini hayvanlar bileydi (dehşetlerinden vücudları yağ bağlamaz ve) onların etinde yağ bulamazdınız.»

İnsanları ölümle kahredip kendisi ölmeyen, ezelî ve ebedî olan Allâhu Teâlâ’yi tesbih ederim.

İnnâ lillâhi ve innâ ileyh-i râci’ûn.

MEZARDAKİ HALLER MÜNKER YE NEKİR MELEKLERİNİN SORULARI

Sevgili kardeşim! Allâh hepimizi başarıya ulaştırsın. Ölü, defnedildikten sonra mezarında Münker ve Nekir adlarında iki meleğin soruları ile karşılaşır. Aynı zamanda Allâhu Teâlâ kendisine rûhunu iade eder ve hattâ kendisini defnedip mezar başından dağılanların ayak patırtılarını bile duyar. Meleklerin sorularına cevap verecek şekle getirilir. Nitekim Buharî ile Müslim’in Enes (r.a.) den rivayetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

Ahiret Gfcnfc-52

«Kul, mezara konulup onun arkadaşları geri dönüp gittiklerinde — ki ölü, bunlar yürürken ayakkabılarının sesini bile işitir — ona iki melek gelir. Bunlar ölüyü oturtur ve

— Şu adam, Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hakkında ne dersin diye sorarlar. O, mü’min ise :

— Şehâdet ederim ki O, Allâh’ın kulu ve Allâh’ın Rasûlü’dür. diye cevap verir. Bunun üzerine melekler tarafından kendisine :

Ey mü’min, cehennemdeki yerine bak Allâhu Teâlâ bu azâb yerini senin için Cennetten bir makâma tebdil eyledi, denilir. Ve o adam her iki makâmını birden görür. Şâyet kâfir veya münâfık ise (meleklerin bu sorusuna karşılık) :

Muhammed hakkında bir şey bilmiyorum. Halkın ona (Peygamber) dedikleri bir sözü (işitir), ben de halka uyup söylerdim, der. Bu iki melek tarafından bu kâfir veya münâfika :

Hay anlamaz ve uymaz olaydın denilir. Sonra iki kulağı arasına demirden bir topuzla vurulur. O topuzu yiyince şiddetli bir sayha ile bir bağırır ki, bu feryâdı ins ve cin’den başka bu ölüye yakın olan her şey işitir. buyurmuştur.

Yukarda anlattığımız gibi mezarda rûhun cesede intikâli ve ölünün dirilmesi bizim idrâkimizin üstünde bir keyfiyettir. Şehidler hakkında da Kur’ân-ı Kerîm’de ve sahih rivâyetlerde diri olarak dolaştıkları ve fakat bizim şuûrumuz dışında kaldığı bildirilmektedir. Biz bunlara îman eder, keyfiyetini Allâhu Teâlâya havale ederiz.

Celâlu’d-Dîn-es-Suyûti : «Cumhûra göre bir parçası değil, bütün ve kül olarak dirilir.» demiştir .

Azîz kardeşim şunu da bilmiş ol ki Münker ve Nekir melekleri gâyet çirkin ve korkunç sûrette gelirler. İmâm Âhmed, onları şöyle anlatır : Yüzleri kara, gök renkli, alt dudakları göğüslerine kadar sarkmış, yırtıcı dişleri nerde ise yere inecek kadar uzun. Elindeki kamçıyı bütün insanlar bir araya toplansa yerinden oynatamaz. Bunların böyle korkunç bir manzara arzetmeleri, mezarda insanları ibtilâ içindir. Allâhu Teâlâ, mü’min kulunun kalbine verdiği kuvvetle hiç çekinmeden onlara cevap verir. Fakat kâfir veya münafık onlardan son derece korkar ve hiç bir sûretle cevap veremez. Korkudan ödü çatlar gibi hal alır. Bu ciheti açıklamak üzere Kur’ân-ı Kerîm’de :

Ahiret Gfcnfc-53
Ahiret Gfcnfc-54

Ahiret Gfcnfc-55

«Allâh, îman edenlere dünyâ hayâtında da Âhiretde de o sabit söz (1er) inde dâima sebât ihsan eder. Allâh zâlimleri (kâfirleri) şaşırtır. Allâh ne dilerse yapar.» (30) buyurulmuştur.

Yine bu hususta Buharî ile Müslim’in Berâ b. Azib (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur :

«Dünyâ hayâtında sabit söz ile mü’minleri tesbît, ölüm ânında şehâdet kelimesini getirmek; âhiretde ki tesbît ise, kabirde meleklerin sorularına cevâp vermektir.»

Yine bilmiş ol ki, ölü mezâra konup üzerindeki toprağı tesviye edildikten sonra, iki melek ona gelir, ölü mü’min ise melekler ayağı ucundan gelirler; hemen namaz karşılarına çıkar ve ayakları namaz adına derler ki :

— Siz bu adama bu yönden gelemezsiniz. Zîra bu adam Allâh rızası için namaz kılmış, uzun kıyamlarda bulunmuştur. Melekler başı ucundan gelirler, bu sefer oruç karşılarına çıkar ve ağız, oruç adına konuşarak der ki :

— Siz bu adama bu yönden gelemezsiniz. Zîra bu adam Allâh rızası için çok oruçlar tutmuş ve uzun zaman aç ve susuz kalmıştır.

Melekler sağdan gelirler; bu sefer de zekât karşılarına geçer ve :

— Bu adama bu yönden gelemezsiniz Zîra bu adam zekâtı ödemiştir.

Eller de onun zekât ve sadakalar verdiğini söylerler. Sonra soldan gelirler; bu def’a Hac ve Cihad karşılarına çıkar ve bütün vücud :

— Evet, bizimle Hac ve Cihad etti der. Bu sefer bir güveyiyi uykudan uyarır gibi, ölüyü kemâl-i nezâketle uyarırlar. Ölü uyanınca onları bilir ve onlardan çekinmez. Onlar, Rabbinden, dininden ve Peygamberinden sorarlar. O da :

— Rabbim Allah, Dînim İslâm Dîni, Peygamberim Hz. Muhammed Sallallâhû Aleyhi ve Sellem’dir, der. Onlar da :

— Sen dünyâda böyle derdin; burada da böyle diyeceğini biliyorduk. Artık gönül hoşluğu ile ve huzûr içinde uyu, derler. Kabrinden Cennet’e bir pencere açılır, oradaki yerini görür ve göz gördüğü kadar mezârı genişlenir ve nurlanır, tefriş edilir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de :

Ahiret Gfcnfc-56

«Artık rahatlık, güzel rızık ve naîm cenneti.» (31) buyurulmuştur. Müslim, Ahmed ve Sünen sâhiblerinin İbni Ömer (r.a) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem :

Ahiret Gfcnfc-57

«Sizden biriniz öldüğü vakit, akşam sabah yeri kendisine gösterilir : Cennetti ise Cennetteki yeri, Cehennemli ise Cehennemdeki yerini görür. Kendisine, kıyâmet günü Allâhu Teâlâ seni diriltinceye kadar yerin burasıdır, söylenir.» buyurmuştur. Yine bir haberde :

«Camileri nurlandıran, yâni aydınlatan kimsenin kabrini Allâh uurlandırır’» diye vârid olmuştur.

Allâhu Teâlâ Mûsa Aleyhi’s-selâm’a şöyle buyurdu :

«Yâ Mûsâ, hayrı öğren ve başkalarına da öğret. Zira

(31) El-Vaki’a : 88,89

ben, hayır öğretenlerin kabirlerini nurlandırırım; orada gariplik çekmezler. Diğer bir Hadîs-i Şerifde :

«Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya da cehennem çukurlarından bir çukurdur. buyurulmuştur.

Kâfir ile münâfığa gelince : Yukarda anlattığımız korkunç kıyâfette Münker ve Nekir melekleri onlara gelir. Şiddet ve hiddetle onu uyarırlar. Etrâfında bir yardımcısı yoktur. Onları görünce korkar ve şaşırır. «Rabbin kim?.» diye kendisine sorduklarında : «Bilemiyorum.» der veya bu iki melekden birini göstererek «Budur.» der. Sonra dininden sorarlar, onu da bilemez. Âhir zaman Peygamberi Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hakkında sorarlar; ona da cevap veremez. Melekler kendisine «Hay sen bilmez olaydın.» derler. Sonra demir topuz ile iki kulağı araşma vururlar. Feryâdını, ins ve cin’den başka her yaratık duyar. Eğer bu topuz ile büyük bir dağa vurulsa dağ parça parça olurdu. Sonra mezarından cehennem’e bir pencere açılır ve Cehennemdeki yeri kendisine gösterilir. Nitekim Âli Fir’avn hakkında Allâhu Teâlâ :

Ahiret Gfcnfc-58

« (Azâbdan biri de) ateşdir ki onlar sabah aksanı ona arzolunacaklar. Kıyâmet koptuğu günde tıkın Âli Firavni en şiddetli azâba (32) buyurmuştur.

KABİR ÂZABI

Yukarda Müslim ve Sünen sahihlerinin îb-732) El-Mü’min : 46

ni Ömer (r.a.) den rivâyet ettikleri Hadisde mü’minin durumu anlatılmıştı. Kâfir ve münâfıkı da kabir, alabildiğine sıkar ve kemikleri birbirine geçer. Sonra da kabri bir cehennem manzarasma döner. Buharî ile Müslim”n Hz Âişe (r.a) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem :

Ahiret Gfcnfc-59

«Kabir azâbı haktır ve onlar kabirlerinde öyle azâb olurlar ki hayvanlar, onların azâb seslerini duyarlar.»

buyurmuştur.

Yine Buharî, Müslim ve Sünen sâhiblerinin Ibni Ab-bas (r.a.) dan rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (SA.V.) iki mezara uğradı ve :

Ahiret Gfcnfc-60

«Şunlar azâb oluyorlar. Halbuki azâb olmaları size göre büyük günâhlardan sebep değildir. Bunlardan biri söz gezdirir, diğeri de bevlinden sakınmazdı.» buyurmuştur.

Bunun gibi kabrine yılanları musallat eder ve kıyâmete kadar onu zehirler dururlar. İbni Ebî Şeyhe ve İbni Mâce’nin Ebû Sa’îd el-Hudrî (r.a) den rivâyetlerinde Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

«Kâfire mezarında 99 tane büyük yılan musallat olur. Kıyâmete kadar onu sokar ve zehirlerler. Bunlardan bir tanesi dünyâya bir üflese zehirinden bir yeşillik bitmezdi.»

buyurmuştur.

Hikâye edildiğine göre yolculuk hâlinde bulunan kafileden birisi ölür. Kendisi için bir mezâr kazarlar, fakat bir sürü yılanlar karşılarına çıkar. Bir kaç mezar yeri değiştirirler, her birinde aynı şekilde bir çok yılanlarla karşılaşırlar ve ne yapacaklarını şaşırırlar. Durumu Süf-yân-ı Sevrî hazretlerine sorarlar. Bu zât derki :

«Onu ilk kazdığınız mezara defnedin. Zira bütün dünyâyı dolaşsanız, aynı yılanlar karşınıza çıkacaktır. Çünkü bu adam koğuculuk yapardı. Halbuki koğucuların mezarlarında yılanlarla azâb olacaklarını biliyoruz.»

Hikâyelerde anlatıldığına göre, Câbir adında sâlih bir zâtın kardeşi ölmüş, bu haberi alan Câbir’in iki kardeşliği, ta’ziyesine gidelim demiş ve gitmişler Ta’ziye etmişler fakat Câbir onlara iltifât etmemiş, matem içinde kıvranıp duruyor. Kardeşlikleri kendisine :

— Sen mukadderata razı sâlih bir kimsesin, bu fer-yâd-ü figânın hikmeti nedir?. diye sorarlar. Câbir :

— Evet, haklısınız, fakat ben kardeşimin ölümüne değil, onun akşam sabah karşılaştığı azâb için mâtem içindeyim. der. Onlar merakla :

— Allâh, Allâh, kabir âlemi sana keşfedildi mi? derler. Câbiri :

— Dün kardeşimi defnetmek için mezara inmiştim, defin işleri bitti. Eve geldim. Cüzdanımı aradım, bulamadım. Telâş ile mezâra düşürdüğümü anladım. Kazma kürek aldım mezâr başına gittim. Biraz kazdıktan sonra cüzdanımı buldum, fakat merak ettim, kardeşimin durumunu bir göreyim dedim. Başı ucundaki kerpiçi kaldırınca, ateşten bir halkanın boynuna dolanmış olduğunu gördüm. Kardeşlik şefkatiyle bu halkayı almak

istedimse de elim yandı ve mezârı kapadım geldim. İşte, yanığın izi parmaklarımdadır. Ben buna üzülerek ağlıyorum dedi. Bu zâtlar oradan ayrıldı ve Hasan-ı Basrî’yi ziyarete giderek durumu kendisine anlattılar ve

— Kâfire yapılan azâb hakkında bize bir şey gösterilmez de, mü’mine yapılan azâb ba’zan böyle tecessüm ettirilip bize gösteriliyor, bunun sebebi nedir? diye sorarlar. Hasan-ı Basrî :

— Kâfirin kesin olarak cehennem’de olduğunda kimsenin şüphesi yoktur. Fakat mü’minlerden azâb olan ba’zı kimselerin gösterilmeleri, ondan ibret alıp kendimize çeki düzen vermek içindir. Meselâ, ateşten halka boynuna dolanan bu zât zekât borcunu vermezdi. İbret olarak bu gösterildi ki zenginler ders alsın ve zekât borçlarını ödesinler. Zekât vermiyenlerin böyle azâb olacağını :

Ahiret Gfcnfc-61

«Allâh fazl (-u kereminden) kendilerine verdiğini (sarf-u infakta) cimrilik edenler zinhar bunun, kendileri için bir hayır olduğunu sanmasın (lar). Bilâkis bu, onlar için bir şerdir. Onların cimrilik ettikleri şey kıyâmet günü boyunlarına dolanacaktır.» (33) Âyet-i Celîlesi bize haber vermektedir, dedi.

Azîz kardeşim, şurasını da iyi bilki, kabrin sıkıştırmasından Peygamberler ile şehîdlerden ve bir de Hz.

(33) Âli îmrân : 180

Ali (r.a) ın annesi ve Esed’in kızı Fatma’dan başka kimse kurtaramayacaktır. Zîra Taberanî’nin rivâyetinde Rasûl-i Ekrem (S.A.V) bu kadının mezarına inmiş ve :

«Allah’ım, Peygamberinin ve bütün geçmiş Peygamberlerin hakkı için bu Fatma’ya rahmet et ve kabrini genişlendir.» diye duâ etmiştir. Evet, mezar herkesi sıkıştıracak fakat bu sıkıştırmak müttaki mü’minlere rahmet, kâfir ve âsilere azâb olacakdır. Çünkü mezarın mü’min müttekileri sıkıştırması, ağlayan bir yavruyu annenin bağrına basması gibidir. Fakat kâfir ve âsilerin kemikleri birbirine geçer gibi sıkıştırılacaklardır.

Şurasını da iyi bilki, Ehl-i Sünnete göre kabir azâbı, rûh ve bedenin her ikisine birden yapılacaktır. Adamın ateşde yanması, suda boğulması, yırtıcı hayvanların karnına girmesi gibi haller, buna mâni değildir. Bu, aklen mümkün olduğu gibi, nakil de bu şekilde vârid olmuştur. Allâhu Teâlâ’mn her şeye kâdir olduğunu bilmek ve buna böyle inanmak vâciptir.

Şunu da bilki, kabir azâbı, biri dâimi, diğeri de geçici olmak üzere ikiye ayrılır. Kâfirler, münâfıklar ve ba’zı âsîlerin azâbı daimîdir. Müminlerden diğer ba’zı kusur sâhiblerinin azâbı da muvakkattir. Cezalarını çekdikten sonra azâbları kaldırılır veya ardlarından yapılan hayır duâlar, verilen, sadakalar azâblarının kaldırılmasına vesîle olur. Nitekim Müslim’in Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

Ahiret Gfcnfc-62

«İnsan öldüğü vakit amel defteri dürülür ve artık

sevap veya günahtan defterine bir şey yazılmaz. Ancak, devamlı sadaka (cami, köprü, yol, çeşme, hastahane, ağaç ve meyve ağacı gibi devam eden hayır) yahut faydalanılan bir ilim, (bir kitap bırakmak, yazmak, okutup talebe yetiştirmek gibi.. Veya kendisi için hayır duâ edecek sâlih bir evlâd (bırakırsa öldükten sonra bunlardan istifâde eder ve defterine devamlı sevâp yazılır ve bu sâyede kabir azâbı kaldırılır.) » buyurdu.

Her ne kadar ba’zı hallerde ba’zı kimselere kabir azâbından bir şeyler gösterilir veya bu ma’nevî âlem madde yönünden tecessüm ettirilirse de, gerçekde kabir azâbı gayb âleminden olduğu için biz bu duyularımızla onu bilemeyiz. Bunlar, nakil ile bize bildirildiği için, buna inanmak bize vâciptir. Keyfiyetine gelince, en doğrusu, onu da Allâh’a havâle etmektir. Kabir azâbına inanırız, Keyfiyetini Allâh’a havâle ederiz.

Kabir azâbının doğruluğunu ifâde eden aklî delil, uyku halleridir. Uykuda olan bir adam gördüğü güzel rü’yânın zevkine vardığı gibi, gördüğü korkunç rüyanın da ızdırâbını çeker. Etrâfında. uyanık bulunanlar ise bu durumdan habersizlerdir. Onlara sorsan : «Adam uyuyor» derler ve başka bir şey bilmezler. İşte ölü de böyledir. Görülen âlemden görülmeyen âleme intikâl etmiştir. O, bizim yanımızda Cennet’in zevkine vardığı gibi, Cehennem’in azâbını da çeker fakat bizim bundan haberimiz olamaz. Çünkü bizim duyularımız o gizli âlemi idrâk edemez.

……

ÖLÜYÜ DEFNETTİKTEN SONRA MEZAR BAŞINDA BİR MÜDDET BEKLEMEK

Azîz kardeşim, şunu da bilmiş ol ki, ölü, defnedildikten sonra Nekir ve Münker meleklerinin sorularına cevâp verirken bir müddet mezarı başında beklemek,

onun için duâ ve istiğfâr etmek de sünnettir. Nitekim rivâyetlere göre Sa’d b. Muâz (r.a) öldüğü vakit, Rasûl-i Ekrem cenâze merâsimine katılmış, onu teşyi’ ediyor, orada parmak uçlarına basarak dolaşıyordu. Bunun sebebini kendisine sorduklarmda :

«Yetmiş bin melek, bu cenâze merâsimine katılmıştır.» buyurdu. Cenâze defnedildikten sonra Rasûl-i Ekrem :

«Ayrılmayın, kardeşiniz Sa’d şu anda meleklerin sorusu ile karşı karşıyadır. Onun için duâ ve istiğfâr ediniz.» buyurdular. Amr b.el-Âs, ölüm döşeğine yattığı vakit çocuklarına : «Oğullarım, bir deve boğazlanıp eti taksim edilinceye kadar mezarımdan ayrılmayın. Zîra o esnâda ben meleklerin soruları ile karşı karşıyayım. Siz başımda bulunursanız, sizinle ünsiyet ederim.» diye vasiyette bulunmuştur. Buna göre de; ölü defnedildikden sonra bir müddet başında beklemek müstehaptır.

Yine bu müstehap cümlesindendir ki, oradakilerden birisi mezar başında durarak, ölünün hayatta iken konuştuğu ve anlayabileceği bir dil ile :

«Ey filâncanın oğlu filân, dünyâda ne üzerine olduğunu hatırla ki o;

Ahiret Gfcnfc-63

Şehâdetiyle, öldükten sonra dirilmenin, kıyâmetin Cennet ve Cehennemin hak olduğuna inanman idi. Sen dünyâ hayâtında Allâh’ı Rabb: Muhammed Aleyhi’s-selâm-ı Peygamber kabul etmiş, din olarak İslâmiyeti seçmiştin. Kur’ân-ı imâm, kâ’beyi kıble ve mü’minleri kar-

deş kabul etmişdin.» Bu anlattıklarımız, Taberânî’nin rivayetidir.

Telkinde ölünün annesinin adını bilemezse «Ey Havva’nın oğlu» diye seslenir. Rasûl-i Ekrem’den böyle rivayet edilmiştir. Denildi ki : Bu şekilde telkin yapılınca, meleklerin biri diğerinin elinden tutar ve :

— Artık bizim soracağımız kalmadı. İşte baksana, soracağımız söyleniyor, der. Fakat bu telkinin faydası varsa mü’minleredir. Kâfir ve münâfıklara bir faydası yoktur. Çünkü onun dünyâda imanı yoktu ki, öldükten sonra bu telkin kendisine fayda versin. (Değil öldükten sonra mezarda yapılan telkin, ölüm ânında âhiret keşfedildikten sonra yapılan îmanın da faydası yoktur. Çünkü îman gaybedir. O anda gayb, ortadan kalkmıştır.) Mümine ise dünyâdaki îmanını hatırlatmış olur. Çünkü adam bir yandan ölüm acısı, bir yandan mezar vahşeti ve bir yandan korkunç melekler karşısında şaşırmış olabilir. (Bu da hayattakilerin ölülere ses duyurabilmesine bağlıdır ki, bu hususda rivâyetler kesîn değildir. Bir rivâyette ölülere bir şey duyurulamaz. Diğer rivâyette ise, ruhlar duyar fakat bedenden ayrıldıkları için kendileri duyurma âletlerini kaybettiklerinden, duyuramazlar.)

Gaybe nisbetle kabrin durumu bu olmakla beraber, müşâhede edip bildiklerimize gelince, Kur’ân-ı Kerîm’de :

«Sen (sâde Kur’an ile) va’z et. Çünkü şüphesiz öğüt, mü’minlere fayda verir.» (34) ve yine :

(34) Ez-Zâriyât : 55

Ahiret Gfcnfc-64Ahiret Gfcnfc-65

« (Allah’tan) korkacak olan, öğüdü kabul eder. Pek bedbaht olan ise ondan kaçınır ki o, en büyük ateşe girecek.» (35) buyurulmuştur.

Geçmişler, çok harîs oldukları ve bin bir zahmetle yığdıkları hattâ isyan yolu ile topladıkları servetlerinden mezarlarına bir şey getirmemişlerdir. Ancak bir kefen götürmüşler ve yaptıkları amelleri ile başbaşa kalmışlardır. Buharî, Müslim ve Tirmizî’nin Enes b. Mâlik (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasul-i Ekrem (S.A.V.) :

Ahiret Gfcnfc-66

«Ölünün peşinden üç şey gider : Âile efrâdı, mâlı ve ameli. Bunlardan ikisi döner biri kalır. Çoluk çocuğu ile malı geri döner, ameli (kendisi ile) kalır.» buyurdu.

Hakîkaten malı teneşir tahtasına kadar, âile efrâdı mezar başına kadar gider. Sonra ameli ile başbaşa kalır, iyi ise mükâfatını alır, kötü ise cezasını çeker. Sonra vahşî karanlık ve dar olan mezarın lahdine o güzel yüzünü dayar ve toprak ile örterler. Çok geçmeden o güzel beden çürür ve kokmağa başlar. Gözleri yanaklarına akar. Etini kurdlar yer ve nihâyet iskelet hâline

(35) El-Âlâ : 10,11

gelir. O güzellik kaybolur. Başda; burun, göz, kulak ve ağız delikleri kalır. Senden önce ölenler böyle olduğu gibi sen de böyle olacaksın. Nitekim Hakîmi’n biri şöyle anlatır :

«Dünyadaki hareketlerin ve toprağa defnedildikten sonraki durumunu düşün,

Düşün ki mezara konduktan sonra kıyamet sabahına kadar oradasın,

«A’zaların birbirinden ayrılır, bedenini kaplayan cildin param parça olur,

«Şâyet mezar seni örtmeseydi, dereleri ve dağları kokuturdun,

«Topraktan yaratıldın, bir canlı olarak meydana çıktın, güzel konuşmayı öğrendin,

Tekrar toprağa döndün, sanki hiç topraktan çıkmamış gibi, öldün.

«Bu dünyayı üç dalak ile boşa, ölmeden önce hazırlan ve tevbe et,

«Sana öğüt veriyorum, sözümü dinle, doğru yolu sana herkes göstermez.

«Biz ölmek için yaratıldık, şâyet dünyâda kalaydık, izdihamdan geniş yerler daralırdı,

«Her sabah bize şöyle çağırırlar : Beslenen vücudunuz Kurtlar içindir, inşâatınız harap olmak içindir.»

Rivâyete göre, her gün herkesin mezarı kendisine şöyle seslenir :

«Ey filân, benim karanlık, yalnızlık ve vahşet yeri olduğumu, kurd ve böceklerle dolu bulunduğumu, dost

ve ahbabları ayıran, çocukları öksüz bırakan bir mesken olduğumu biliyor musun? neden hazırlanmazsın.

Aziz kardeşim, şurasını da iyi bilki, ölüm ile berâber bütün sevgiler kesilir. Ancak Allâh için olan sevgi kalır. Görmez misin, en kıymetli bir kimse olup rûhu bedeninden ayrıldıktan sonra nasıl bütün yakın ve dostları kendisinden uzaklaşır ve bir an önce onu mezarına koymağa çalışır. Sonra da hiç yokmuş gibi bir hâle gelir. Hz. Ali (K.V.) Medine kabristanına uğramış ve selâm verdikten sonra :

— Ey burada yatanlar, önce siz mi durumunuzdan haber verirsiniz, yoksa ben mi durumumuzdan sizi haberdâr edeyim, der. Bu sırada bir .ses duyar. Bu ses, selâmı iâde eder ve :

— Önce sen bize haber ver, der. Hz. Ali (K.V.) :

— Eşleriniz evlendi. Mallarınız bölündü. Çocuklarınız öksüzler arasına katıldı. Apartmanlarınızı sevmediğiniz kimseler işgal etti. İşte buradaki durum, bundan ibârettir. Siz ne haldesiniz? Mezardan gelen bir ses şöyle cevap verir :

— Kefenler çürüdü. Saçlarımız dağıldı. Derilerimiz parçalandı. Gözlerimiz yanaklarımıza akdı. Burunlarımızdan cerâhat çıkdı. Burası için takdim ettiğimizi bulduk. Geride bıraktığımızın zararını çekdik. Biz isek amellerimizin rehiniyiz.

Yine bunun gibi Mâlik b. Dinâr; Bir gün ibret almak için kabristana uğradım ve orada şu beyitleri okudum :

Kabristana uğradım ve onlara sordum :

«Nerde o haşmet ve azametler?

«Nerde o saltanat, o izzet ve kudretler?.

«Nerde o, «Buyur efendim, emrindeyim» demeler?. Nerde o yaltaklanmalar?»

Tam bu sırada bana cevap veren bir ses :

«Yalan yok, hepsi mahvoldu ve öldü gittiler.

«Günler geldi geldi ve o güzellikler söndü gittiler,

«Herkes amelini boynuna takdı : Ya Cennet, ya Cehennem,

«Artık emrinde itâat olunan izzet sahibi Melîk-i Kâdir huzurunda toplandılar.

«Ey geçmiş insanlardan soran, ne fayda geçmişden?».

Azîz kardeşim, zaman geçince ölü mezarında toprak olur. Peygamber, şehîdler ve Hamele-i Kur’ândan başka herkes çürür. Yalnız bunlar çürümez. Müezzinlerin de çürümediği söylenir. Bunlardan başka herkesin cesedi çürüyecek. Ancak kuyruk sokumlarında küçük bir miktar kalır ve kıyamet günü cisim, bunun üzerine kurulur. Ahmed, Müslim, ve Tirmizî’den başka Sünen sâhibleri Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

«İnsanın her parçası çürür. Ancak kuyruk sokumu kalır ve insanlar kıyamet günü buradan terekküp eder.»

buyurdu. Üzerinde dolaştığımız toprağın her zerresinde bir insan uzvu olduğunda şüphe yoktur. Şâir diyor :

«Elinden geldiği kadar yer yüzünde hafif yürü, çünkü yer yüzü senin gibi insan cisminden meydana gelmiştir.»

Kurtubî «Tezkire» sinde şöyle bir hikâye anlatır :

İki kişi bir arâzi üzerinde «Senindir, benimdir» diye münâkaşa ediyorlardı. Yanlarında tuğladan bir duvar vardı. Duvardan bir tuğla seslendi r «Ne için münâkaşa ediyorsunuz? Beni dinleyiniz. Ben de zamanında sizin gibi bir insan ve hattâ bir hükümdardım. Uzun sene yaşadım. Bir çok atlara bindim ve uzun saltanat sürdüm. Şukadar kadınla evlendim. Nihâyet öldüm. Uzun sene toprakda kaldım. Sonunda tamamen çürüyüp toprak oldum. Bir çömlekçi geldi, toprağımı çömleğe elverişli buldu. Benden çanak çömlek yaptı. Bir zaman insanlar beni, yemek kabı olarak kullandılar. Nihâyet kırıldım. Beni tekrar toprağa attılar. Yine çürüdüm toprak oldum. Bir zaman sonra tuğlacı geldi toprağımı beğendi ve beni tuğla yaptı sattı ve şu anda burada bulunmaktayım. İşte sizin münâkaşa ettiğiniz dünyâlık bundan ibârettir. Benden ibret alında münâkaşayı bırakın.» O ne büyük Allâhdır ki bizi topraktan yarattı, sonra toprağa verecek ve yine toprakdan çıkaracaktır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de :

Ahiret Gfcnfc-67

«Sizi (aslınızı) ondan (topraktan) yarattık. Sizi (ölümünüzden sonra) yine ona döndüreceğiz. (Ba’s zamanında da) sizi bir kerre daha ondan çıkaracağız.» (36) buyurulmuştur.

Burada işâret etmek istediğimiz bir cihet de : ölü-

(36) Tâhâ : 56

yü ma’zeretsiz olarak tabut ile mezara defnetmektir. Çünkü bu, fuzûli bir masraftır. Nihâyet hepsi çürüyüp toprak olacaktır. O halde o tâbuta yapılan masrafı, ölünün rûhu için bir fakire vermek çok daha sevaptır. Ve fakir için daha hayırlıdır. Bunun gibi, mezara ölünün eşyâlarını koymak haramdır. Çünkü açık ve fuzulî bir israftır. Aynı zamanda bu, diğer milletleri taklittir. Halbuki müslüman olmayanları taklîd etmekten men’ olunmuşuz. Biz onlara muhâlefetle memuruz. Ancak, dinimize uyan bazı hareketlerini, dinimize uyduğu için yaparız.

Bunlardan daha önemlisi, ağır masraflarla kapalı, kubbeli ve işlemeli türbeler yapmaktır.

Buraya yapılan masrafları hayır müesseselerine vermek, çürümüş kemiklere bu masrafı yapmaktan çok daha makbuldür. Bu masraf, bir kaç yönden haramdır :

1 — Boş ve faydasız yere malı israf; ne ölüye faydası var ne de diriye.

2 — Bu iş, ölünün defni için ayrılan bir yere haksız bir tasarruftur; helâl değildir.

3 — İnsanlar bu kubbe altında yatan ölüye aldanır ve. ondan bir şey istemeğe kalkışır. Halbuki onun durumunu Allâh bilir.

4 — Ba’zı yerlerde bu türbeler birer fesad yuvası ve kötü işler merkezi haline gelir. İşte bu sebeplerden kubbeli türbe haramdır. Bunun gibi, üzerini tahta ile örtmek de haramdır. Müslim, Ebû Davûd ve Tirmizî Ebû’l-Heyâc el-Esedî, (r.a.) den rivâyetlerinde diyor ki, Hz. Ali (r.a.) bana dediki :

— Rasûlullâh’ın beni gönderdiği bir yere seni göndereceğim. Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) bana :

«Git, ne kadar sûretler bulursan hepsini kazıt yitir. Nerde yüksek mezar bulursan hepsini yık ve düzle.»

buyurmuştu dedi. Yine Müslim ve sünen sâhiblerinin Câbir (r.a.) den rivâyetlerinde, Peygamber (S.A.V) Efendimiz; Mezarların üzerinde harç ile inşâat yapmaktan üzerini kapatmaktan, mezar taşlarını yazmaktan, mezarların çiğnenmesinden men’etmiştir. Ancak ölüm tarihi ve ölenin adı yazılabilir. Doğrusunu Allâh bilir.

KIYAMET ALÂMETLERİ

Sevgili kardeşim, Allâh hepimizi başarıya ulaştırsın. Bilmiş ol ki, bu dünya hayâtı fânidir; sona erecektir. İnsanlar öldüğü gibi bu dünyâ da yıkılacak, bu düzen bozulacak; ay, güneş ve yıldızlar kararıp dökülecektir. Sonra âhiret günü gelecek ve insanların, dünyâda yaptıklarının hesâbı görülecek; bir kısmı, nimetleri devamlı olan Cennet’e ve bir kısmı da Cehennem’e gidecektir. Bu kitapda «Cennet ile Cehennem» bölümünde her iki fırkanın hâlini öğreneceksin.

Bilirsiniz ki, âhirete inanmak îmanın sıhhatinin şartındandır. Âhirete îman etmeyen, kâfirdir. Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok Âyetlerinde bu husus tasrîh edilmiştir. Bu Âyetlerin bir kısmı, insanları o günün dehşetinden korkutur; bir kısmı oranın durumunu anlatır; bir kısmı da kıyâmetin kesîn olarak vukû’unu bildirir. Nitekim ba’zı âyetlerde de kıyâmet gününün adları sayılır: Kıyâmet, Sâat, Kâri’a. Gâşiye, Hakka, Tâmme, Sahba Vâki’a, Hesap günü vesâire gibi. Kıyâmet ile ilgili Âyetler :

Ahiret Gfcnfc-68

«Ve çünkü o saat elbette gelecektir. Onda hiç bir şüphe yoktur. Muhakkak Allâh, kabirlerde olan kimseleri de diriltip kaldıracaktır.» (37)

Ahiret Gfcnfc-69

(37) El-Hac : 7

«Çünkü o saat şüphesiz gelecektir. Ben onu (n vaktini) hemen açıklayacağım geliyor ki herkes neye çalışıyorsa kendisine onunla mukabele edilmiş olsun. Binaenaleyh, ona inanmaz ve hevâ (ve hevesi) ne uyar kimseler sakın seni bundan alıkoymasın (1ar). Sonra helâk olursun.» (38)

Kardeşim, gel berâberce şu güne göz gezdirelim, onun güçlüklerini, merhalelerini ve Allâh’ımıza arzedileceğimiz günü düşünelim. Belki bu sâyede kendimize çeki düzen verir, günâhlardan çekinir ve iyi amellere yöneliriz. Nasıl Allâh’a yönelmeyiz ki, şu anda kıyâmetin bir çok alâmetleri belirmiş bulunmaktadır.

Bilmiş ol ki, kıyâmetin, biri küçük, diğeri büyük olmak üzere iki çeşit alâmeti vardır. Küçük alâmetler kıyâmete yakın, büyük alâmetler ise hemen kıyâmetin arefesindedir.

KÜÇÜK ÂLÂMETLER

Küçük alâmetler pek çok olmakla berâber bunlardan ba’zıları : Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) in peygamber olarak gönderilmesi ve ümmetinin meydana çıkmasıdır. Buharî ile Müslim’in Sehl b. Sa’d (r.a.) dan rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem Şehâdet parmağı ile orta parmağını işaret ederek :

(38) Tâhâ : 15, 16

Ahiret Gfcnfc-70

«Benimle kıyâmet arasında bu kadar zaman vardır.»

buyurmuştur. Kıyâmetin alâmetlerinden ba’zıları da büyük inşâatlar, mescidleri tezyîn, emânete hıyânet, içki ve bid’atlerin çoğalması, kadınlarda hayânın azalması, hâkimlerden adâletin kalkması, bereketin azalması, şarkıcı kadınların çoğalması, hîlekâr adamların emîn, emîn adamların hâin tanınması, idâre işlerinin ehil olmayan kimselere verilmesi, fitnenin zuhûru, kadınların çoğalması, erkeklerin azalması gibi hususlardır ki, bütün bunlar zamânımızda mevcûd ve hepsi için sahih hadisler vârid olmuştur. Bunlardan ba’zıları : Müslim’in Enes b. Mâlik (r.a.) den rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

Ahiret Gfcnfc-71

«İnsanlar cami’lerde mücâdele etmedikçe kıyamet kopmaz.» buyurmuştur.

Yine Buharî’nin Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

Ahiret Gfcnfc-72

«Emânet zay’i olduğu vakit kıyâmeti bekle.» buyurmuştur.

Yine Müslim’in rivâyetinde Ömer b. el-Hattâb (r.a.) şöyle anlatıyor:

Ahiret Gfcnfc-73

Ahiret Gfcnfc-74

Ahiret Gfcnfc-75

«Günün bitinde Peygamber aleyhi’s-selâm’ın huzurunda bulunduğumuz sırada birdenbire yanımıza bir adam çıkageldi, elbisesi bembeyaz saçları simsiyahtı; üzerinde yolculuk eseri görülmüyordu (Uzak yoldan gelmişe benzemiyordu.). Hiç birimiz onu tanımıyorduk. Nihâyet Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in önünde oturdu ve dizlerini Peygamber aleyhi’s-selâm’ın dizlerine dayadı, ellerini uyluklarına koyup :

— Yâ Muhammed, islâmın neden ibâret olduğunu bana söyle dedi Peygamber aleyhi’s-selâm :

— İslâm : Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Rasûlullâh’ın Allâh’ın elçisi olduğuna şehâdet etmen, namazı kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna gücün yeterse Hacc etmendir buyurdu. O adam

— Doğru söylüyorsun dedi. Hem sorduğu, hem doğruladığı için, buna taaccüb ettik. Ondan sonra :

— İman nedir? bana haber ver. diye sordu. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) :

— İman : Allâh’a, meleklerine, kitaplarına. Peygamberlerine ve kıyâmet gününe, kader’in hayır ve şerrine inanmandır diye cevap verdi. Yine o adam :

— Doğru söylüyorsun dedi ve :

— İhsan nedir? diye sordu. Peygamberimiz (S.A.V.)

de:

— İhsan, Allah’ı görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Eğer sen O’nu görmüyorsan, O seni görüyor buyurdu. O yine :

— Doğru söylüyorsun dedi, sonra :

— Kıyâmetin vaktinden bana haber ver dedi. Peygamber aleyhi’sselâm :

— Bu hususta kendisinden sorulan kimse, sorandan daha âlim değildir dedi.

— O halde, alâmetlerinden haber ver deyince, Peygamber aleyhi’s-selâm :

— (Kiyâmet alâmeti) câriyenin kendi hanımını doğurması, yalın ayak, çıplak yoksul koyun çobanlarının binaları yükselmekte birbirleriyle yarışmalarıdır, dedi. Sonra o yabancı kimse gitti. Ben bir müddet kaldım, sonra Resûlullâh :

— Ey Ömer, soran kişiyi bilir misin,, buyurdu. Ben

de :

— Allâh ve Resûlü bilir, dedim. Peygamber Aleyhi’s-selâm da :

— O, Cebrâildir, size dininizi öğretmek için gelmiştir. buyurdu. Yani kıyâmetin alâmeti, idâre işlerinin ehil olmayanlara tevdi’îdir. Ayakların baş ve başların ayak olması gibi….

Yine Hz. Ali (r.a.) den gelen bir rivâyette Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

«Ümmetim onbeş haslete sâhip oldukları vakit, belâ-

ya hak kazanırlar.» buyurdu. «Bunlar nedir.» diye soranlara cevaben Resûl-i Ekrem :

«Ganîmet elden de dolaşıp haksız yere zimmete geçtiği, emânet ganîmet sayıldığı, zekât fuzûli bir borç sayılıp verilmediği, erkek karısına itâat edip annesine isyan ettiği, dostuna iyilik edip babasına eziyet ettiği, mescidlerde seslerin yükseldiği, ayak takımlarının başa geçtiği, şerrinden korkulduğu için kişiye ikram edildiği, içki içilip ipekli elbiseler giyildiği, şarkıcı ve çalgıcı kadınların bulundurulduğu, sonra gelen nesil önce gelenleri kötülediği hallerdir. İşte bunlar yapıldığı zaman, insanlar kızıl bir rüzgâr, zelzele, açlık, yemekte tatsızlık ve benzeri musibetleri beklesinler.» buyurmuştur.

Yine rivâyete göre Peygamber Aleyhi’s-selâm Cebrail Aleyhi’s-selâm’a:

Yâ Cebrail, benden sonra yere inecek misin? diye sordu. Cebrâil Aleyhi’s-selâm :

— Evet, âhir zamanda dört kerre ineceğim, deyince, Peygamber Sallallâhu aleyhi ve sellem, niçin ineceğini sordu. Cebrâil :

Birincide kadınlardan hayâyı, ikincide kazançlardan bereketi, üçüncüde hâkimlerden adaleti, dördüncüde hâfızların göğüslerinden Kur’ân’ı kaldırmak için geleceğim ve sonra bir daha gelmiyeceğim, dedi.

Yine Tirmizî’nin Enes b. Mâlik (r.a.) den rivâyetinde Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

«Kıyâmete yakın karanlık gece kıtaları gibi fitneler meydana gelecektir. Sabahtan mü’min olan akşama kâfir, akşamdan mü’min olan sabaha kâfir çıkar. Bir çokları

dinlerini çok az bir dünyalık karşılığında fedâ ederler.»

buyurmuştur.

Azîz kardeşim, dikkat edersen bu alâmetlerin hepsi zamanımızda mevcut ve hemen hepsi tahakkuk etmiş durumdadır. Diğer ba’zı alâmetlerin de belirtileri görülmeğe başlamıştır. Yâhûdiler ile savaş ve Fırat nehrinin altından bir dağı meydana çıkarması gibi. Bu hususlar ile ilgili Hadîs-i şerifler :

Buharî ile Müslim’in İbni Ömer (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i (S.A.V.) :

Ahiret Gfcnfc-76

«Müslümanlarla Yahudiler arasında bir savaş olmadıkça kıyâmet kopmaz. (Bu savaşda miislümanlar, Yahûdileri tamamıyla mahvedecek) Hattâ Yahudilerden biri taş ve ağaç arkasında, gizli kalsa bile (Allâh’ın izniyle) o taş ve ağaç (dile gelerek) : «Ey müslüman, ey Allâh’ın kulu, arkamda saklanan Yahûdidir, gel onu da öldür.» diyecektir. Ancak (Beyt-i Makdîs’de ma’ruf) gargad denilen dikenli ağaç müstesnâdır. Çünkü o, Yahûdi ağacıdır.» buyurdu.

Yine Buharî ile Müslim ve diğerlerinin Ebû Hureyre (r..a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A V.) :

Ahiret Gfcnfc-77

«Fırat nehrinin suyu çekilip, altundan bir dağ meydana çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bu hazîne üzerinde savaş yapdır, her yüzden doksan dokuzu ölür. (Savaşa iştirak edenlerden) her kişi yalnız ben halâs olacağım, diye ümitlenir.» buyurmuştur.

Bütün bunların belirtileri görülmüştür. Eğer Peygamber Aleyhi’s-selâm’m haber verdiği alâmet’eriıı hepsini sayacak olsam, konumuz çok uzar. Okuyucularımızı usandırmamak için mümkün olan kısaltmayı yaptık.

BÜYÜK ALÂMETLER

BİRİNCİSİ : Hz. Fatma (r. anha) nın neslinden gelecek olan Mehdî’dir .Yer yüzü zulüm ile dolduğu gibi, o, yeniden yer yüzünü adâletle dolduracaktır. Ebû Dâvud ve Tirmizi’nin İbni Mes’ûd (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

«Dünyanın ömründen bir gün kalsa bile, Allâhu Teâlâ o günü uzatacak, benden veya (ehl-i beytimden) bir kişiyi gönderecek, adı adıma, babasının adı babanım adına uygun olacaktır. Yer yüzü zulüm ile dolduğu sırada yer yüzünü adâletle doldurur. buyurmuştur.

Ahmed, Ebû Dâvud ve Tirmizî’nin Ibni Mes’ûd (r.a.) den rivâyetlerinde, Peygamber (S.A.V.) :

«Ehl-i beytimden ismi ismime» ve diğer rivayette «ahlâki ahlâkıma uygun bir adam gelmedikçe, dünyâ sona ermez.» buyurmuştur.

Ebû Nuaym ile Revyânî’mn Huzeyfe (r.a.) den rivâyetlerinde Peygamber Aleyhi’s-selâm :

«Mehdi, benim neslimden bir kişidir. Rengi arap renginde, bedeni İsrâil bedenindedir ve sağ yanağında yıldız gibi parlayan ben’i vardır. Yer yüzü zulüm ile dolunca, yer yüzünü adâletle dolduracaktır. Bütün yaratıklar onun hilâfetine razı olacaklardır.» buyurmuştur.

IKINCÎSÎ : Deccâl’ın çıkmasıdır. O, en büyük bir fitnedir. Allâhu Teâlâ ona tabiat üstü kuvvetler verir. Akılları hayrete düşürür ve çokları ona aldanır. Ancak Allâhu Teâla’nın koruduğu kimseler müstesnâ. Buna şaşmağa lüzum yok. Deccâl’dan daha beceriksiz kimselere bile insanlar aldanmaktadır. Kehânet, falcılık ve gaybden haber vermeler gibi Deccâl ise buluttan yağmur yağdırır ve istediği vakit durdurur. Çöl yerlerde ot bitirir, ölüyü diriltir; hazîneler, arkasından koşar. Bütün bunlar insanlar için fitne ve sebâtlarında onları imtihandır. Mü’minler aldanmaz fakat kalblerinde şüphe olanların ayakları kayar Deccâl’a uyar ve onun avenesi olur ordusuna katılırlar. Deccâl hakkında vârid olan sahih rivâyetler :

Buharî ile Müslim’in Enes (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.)

Ahiret Gfcnfc-78

«Hiç bir Peygamber yoktur ki ümmetini, bir gözü kör olan Deccâl ile korkutmuş olmasın. Haberiniz olsun ki, Deccâl kördür. Rabbınız ise noksan sıfatlardan münezzehtir. Deccâl’ın gözleri arasında

Ahiret Gfcnfc-79

diye yazıl

mıştır.» buyurmuştur.

Yine Buharî ile Müslim’in Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde, Peygamber Aleyhi’s-selâm :

Ahiret Gfcnfc-80

«Dikkat edin, ben size Deccâl’dan haber vereceğim. Hiçbir Peygamber bunu ümmetine anlatmamıştır. Deccâl’in bir gözü kördür ve o, berâberinde cennet ve cehennem’in benzerini getirir. Onun cennet dediği cehenem’dir.» buyurmuştur.

Buharî ile Müslim’in Rebî b. Hiraş (r.a.) den rivâyetlerinde, şöyle demiştir :

(Bir gün) Ebû Mes’ûd el-Ansârî ile berâber Huzeyfe b. el-Yemân’a gittik. Ebû Mesûd Huzeyfe’ye :

— Deccâl hakkında Peygamberimizden işittiğini haber ver. dedi. Huzeyfe (r.a.) de :

— Bizzât Rasûlullâh’tan şöyle buyurduğunu işittim : «Âhir zamanda Deccâl çıkacak; yanında bir su, bir de ateş bulunacaktır. Fakat halkın soğuk su sandığı yakıcı bir ateştir. Ateş sandığı da soğuk, tatlı bir sudur. Deccâl’ın zuhûru zamanında sizden herkim ona yetişirse, ateş sû-

retinde gördüğü tarafta bulunsun; çünkü o tatlı hoş bir sudur.»

Ebû Mes’ûd, bunu ben de işittim, demiştir.

Yine Buharî ile Müslim’in Ebû Sa’îd el-Hudrî (r.a.) den rivâyetlerinde. Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

Ahiret Gfcnfc-81

«Deccâl gelecek fakat Medine kapılarından içeri giremiyecek, Medine’ye girmek ona haramdır. Medine civarında bir yere gelir. O zamanda insanların en hayırlısı veya hayırlarından birisi Deccâl’a karşı çıkacak : «Senin, Rasûl-i Ekrem’in haber verdiği Deccâl olduğuna kesin olarak şehâdet ederim.» der. Bunun üzerine Deccâl :

— Bu adamı öldürtüp diriltsem artık bende şüphesiz kalır mı?.. Onlar da:

— Hayır, şüphemiz kalmaz., derler. Ve adamı öldürür,

sonra da diriltir.

Dirilince adam Deccâl’a der ki :

— Vallahi bugün senin yalancı olduğuna dâir olan kanâatim daha da kuvvetlendi. Deccâl :

— Bunu yine öldüreyim mi? der fakat ikinci defa ona muvaffak olamaz.» buyurmuştur.

ÜÇÜNCÜSÜ : İsa Aleyhi’s-selâm’ın Dımışk’ın şark tarafındaki minâre-i beyzâ’ya inmesidir. Ellerini iki meleklerin kanadı üzerine koyduğu halde sabah namazı vaktinde yere inecektir. Cemâat kendisini namazı kıldırmak için buyur edecekse de O kabul etmiyecek ve: «İmamınız sizdendir», diyecek. Mehdi öne geçecek cemaate ve ona namaz kıldıracak. Bu da bu ümmetin ve Peygamberinin şerefidir. Deccâl’ı «lud» kapısında yakalayıp öldürür. Bu hususta vârid olan hadisler :

Buharî, Müslim ve Sünen ashabının Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde Rasûl-i Ekrem (S.A.V.

Ahiret Gfcnfc-82

«Hayatımı (kudret) elinde bulunduran Allâh’a yemîn ederim ki, muhakkak yakında Meryem oğlu (İsa) âdil bir hâkim olarak (gökten) size inecektir. (O) salibi

(nasârayi) kıracak, hınzırın öldürülmesini emredecek, (zâlimlerden) cizyeyi kaldıracak, mal o kadar çoğalacak ki onu kimse kabul etmez olacak. Artık Allah’a bir secde etmek, dünyâ ve dünyâda olan herşeyden daha hayırlı olur.» Bundan sonra Ebû Hureyre (r.a.) isterseniz :

Ahiret Gfcnfc-83

«Ehl-i kitaptan hiç biri hâriç olmamak üzere, ölümden evvel, andolsun ona (İsâya) mutlaka îman edecek.» (39) âyetini okuyunuz.» dedi.

Yine Müslim’in Câbir (r.a.) den rivâyetinde Rasûl-ı Ekrem (S.A.V.) :

Ahiret Gfcnfc-84

«Ümmetimden bir tâife kıyâmete kadar hak üzerinde mücâhede ederler. Sonra Meryem oğlu İsâ iner. Zamanın hükümdarı:

—  Buyur, namazı kıldır, der. Fakat İsâ aleyhis-selâm :

— Hayır, siz birbirinizin emîrisiniz. Bu husus, bu ümmete Allâhu Teâlâ’nın bir lütfudur, der. buyurmuştur.

Kıyâmetin büyük alâmetlerinden olan Deccâl’ı, İsâ aleyhi’s-selâm’ın gökten yere inmesini, Ye’cûc ve Me’cûc’u ve diğerlerini bildiren şu geniş rivâyete dikkat et:

(39) En-Nisa : 158

Müslim’in «Sahîh»inde Nevvâs b. Sem’an (r.a.) dan rivâyetinde, sem’an diyor ki: Bir sabah vakti Peygamber (S.A.V.) Deccâl’dan bahsederken onu zem ve tahkir etti. Öyle ki, biz onu «Nahl» civârında zannettik. Yanma gittiğimizde bizdeki hüzün ve kaderi anladı da:

—  Size ne oluyor? dedi. Biz de:

— Ey Allâh’ın Rasûlü, sabahleyin bize Deccâl’ı anlatırken onu tezyif ettiniz ve ne büyük bir fitne olduğunu söylediniz; âdeta biz onun «Nahl» denilen yerde bulunduğunu sanmıştık, dedik. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (S. A. V.) :

Sizin için daha çok korktuğum Deccâl’dan başkalarıdır. Şâyet Deccâl, ben sizin aranızda iken çıkarsa, yalnız başıma onun da’vasını ibtâl edebilirim. Eğer ben aranızda değilken çıkarsa, artık herkes kendisini savunmak ve onun şerrinden korunmalıdır. Zâten Allâhu Teâlâ her müslümanı onun şerrinden koruyacaktır.

O, çok kıvırcık saçlı, gözü dışarı fırlamış bir gençtir. Ben onu sanki Katan oğlu Abdül’I-Uzzâ’ya benzetiyorum. Her kim, Deccâl’a yetişirse «Kehf» sûresini okusun.

Deccâl, Şam ile Irak arasında yoldan çıkıp (arapların üzerine yürüyecek) seriyyelerini sağa ve sola götürüp şerlerinden hiç bir kimse emin olamıyacaktır. «Ey mü’minler, dininizde sebât ediniz.» buyurdu. Biz Rasûl-i Ekrem’e:

— Yâ Rasûlallâh, Deccâl yer yüzünde nekadar kalacaktır? dedik. Rasûl-i Ekrem :

Kırk gün kalacak, bir günü bir sene ve bir günü bir ay ve bir günü de bir cuma kadar olacak, diğer günleri de sizin günleriniz gibi olacaktır. buyurdu. Bunun üzerine biz de:

— Ey Allah’ın Rasûl’ü, O bir sene gibi olan günde beş vakit namaz bize kifâyet edecek mi? diye sorduk. Rasûl’ü Ekrem :

— Hayır, kifayet etmez. Ona göre namaz vakitlerini ayarlarsınız, buyurdu. Biz :

— Yâ Rasûlallâh, Deccâl’ın yer yüzünde seyir sür’ati nasıldır?, dedik. Rasûl-i Ekrem :

— Şiddetli rüzgâr önünde bulut sür’ati gibi (hareket eder). Bir kavmin yanından geçer, onları dinine dâvet eder, onlar da ona îman ve icâbet ederler. Bulutlara emreder yağmur yağar; yere emreder otlar, çayırlar biter. Hayvanlar da mer’adan fevkal’âde besili ve sütlü olarak dönerler. (Bunlar istidrâc kabil indendir.)

Sonra Deccâl başka bir kavme gider, onları da kendisinin rab olduğuna inanmağa da’vet eder. Fakat onlar icâbet etmez reddederler ve Tevlıîd dininde sebât ederler. Deccâl, onların yanından döner, o kavimden yağmur kesilir, otlar kurur, mal namına ellerinde hiç bir şey kalmaz.

Deccâl eski harâbelere uğrar ve:

— İçinizdeki hazîneleri çıkarın, der, hemen bal arılarının beylerini tâ’kip etmesi gibi, defineler de sür’atle Deccâl’ı tâkip ederler. Sonra Deccâl, kuvvetli bir genci ulûhiyyetine inanmağa da’vet eder (Kabul etmediğinden dolayı öfkelenerek) o delikanlıya bir kılıç havâle eder ki, hedefe atılmış ok gibi sür’atle delikanlının vücudunu birbirinden uzak iki parçaya böler, sonra onu diriltir ve ulûhiyyetine inanmağa yine da’vet eder. Genç güler yüzle tevhîd getirir. Tam bu sırada Allâhu Teâlâ Meryem oğlu Isâ’yı gönderir. Îsâ aleyhi’s-selâm, boyanmış iki hülleye bürünmüş, ellerini de iki meleğin kanadları üzerine ko-

yarak Dımışk’ın doğusundaki Minâre-i Beyzâ’ya iner, başını eğince hamamdan çıkmış gibi tertemiz bir halde terler, başını kaldırdığı zaman da saçından inci dâneleri gibi nurânî damlalar dökülür. Onan soluğunu koklayan bir kâfir, muhakkak ölür. O, nefes, göz, alabildiği yere kadar uzanır.

İsâ aleyhi’s-selâm, Deccâl’ı «Bab-ı Lûd»da yakalar ve onu öldürür. Sonra İsâ aleyhi’s-selâm’ın yanına Deccâlın şerrinden Allâh’ın koruduğu bir kavim gelir. İsâ aleyhis-selâm oıılarm yüzünü mesheder ve Cennet’teki derecelerini haber verir. Bu sırada Allâhu Teâlâ İsâ aleyhi’s selâm’a şöyle vahyeder:

Ben, sana itâat eden bir cemaat meydana getirdim ki hiç bir kimsenin onları öldürmeğe gücü yetmez. O kullarımı «Tûr» dağında muhafaza et.

Allâhu Teâlâ Ye’cûc ve Me’cûcu gönderir. Bunlar yüksek yerlerden akın edecekler, ilk kâfile Taberiyye gölünü içer ve suyunu bitirirler. Son kâfile de oradan geçecek ve : «Vaktiyle burada çok su varmış.» diyecekler. Sonra Beyt-i Makdis dağına yürüyecekler ve: «Yer yüzündekileri öldürdük, gelin de gök yüzündekileri öldürelim.» diyecekler ve oklarını göklere doğru atacaklar. Allâhu Teâlâ onların attıkları okları kana boyanmış olduğu halde onlara iâde edecek. İsâ aleyhi’s-selâm ve arkadaşları «Tûr» dağında mahsûr kalacaklar. Öyle sıkıntı çekecekler ki, muhasaranın şiddetinden bir öküz başı, onlardan her biri için, bu günkü paranızla yüz altundan daha kıymetii olacak. Hz. İsâ ve arkadaşları, onların fitnesinden kurtulmak için Allâh’a duâ edecekler, Allâhu Teâlâ onların duâlarını kabul edip, Ye’cûc ve Me’cûc’a, «Nugaf» denilen küçük kurdları enselerine musallat eder. Sabahleyin hepsi de Allâh’ın kudretiyle tek bir nefes gibi helâk

olurlar. Hz. İsâ ve arkadaşları Tûr’dan yere inerler. Her tarafı onların leşleriyle dolmuş görürler. Yağlı leşlerinin kokuları her tarafı kaplar.

Yine İsâ aleyhi’selâm ve arkadaşları Allâhu Teâlâ’ya duâ ederler de Allâhu Teâlâ deve boynu gibi boynu olan kuşlar gönderir. Onlar, bu leşleri alıp Allâh’ın istediği başka bir yere atarlar. Sonra Allâhu Teâlâ bol yağmur indirir. Bu yağmur her tarafı yıkar ayna gibi tertemiz, yemyeşil bir hale getirir. Sonra yer yüzüne: «Meyvalarını bitir, evvelki gibi feyiz ve bereket ver» diye emrolunur. İşte o gün bir cemaat, tek nardan yiyip doydukları gibi, onun kabuğu ile de gölgelenirler. Mer’aya gönderilen deve,sığır, koyun ve keçilerin de sütleri bereketli olur. Öyle ki, sağmal devenin südü, kalabalık bir cemaatı doyurur. İşte bunlar böylece bolluk içinde müreffeh bir hayat geçirirken, Allâhu Teâlâ hoş bir rüzgâr gönderir halkı koltuklar da her mü’minle her müslimin rûhunu kabzeder. Ortada en şerir insanlar kalır. O zaman da yek diğeri ile boğuşurlar, merkepler gibi halkın huzurunda alenen erkek kadınlarla cinsî münâsebetde bulunurlar. İşte bu fenâ adamların üzerine de kıyâmet kopar.»

DÖRDÜNCÜSÜ : Dâbbetü’larz adı verilen bir hayvanın çıkmasıdır. Bu hayvanın, Sâlih aleyhi’s-selâm’m nâkasının yavrusu olduğunu söyleyenler de vardır Annesini boğazladıkları vakit kendisi ve annesinin çıktığı taş yarıldı da o bu taşın içine girdi, âhir zamanda çıkacaktır. Hangisi olursa, çıkacak olan bu Dâbbe o kadar sür’atli gidecektir ki, kovaladığını yakalayacak ve önünde kaçan kurtulamıyacaktır. Herkes onu kendi yönünde ve karşısında görecektir. Mü’minin alnına «Mü’min» diye yazacak ve o kimsenin yüzü nurlanacak ve parlayacaktır. Kâfirin alnına «Kâfir» diye yazacak ve yüzü kararacaktır. Müs-

lümana «Müslüman», Kâfire «Kâfir» diye seslenir. Nitekim Allahu Teâlâ :

O söz (ün mâ’nası) Kendilerinin aleyhinde (tahakkuk edip) vuku’ (ve zuhur) a geldiği zaman yerden bunlar için bir dâbbe çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize katî’i bir kanâat beslemezler idiğini (başlarına kakarak) söyler.» (40) buyurmuştur.

BEŞİNCİSİ : Güneşin batıdan doğmasıdır. Bu günü görenler feryâdı basar ve o anda hepsi îman eder fakat daha önce îman etmiyenlerin o andaki îmanı fayda vermez. Buharî, Müslim ve Ebû Dâvud’un Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

«Güneş, batıdan doğmadıkça kıyâmet kopmaz. (Güneşin batıdan doğuşunu) gören herkes îman eder fakat (Allâhu Teâlâ’nın buyurduğu gibi) O, daha önce iman etmeyenler ve imanında hayır kazanmayanlara, fayda vermiyecek olan bir îmandır.» buyurmuştur.

ALTINCISI : Hicaz topraklarından bir ateş çıkmasıdır. Yine Buharî ile Müslim’in Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

«Hicaz topraklarından bir ateş çıkmadıkça kıyâmet kopmaz. O ateş öyle bir ateşdir ki, Busra’daki develerin boyunlarını parlatır.»

buyurmuştur. Ba’zıları : «Bu ateş Aden körfezinden çıkacak ve halkı Şam’a doğru sürecektir.» demişlerdir

Yine Tirmizî’nin İbni Ömer (r.a.) den rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

«Kıyâmetten önce Hadra-mût veya Hadra-mût deni

(40) En-Neml 82

zinden bir ateş çıkacak ve halkı Şam’a doğru sürecektir.»

buyurmuştur. Bunun üzerine Ashâb-ı Kirâm :

— Ya Rasûlallâh, bize ne emredersin? dediklerinde, Rasûl-i Ekrem :

— Şam’a gidiniz., buyurdu.

Bundan sonra, Kur’an-ı Kerîm gerek hâfızların hıfzından ve gerek sahîfelerden silinerek, insanlar tamâmen îmandan ayrılacak ve küfre dönecektir. Nitekim bir hadîsi şerifde Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

«İnsanlar yeniden Lât ve Uzzâya tapmadıkça kıyâmet kopmaz.» buyurmuştur. O zaman Habeşîler Kâ’beyi taş taş yıkacak ve altındaki hazîneyi çıkaracaklardır. O esnada yer yüzünde «Lâilâhe illallâh» diyecek kimse kalmayacakdır ki bu husus Rasûl-i Ekrem’den sahih rivâyet ile sâbittir. Nitekim Müslim ile Tirmizî’nin Enes (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A V.) şöyle buyurmuştur:

Ahiret Gfcnfc-85

«Allah Allah diyen kimse üzerine kıyamet kopmaz.»

Kıyâmete yakın yer, bütün zînetini takınacak, sular yer yüzü ağaçlanacak ve ormanlarla süslenecektir. Nitekim Allâhu Teâlâ şöyle buyurmuştur :

Ahiret Gfcnfc-86

«Tam yer, zînet ve ihtişamım takınıp süslendiği, sâhibleri de ona (biçmiye, yemişlerini mahsullerini toplamaya) her halde kâdir olduklarını sandıkları bir sırada

geceleyin veya gündüzün ona emrimiz (don gibi, kasırga gibi, sel gibi bir âfetimiz) gelivermiştir ki sanki dün de yerinde yokmuş gibi onu tâ kökünden koparılıp biçmiş bir hâle getirmişizdir.» (41)

Tirmizî’nin Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) den rivâyetinde, şöyle buyurmuştur :

«Nefsim kudret elinde olan Allâh’a yemin ederim ki, yırtıcı hayvanlar insanlarla konuşmadıkça kıyâmet kopmaz. O zaman insanlar kırbaçlarının ucu ve nâ’linlerinin kayışı ile konuşur. Hattâ ayakları bile kendisinden sonra evinde olanları haber verir. Ve yine. Arapyarımadası su ve yeşilliklerle dolmadıkça kıyâmet kopmaz.» Ahmed’in rivâyetinde ise :

«Arap diyârı su ve yeşilliklerle bezenmedikçe ve Irak ile Mekke arasında bir süvâri tek başına herşeyden emin olarak seyretmedikçe kıyâmet kopmaz.» buyurulmuştur. Ne zamanki insanlar dinden çıkar, putlara tapar, yol üzerlerinde hayvanlar gibi kadınlarla çiftleşir ve hayvanları konuşturacak seviyeye kadar ilim ilerlerse, işte o zaman kıyâmet kopar ve «sûr»a üflenir.

(41) Yûnus : 24

SUR’A ÜFLEME

Aziz kardeşim, bilmiş ol ki, «Sûr» denen şey büyük bir boynuzdur. Hattâ kutrunun gökler ve yer genişliğinde olduğu söylenir.İsrâfil aleyhi’s-selâm’a verilmiştir. Allâhu Teâlâ dünyânın ömrünü sona erdirmeği murâd ettiği vakit, İsrâfil’e bu «sûr»a üflemekle emreder. Birinci üfleyişinde, Allâhu Teâlânın istisnâ ettiği; Cebrâil, İsrâfil, Mikâil ve Azrâil aleyhimü’s-selâm adlarında dört büyük melek ile arşı taşıyan melekler, Cennet’teki hûriler ve Cehennem’in Hâzini müstesnâ, diğer bütün canlılar ölür. Nitekim Âyet-i Celîle’de :

Ahiret Gfcnfc-87

« (Birinci) «Sûr»a üfürülmüş (üfürülecek), artık Allâh’ın dilekleri müstesnâ olmak üzere, göklerde kim var, yerde kim varsa hepsi düşüp ölmüştür (ölecektir). Sonra ona bir daha üfürülmüştür (üfürülecektir). O anda görürsün ki (ölüler dirilip) ayakta bakınıp duruyorlar.» (42) buyurulmuştur. İsrâfil aleyhi’s-selâm’ın vazifesi yaradılalıdan beri elinde «sûr» emre amâde olarak beklemektir.

Tirmizî’nin Ebû Sa’îd el-Hudrî (r.a.) den rivâyetinde, Rasul-i Ekrem (S.A.V.) :

«Ben nasıl neş’eleneyim ki Îsrâfil «sûr» u eline alarak ağzına dayamış, kulaklarını yan çevirmiş ve üflemek için

(42) Ez-Zümer : 68

emir bekliyor.» buyurmuştur. Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) in bu ihtârı, Sahâbe-i Kirâm’a fazla tesîr etmiş olacakki :

— Ne emir buyurursun, biz ne yapalım? yâ Rasûlallâh., diye sorduklarında, Rasûl-i Ekrem :

— Siz de «Hasbunallâh ve nîme’l Vekil, Tevekkelnâ alallâh» veya «Alallâhu tevekkelnâ» deyiniz buyurmuştur.

Yine Ebû Dâvud ve Tirmizî’nin Amr b. el-Âs (r.a) dan rivâyetlerinde ,Rasûl-i Ekrem’e «sûr»dan soruldu da şöyle buyurdu :

O, içine üflenecek olan bir boynuzdur. İsrâfil’e emrolunup oraya üflediğinde yer yüzü çalkalanacak, gebe kadınlar çocuklarını düşürecek, anneler çocuklarını emziremez hâle gelecek, insanlar — sarhoş olmadıkları halde — sarhoş gibi olacaklar. Gerçekde onlar sarhoş değil, fakat Allâh’ın azâbı şiddetlidir.» Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de :

Ahiret Gfcnfc-88

«Ey insanlar, Rabbmız (ın azâbın) dan sakının. Çünkü o sâatın zelzelesi büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz gün emzikli her (kadın kendi başının derdiyle) emzirdiğini unutup geçer. Yüklü her (gece kadın) yükünü (çocuğunu) düşürür. İnsanları sarhoş (olmuş gibi) görürsün. Halbuki onlar sarhoş değildirler. Fakat Allâh’ın azâbı pek çetindir.» (43) buyurulmuştur.

(43) ElHacc : 1-2

O günün şiddetinden anneler yavrularını unutacak, gebe olan kadınlar çocuklarını düşürecek, korkudan insanlar sarhoş gibi olacak ve nihâyet öleceklerdir. O gün ilk ölecek olan, devesinin yalağını çamur ile sıvamakta olan birisidir. Onunla birlikte devesi, sonra da bütün insanlar ölecektir.

Müslimi’n Abdullah b. Amr b. el-Âs (r.a.) den rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

«Deccâl benim ümmetim zamânında çıkacak ve kırk müddet kalacak. (Râvî : Kırk gün mü, yahud kırk ay mı veya kırk sene mi olduğunu bilmiyorum, diyor.) Sonra Allâhu Teâlâ İsâ aleyhi-s-selâmı gönderir. O da Deccâl’i öldürür. Sonra halk, yedi sene huzûr içinde yaşarlar; öyleki iki kişi arasında düşmanlık olmaz. Sonra Allâhu Teâlâ Şam tarafından serin bir rüzgâr estirir. Bunun üzerine, kalbinde zerre kadar hayır ve îman bulunan hiç bir kimse yer yüzünde kalmaz, muhakkak ölür. Hattâ sizden biriniz dağlardaki inlere kaçıp girse bile rüzgâr oraya kadar girip onun da ölümüne sebep olur. Artık yer yüzünde iyilik bilmeyen, fenalıktan sakınmayan, şerre karşı bir kuş gibi sür’atle koşan, canavar gibi hunhar, kötü insanlar kalır. Şeytan da onlara (insan sûretinde) temessül ederek :

— Hâlâ dâ’vete icâbet etmiyor musunuz? der. Onlar

da :

—  Bize ne emrediyorsun? derler. Şeytan onlara :

— Putlara tapınız., der. Onlar da buna uyarlar. İşte bunlar, ahlâksızlıklar içinde yüzerler ve putlara taparlarken rızıkları çoğalır, geçimleri düzelir. Sonra ansızın ölüm borusu çalınır. Bunu duyan herkes, onun dehşetinden

boynunun bir tarafını koyup kaldırıncaya kadar, ölür. Bu ölüm borusunu ilk duyan adam, devesinin yalağını çamurla ta’mir ederken derhal can verir. Etrafındakiler de ölürler. Sonra Allâhu Teâlâ çisinti gibi hafifçe bir yağmur gönderir. Bu yüzden insanların çürümüş cesedleri, kuyruk sokumundaki hurda kemikten türer. Sonra dirilmek için ikinci defa «sûr»a üflenir. Halk kabirlerinden kalkıp Allâh’ın emrine intizâr ederler .Sonra : «Ey insanlar, hesap vermek için Rabbınızın huzûruna gelin.» diye çağrılır. Meleklere : «Durun durun, onlar sorumludurlar, onları tevkif ediniz.» denir. Sonra yine meleklere : «Cehennemlikleri ayırınız.» emri verilir. «Kaç adetten kaç adedinin çıkarılacağı sorulunca : «Her binden dokuzyüz doksan dokuzunu ayırınız.».denir. İşte bu gün, çocukları, derhal saçları ağarmış ihtiyarlara çevireceği, her hakıykatın apaçık meydana çıkacağı, hesap ve cezânın bütün dehşetiyle hüküm süreceği bir gündür.»

Bilmiş ol ki, «Sûr»a üflendikten ve dört büyük melekten başka herkes öldükten sonra, Allâhu Teâlâ Azrâil’e emreder; Cebrâil, Mikâil ve İsrâil’in de canlarını alır. En sonra da kendi rûhunu kabzetmesini Azrail’e emreder. Azrâil, kendi rûhunu kabzetmeğe uğraşırken ölümün şiddetli acısından yakınır. Artık yer ve gökler bomboş kalır. Hiç bir canlı yaratık kalmaz. Sonra Allâhu Teâlâ : «Bugün mülk kimindir?.» diye sorar fakat cevâp verecek kimse olmadığından, bizzât kendisi : «Bir olan (herşeye hâkim ve) kahhâr olan Allâh’ındır.» diye cevap verir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de :

Ahiret Gfcnfc-89

« O (kavuşma) gün (ü) onlar (kabirlerinden fırlayıp) çıkarlar .Onlardan (sâdir olan) hiç bir şey Allâh’a gizli kalmaz. (Allâh buyurur) : «Bugün mülk kimindir?.» (Yine kendisi cevap verir:) «Bir olan (Her şeye hâkim ve) kahhar olan Allâh’mdır.» (44) buyurulmuştur. Böylece gökler meleklerden, yer yüzü de insanlardan boş kalır. Artık ins, cin, hayvan ve kuşlardan, dünyânın süs ve eşyâlarından hiç bir şey kalmaz, hepsi çürür gider Allâhu Teâlâ buyuruyor :

«O’nun zâtından başka herşey helâk olucudur. Hüküm O’nundur ve siz ancak O’na döndürül (üp götürül) eceksiniz.» (46)

Rivayetlere göre yer yüzü 40 sene böyle ıpıssız kalır. Sonra Allâhu Teâlâ İsrafil aleyhi’s-selâmı yaratır ve ikinci defa «Sûr»a üfler.

SUR’A ÎKÎNCÎ DEF’A ÜFLENMESİ

Aziz kardeşim, bilmiş ol ki, kıyâmet, ikinci defa «sûr»a üfürüldükten sonra, başlar. Bu ikinci üfürme de dirilme üfürmesidir. O gün, müddeti ellibin sene olan bir gündür. Nitekim Allâhu Teâlâ :

(44) El-Mü’min : 16

(45) El-Hadîd : 10

(46) El-Kasas : 88

Ahiret Gfcnfc-90

«Göklerin ve yerin (bütün) mîrası Allâh’ındır.» (45) Diğer Âyeti Kerîme’de de şöyle buyurulur :

Ahiret Gfcnfc-91

Ahiret Gfcnfc-92

«Melekler de Ruûh da oraya bir günde yükselir çıkar ki mesâfesi (dünyâ seneleriyle) ellibin yıldır. (Habibim) şimdilik sen güzel bir sabır ile katlan. Filhakıyka onlar bunu (imkândan) uzak görürler (fakat) biz onu yakın görüyoruz.» buyurmuştur. (47)

Allâhu Teâlâ yaratıkların dirilmesini murâd ettiği vakit, evvelâ, İsrafil, Mikâil, Cebrâil ve Azrâil aleyhimu’-selâm’ı diriltir. İsrafil’e emreder; ikinci def’a «sûr»a üfler. Dünyâya gelip geçmiş bütün yaratıklar dirilir. Mezarından ilk önce kalkacak olan Hz. Muhammed (S.A.V.) dir. Cebrâil aleyhi’s-selâm «Hamd sancağı ile birlikte Rasûl-i Ekrem’in huzûruna gelir. Bir de ne baksın Rasül-i Ekrem (S.A.V.) mubârek yüzünden ve sakalından toprakları temizlemekle meşguldür. Âlemlere rahmet olarak gönderilen yüce Peygamber Cebrâil’i görür görmez :

Ümmetim nerede, ümmetime Allâhu Teâlâ ne muâmele yaptı? diye sorar. Cebrâil :

Yâ Resûlallâh, Allâhu Teâlâ senden önce kimseyi diriltmemiştir, ilk dirilen sensin. diye cevâp verir. Nitekim Âyeti Celîle’de :

Ahiret Gfcnfc-93

«O gün (bütün halk) o hak sayhayı işiteceklerdir, işte bu, (kabirden) çıkış günüdür.» (48) buyurulmuş-

(47) El-Ma’âric : 5,6

(48) Kâf : 42

tur. Diğer Âyeti Kerîme’de

Ahiret Gfcnfc-94

«O da’vet edicinin (misli) görülmemiş tanılmamış bir şeye da’vet edeceği gün, gözleri zelil ve hakir (dönmüş) olarak hepsi de çıvgın (ve yaygın) çekirgeler gibi kabirlerinden çıkacaklar, o da’vet ediciye (boyunlarım uzatıp) koşarak (içlerinden) kâfir olanlar (öyle) diyecek (1er) : «Bu çok sarp bir gün.» (49) buyurulmuştur. Bir başka Âyeti Kerîme’de de şöyle buyuruluyor :

Ahiret Gfcnfc-95

«Sûr»a üfürülmüştür. Artık bakarsın ki onlar kabirlerinden (kalkıp) Rablarına doğru koşarak gidiyorlar. (O zaman şöyle) demişlerdir : «Eyvah, uyuduğumuz yerden bizi kim kaldırdı? Bu (Ba’s), çok esirgeyici (Allâh) ın va’d ettiği şey. Gönderilen Peygamberler (meğer) doğru söylemiş.» (50)

Diğer bir Âyet-i Kerîme’de de :

(49) El-Kamer : 6-8

(50) Yâsîn : 51, 52

Ahiret Gfcnfc-96

«O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi kabirler (in) den fırlaya fırlaya (mahşere) çıkarlar, gözleri horlukla aşağıda, kendilerini bir zillet (ve hakaret) kaplamış olarak. İşte bu, onların tehdid edilegeldikleri gündür.» (51) buyurulmuştur.

Şunu da bilmiş ol ki, Allâhu Teâlâ mahlûkatı diriltmeği murâd ettiği vakit, şiddetli bir rüzgâr estirir, zerre hâlinde dağılmış olan cisimler, havada zerreler halinde toplanır; bulutlar gibi bir araya gelirler. Her cesedin zerreleri kendi mezar başına gelir ve yağmur gibi mezarına yağar ve bütün ölüler böylece tekevvün edip meydana gelirler. Nitekim Allâhu Teâlâ :

Ahiret Gfcnfc-97

«Allâh rüzgârları salıverip de bulut (ları) harekete getirmekte olandır. Derken biz onu ölü bir toprağa sürüp onunla yeri, ölümünün ardından, canlandırmışızdır. İşte (ölülerin) dirilme (si) de böyledir.» (52) buyurmuştur.

Buharî, Müslim ve Tirmizî’den başka Sünen sâhip

(51) El-ma’âric : 43, 44

(52) Fâtar : 9

lerinin Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) şöyle buyurmuştur :

Ahiret Gfcnfc-98

«İki sûr arasında 40 vardır.» Ba’zıları : «Bu kırk gündür, dediler.» Kırk ay veya kırk sene olduğunu söyleyenler de vardır. Sonra gökten bir yağmur yağar. İnsanlar yer yüzünden, bitkiler biter gibi, biterler. İnsanın kuyruk sokumundan başka her parçası çürür. Kıyâmet gününde kuyruk sokumundan meydana gelirler.

Rivâyetlere göre bu yağmur, âdetâ erkek menisine benzer. Kırk gün yer üzerinde kalır. Sonra bundan cisimler meydana gelir. İbrâhim aleyhi’s-selâm ölünün nasıl dirildiğini Rabbisinden görmek istediğinde, cesedin parçalanıp nasıl dirildiğini müşahede etmiştir. Allâhu Teâlâ :

—  İnanmadın mı?., buyurunca,

— İnandım, fakat şöyle bir de gözümle görüp daha iyi mutmain olmak istedim., dedi. Gerçekde İbrâhim aleyhi’s-selâm buna inanmıştı. Ancak oluş şeklini gözü ile görmek istedi. Toprak olup dağıldıktan sonra rüzgârın denize, karaya, doğuya, batıya dağıttığı bu zerrelerin nasıl bir araya geleceğini merak ediyordu. İşte onu gördü.

Rivâyete göre, İbrâhim aleyhi’s-selâm’ın bu soruyu sormasının şöyle bir sebebi vardır : Bir gün İbrâhim aleyhi’s-selâm deniz kenârında bir insan ölüsü görür. Dalga ölünün üzerini aşdığı vakit, hemen denizdeki yaratıklar ölüye saldırır, kopardıkları parçanın bir kısmı denize düşer ve diğer bir kısmını yerler Dalga çekilince kara ve hava hayvanları saldırır. Kara hayvanları

kopardıklarının bir kısmını yer ve bir kısmı topraklara düşer. Kuşlar da aldıkları parçanın bir kısmını yer ve bir kısmı da hava boşluğuna gider. Bunu görünce merak eder. Bunların böyle ayrı ayrı yerlerden nasıl toplanıp bir araya geleceklerini görmek ister. Allâhu Teâlâ, ayrı cinsden dört kuş almasını emreder. Rivâyete göre bu kuşlar : Tâvus, Horoz, Karga ve Güvercin kuşlarıdır. Bunları alır başlarını keser, yanında alıkor. Sonra diğer parçaların hepsini birbirine adamakıllı katıp karıştırır. Çevresindeki dağların herbirine bu birbirine karışmış gövdelerden birer parça atar. Dört veya yedi tepe üzerine kondukları söylenir. Sonra da «Allâh’ın izniyle gelin» diye seslenir. Bütün o parçalar havalanır, gök yüzünde birbirine karışır ve her zerre kendi parçası ile birleşerek havada başsız bir vücud manzarası alır. Nihâyet bu dört gövde ibrâhim aleyhi’s-selâm’a doğru gelir ve herbiri kendi başı ile birleşerek âdetâ hiç ölmemiş ve kesilmemiş gibi yeniden sapasağlam eski hey’-etlerine dönerler. Allâhu Teâlâ :

Gördün yâ, Allâh hikmet ve izzet sahibidir-,

buyurur. Nitekim Kur’an-ı Kerim bu olayı şöyle anlatır :

Ahiret Gfcnfc-99

«Hani İbrahim : «Ey Rabb’ım, ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster» demiş, (Allâh, buna) inanmadın mı yoksa» demiş, o da «İnandım, fakat kalbimin (gözümle de görerek) yatışması için (istedim diye) söylemişdir, (Allâh) dedi ki : «Dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra (kesip, hamur yapıp) her parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da. onları çağır. Koşarak sana geleceklerdir. Bil ki, şüphesiz, Allâh bir Kadir-i mutlaktır. Tam bir hüküm ve hikmet sahibidir.» (53)

Şunu da iyi bil ki; Allâhu Teâlâ, mahlûkâtın cisimlerini bir araya toplayıp vücud haline getirdikten sonra şöyle buyurur :

Ahiret Gfcnfc-100

«Nerede bulunursanız (bulunun), Allâh hepinizi (bir araya) getirecektir.» (54) Sonra da yeniden onları diriltir. Bunun nasıl olduğunu biz bilemeyiz. Nitekim Âyet-i Celîle’de şöyle buyurulmuştur :

Ahiret Gfcnfc-101

«Sizi bilemiyeceğiniz bir yaratılışda ve sûretlerde tekrar peydâ etmemiz hususunda önüne geçilecekler de değiliz. Andolsun ki birinci yaratılışı (nızı) bildiniz. Fakat (tekrar yaratılacağınızı da) düşünmeli değil misiniz.» (55)

Bize vereceği yeni duyu kuvvetleri ile bugün göremediğimiz cinni, melekleri, diğer şeyleri ve hattâ Rabb’ı-

(53) El.Bakara: 260

(54) El.Bakara : 148

(55) El-Vâki’a : 61, 62

mızı bile göreceğiz. Bu kitapta Cennet ve Cehennem ehlinin vasıfları hakkında daha geniş bilgiler bulacaksın.

Nihâyet İsrâfil aleyhi’s-selâm’a, ikinci def’a «Sûr» a üflemekle emredilecek ve yukarda anlattığımız şekilde insanlar dirilecektir, insanlar yaygın pervâneler gibi olacak. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulmuştur :

Ahiret Gfcnfc-102

«Siz çıplak, yalın ayak ve sünnetsiz olarak Rabbınıza mülâki olursunuz.»

Sevgili kardeşim, o gün çok zor ve çok korkunç bir gündür. Bunu anlatmak üzere Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor:

Ahiret Gfcnfc-103

«O boru öttürülünce işte o (vakit, o gün) kâfirlerin aleyhinde pek çetin bir gündür. Kolay değil.» (57) Diğer Âyet-i Kerîme’de de şöyle buyurulmuştur :

Ahiret Gfcnfc-104

(56) El-Kâri’a : 4

(57) El-Miiddessir : 8,9

Ahiret Gfcnfc-105

«O gün insanlar yaygın (ve salgın) pervâneler gibi olacak.» (56)

Mezarlarımızdan yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz olarak kalkacağız. Nitekim Buharî, Müslim ve diğerlerinin Ibni Abbâs (r.a.) dan rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V) şöyle buyurmuştur:

«Ö gün kalbler (korku ile) titreyecek, (sâhiplerinin) gözleri zillete eğilecektir.» (58)

Nasıl dehşetli bir gün olmasın?, O günde gökler yarılıp dökülür, yer yüzü çalkanır ve sarsılır. Dağlar parça parça olur. Yıldızlar kararıp dökülürler. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de o gün, şöyle tavsir ediliyor :

Ahiret Gfcnfc-106

«Artık «sûr»a birinci üfürülüşle üfürüldüğü zaman, yerle dağlar yerlerinden kaldırılıp da yek diğerine bir çarpışla hepsi toz haline geldiği (zaman), işte o zaman olan olmuş, (kıyâmet kopmuş) tur. Gök de yarılmış ve artık o gün za’fa düşmüştür. Melek (ler) ise onun bucaklarındadır. O gün Rabbı’nın arşını (bucaklardakilerin) üstlerinde bulunan sekiz (melek) yüklenir. O gün (huzûra) arz olunacaksınız, öyleki: size âit hiç bir sır gizli kalmayacak.» (59)

Aziz kardeşim, işte bunun gibi çevrende gördüğün herşey kıyâmet gününde Allâh’ın dilediği başka bir yere gidecek, Âhiret âlemi meydana gelecek, Cennet ve Ce-

(58) En-Nazi’ât : 6-9

(59) Elı-Hakka : 13-18

hennem hazırlanacak, bir de Arş-ı Âzam kalacaktır. Bu husus ile ilgili ba’zı Âyet-i Kerîmeleri yukarda arz etmiştim. Şimdi diğer Âyet-i Kerîmeleri arzedeyim.

Ahiret Gfcnfc-107

Gökler hakkındaki Âyet-i Kerîmeler :

Ahiret Gfcnfc-108

« (Yâdet) o günü ki biz göğü, kitapların sabitelerini dürüp büker gibi, düreceğiz. îlk yaratdışa nasıl başladı ksa, üzerimizde (hak) bir va’d olarak, yine onu iâde edeceğiz. Hakıykatte failler biziz.» (60)

«Gök yarıldığı zamanı.» (61)

Ahiret Gfcnfc-109

«Gök çatladığı zaman.» (62)

Ahiret Gfcnfc-110

«Artık gök yarılıp da kırmızı sahtiyan gibi bir gül olduğu zaman.» (63)

Ây ve güneş hakkında Âyetler :

Ahiret Gfcnfc-111

(60) El-Enbiyâ : 104

(61) El-İnşikak : 1

(62) El-İnfitâr : 1

(63) Er-Rahmân : 27

«İşte göz (hayret ve dehşetle) kamaştığı, ay tutul (up karar) dığı, güneşle ay bir araya getirildiği zaman, (evet) o gün insan : «kaçış nereye?» diyecek (64)

Gök ve göklerde olanlar yok olur Yerlere, dağlara ve sulara gelince, onlar da aynı şekilde mahvolur. Bu hususlar ile ilgili Âyetler ve sağlam Hadisler :

A) Âyetler :

Ahiret Gfcnfc-112

«Güneş dürül (üp söndürül) düğü

Ay ve yıldızlar hakkındaki Âyetler

Ahiret Gfcnfc-113

«Yıldızlar (kararıp) düşdüğü zaman.» (66)

Ahiret Gfcnfc-114

«Yıldızlar dağılıp döküldüğü zaman.»

Ahiret Gfcnfc-115

«Yıldızlar (ın ışığı) söndürüldüğii zaman.» (68)

Ahiret Gfcnfc-116

«O zaman yer bir sarsıntı ile sarsılmıştır, dağlar

(64) El-Kıyâm : 7 – 13

(65) Et-Tekvîr : 1

(66) Et-Tekvîr : 2

(67) El-İnfitâr : 2

(68) El-Murselât : 8

didik didik parçalanmıştır, derken (hepsi de) dağılmış, toz hâline gelmiştir.» (69)

«Dağlar atılmış renkli yünler gibi olacak.» (71) İşte böylece yer ve dağlar durumunu değiştirir. Nitekim Allâhu Teâlâ :

Ahiret Gfcnfc-117

«O günkü yer başka bir yere, gökler de (başka göklere) tebdil olunacaktır.» (72) buyurmuştur. Yine Allâhu Teâlâ :

Ahiret Gfcnfc-118

Sana dağlar (ın kıyâmet günündeki hâlini) sorarlar. De ki : «Rabb’ım, onları ufalayıp savuracak. (Savuracak) da yerlerini dümdüz bir toprak hâlinde bırakacak. Onlarda ne bir iniş, ne de bir yokuş görmiyeceksin.» (73) buyurmuştur.

(69) El-Vâki’a : 4-6

(70) El-Müzemmil : 14

(71) El-Kari’a : 5

(72) İbrâhim : 48

(73) Tâhâ : 105—107

Ahiret Gfcnfc-119

«O günde ki yer (1er), dağlar (zelzeleyle) sarsılır. Dağlar akıp yığılan bir kum yığınına döner.» (70)

Ahiret Gfcnfc-120

Deryâlara gelince, onlar toplanıp akıp gideceklerdir. Nitekim Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor!

«O göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini, kendi (canibi) nden size râm etti. Şüphe yok ki bunda, iyi düşünecek bir kavim için kat’î âyetler vardır.» (76)

İşte bütün bunlar, yok olup gidecek ve sen, amelinin karşılığını bulmak üzere ortada kalacaksın.

(74) Et-Tekvîr : 6

(75) El-İnfitâr : 3

(76) El-Câsiye : 13

Ahiret Gfcnfc-121

«Denizler ateşlendiği zaman.» (74)

Ahiret Gfcnfc-122

«Denizler fışkırttığı zaman.» (75)

İşte bu anlattıklarımız, senin dünyâ hayâtından görüp bildiğin ve yaşaman için Allâhu Teâlâ’nın yaratıp senin emrine musahhar kıldığı şeylerdir. Nitekim Âyet-i Celîle’de şöyle buyuruluyor:

Ahiret Gfcnfc-123

Aziz kardeşim, iyi bil ki Allâhu Teâlâ mahlûkâtı diriltip yerden çıkardıktan sonra, onları mahşer yerine sevkedecektir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulmuştur:

Ahiret Gfcnfc-124

«Sûr’a da üfürülmüştür. İşte bu, tahdîdin (tahakkuk etmiş) günüdür. (O gün) herkes beraberinde sürücü ve şâhid (iki melek) bulunduğu halde, (mahşere) gelmiştir. Andolsun ki sen (dünyâda) bundan gaflette idin. İşte senden perdeni kaldırıp açtık. Bugün gözün (ne kadar) keskindir.» (77)

HAŞIR

Ahiret Gfcnfc-125

«O, bütün insanların bir arada toplanmış olacakları bir gündür. O, (istisnâsız bütün halkın) hazırolacakları bir gündür.» (78)

Ahiret Gfcnfc-126

«O gündeki (Allâh) o toplama günü için hepinizi bir araya getirecek.» (79)

Ahiret Gfcnfc-127

(77) Kâf : 20-22

(78) Hûd : 103

(79) Et-Tegâbun

«(Allah) hepinizi, hakkında hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününe (götürüp) toplayacaktır. (80)

Ahiret Gfcnfc-128

«Bu, ayırd etme ve hüküm verme günüdür. Sizi de, evvelki (ümmet) leri de (bir arada) toplamışızdır.» (81)

İnsanlar dirilip mahşer yerine sevk edileceği gibi, hayvanlar da dirilecek ve mahşere sevkedilecektir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de :

Ahiret Gfcnfc-129

«Vahşî hayvanlar bir araya toplandığı zaman.» (82) buyurulmuştur.

İşte böylece insanlar mahşer yerine sevkedilecekler. Fakat mahşer yerine gitmek de farklıdır. Nasıl ki dünyâda uçak, taksi ve nihâyet yaya yolculuğu yapıldığı ve bu, kişinin malî durumuna bağlı olduğu gibi, âhirette de durum aynıdır. Herkes ameli nisbetinde vasıtaya biner. Hattâ kimi yaya olarak yola düşer ve kimisi de yüz üstü sürünerek gider. Bu bakımdan insanları üç sınıfta mütalâa edebiliriz. Nitekim Allâhu Teâlâ «Vaki’a» sûresinde bunları açıklamıştır. Şöyleki :

Ahiret Gfcnfc-130

(80) El-En’am : 12

(81) El-Murselât :

(82) El-Tekvîr : 5

«Siz de (kıyâmetde) üç sınıf olmuşsunuzdur. Ashâb-ı yemin (e gelince) o ashâb-ı yemin (mutlu) durlar. Ashâb-ı şimale gelince, o ashâb-ı şimal ne (bedbaht) dırlar. Hayır yarışlarında tâ öne geçip kazananlar (a gelince) : onlar (orada) öncüdürler. İşte onlar (Allâh) a en çok yaklaştırılmış olanlardır.» (83) buyurulmuştur.

Kıyâmet günü insanlar böylece üç ana sınıfa ayrılacaktır. «Kıyâmetin halleri» bölümünde bu üç sınıfın durumlarını ayrı ayrı bileceksin.

Sâbikûn (hayır yarışlarında öne geçip kazananlar): Peygamberler, sıddıklar ve şehidlerdir. Bunlar mahşer yerine binitli olarak sevkedileceklerdir Nitekim Allâhu Teâlâ :

Ahiret Gfcnfc-131

«Müttakıyleri o çok esirgeyici (Allâh’ın) huzuruna (suvâri elçiler gibi) toplayacağımız, günâhkârları ise susuz olarak Cehenneme süreceğimiz gün» (84) buyurmuştur.

Ashâb-ı yemin, mü’minlerin avâmıdır. Onlar da yaya olarak yola düşürülecektir. Ashâb-ı şimal da kâfirlerdir. Bunlar da yüzleri üzerine sevkedilecektir. Nitekim Kur’-an-ı Kerîm’de şöyle buyurulmuştur :

Ahiret Gfcnfc-132

(83) El-Vaki’a : 7-11

(84) Meryem : 85, 86

«Biz onları kıyâmet günü körler, dilsizler, sağırlar olarak yüzü koyun haşredeceğiz.» (85)

Tirmizî’nin Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

«İnsanlar kıyâmet gününde üç sınıf olarak haşrolurlar. Bir kısmı yaya, bir kısmı binitli ve bir kısmı da yüzü sürünerek giderler.» Rasûl-i Ekrem’e :

— Yüzü koyun nasıl gidilir, diye soranlara :

— Ayakları üstüne gezdiren Allâh, yüzü koyun da yürütür. Onlar yüzü koyun yürürken, yüzlerini diken ve taşlardan kayırırlar, buyurmuştur. Yine Buhârî ile Müslim ve diğerlerinin Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) :

Ahiret Gfcnfc-133

«Kıyâmet günü insanlar üç fırka olarak haşrolurlar. Birinci fırka gelecek hayatı özleyen (geride kalan hayattan) nefret eden zümredir. (İkinci fırka) ikisi bir deve, üçü bir deve, dördü bir deve, onu bir deve üzerinde sevkolunurlar. Geri kalanlarını (ki bunlar üçüncü fırkadır)

(85) El-İsrâ : 97

bir ateş haşredip toplar. Onlar nerde istirahat ederlerse ateş de beraber istirahat eder, onlar geceledikleri yerde onlarla beraber geceler, onlar sabahladıkları yerde onlarla sabahlar ve onlarla beraber yürüyüp onların akşamladıkları yerde beraber akşamlar.» buyurmuştur.

Bununla berâber mü’minlerin yüzleri neş’elerinden dolayı beyaz ve parlak; kâfirlerin yüzleri ise siyah ve kederlidir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

(86) Âli İmrân : 106, 107

Ahiret Gfcnfc-134

"O gündeki nice yüzler bembeyaz olacak nice yüzler de kapkara kesilecek. Yüzleri simsiyah olanlara gelince (onlara) : «îmanınızdan sonra küfretdiniz ha, işte o küfretmenize mukabil tadın azâbı (denilir). Yüzleri bembeyaz olanlar ise Allâh’ın rahmeti içindedirler. Onlar bunun içerisinde ebedî kalıcıdırlar.» (86)

Diğer Âyet-i Kerîme’de de şöyle buyurulmuştur:

Ahiret Gfcnfc-135

«O gün yüzler vardır; pırıl pırıl parlayacaktır, gülücüdür, sevinicidir. O gün yüzler vardır; üzerlerine toz top-

rak (bürünmüştür). Onu (da) bir karanlık ve siyahlık kaplayacaktır. İşte bunlar, kâfir, fâcirlerdir.» (87)

Yine bunun gibi sâbikûn (hayır yarışlarında öne geçenler), meleklerin getirdikleri Cennet hülleleri ile giydirileceklerdir. Nitekim Buhârî, Müslim ve diğerlerinin Ibni Abbâs (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) şöyle buyurmuştur :

«Dikkat edin, kıyâmet günü mahlûkât içinde ilk def’a elbise giydirilecek olan İbrâhim aleyhi’s-selâm’dır.»

Bunun gibi, melekler mü’minleri daha mezarlarında iken karşılar ve Cennet’le müjdelerler. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de :

«O en büyük korku bunları asla tasaya düşürmez. Bunları melekler karşılayarak : «Bu size (dünyada) va’d olunan (mutlu) giinünüzdür (diye Cennet kapıları önünde tebrik ederler.) buyurulmuştur.» (88)

İşte böylece mahlûkât mahşer yerine sevkedilir. Mahşer yeri ise dümdüz ve bembeyaz bir yerdir, hiç bir pürüzü yoktur. Nitekim Buharî ile Müslim’in Sehl b. Sa’d (r. a.) dan rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) şöyle buyurmuştur :

«İnsanlar kıyâmet gününde hâlis buğday unundan yapılmış yufka gibi beyaz ve parlak bir yer üzerinde haşrolurlar. Hiç kimse için onda alâmet yoktur.»

İnsanlar mahşer yerine sevkedilip bir araya toplandıkdan sonra uzun müddet bekleyeceklerdir. Hattâ yetmiş sene diyenler varsa da daha fazla olduğunu söyleyenler vardır. Hesap görülmesi için beklerler. Bugünün dehşeti, şiddeti ve korkunç manzarası, tarife sığmayacak kadar büyüktür. O günde hepmizin yardımcısı Allâh olsun.

(87) Abese : 38-43

(88) El-Enbiyâ : 103

«O gün ruh ve melekler saf halinde ayakta duracaktır. Rahmeti umuma yaygm olan (Allâh) ın kendilerine iziıı verdiğinden başkaları (o gün) konuşamazlar. O (ıılar) da (ancak) doğruyu söylemiş (1er) dir.» (90)

İşte böyle melekler insanları kuşatırlar. İnsanlar ise burada da birbirinden farklıdır. Burada herkesin durumu açığa çıkacak, gizli hiçbir şey kalmayacaktır. Nitekim Ayet-i Celîle’de şöyle buyurulmuştur:

HESAP YERİNDE İNSANLARIN DURUMU

Yukardaki izahattan, insanların düz ve beyaz bir yer üzerine sevkedileceğini öğrenmiştik. İnsanlar burada yaptıklarının hesabını vermek için, uzun zaman bekleyecekler; melekler yedi halka halinde insanları kuşatacaktır. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de :

Ahiret Gfcnfc-136

«Hakka ki yer (zelzeleyle) parça parça dağıtıldığı zaman, Rabb’ın (m emri) geldiği, melekler saf saf (indiği zaman).» (89) buyurulmuştur. Diğer Âyet-i Kerîme’de de şöyle buyurulmuştur :

Ahiret Gfcnfc-137

Ahiret Gfcnfc-138

(89) El-Fecr : 21, 22

(90) En-Nebe’ : 38

«O gündeki (bütün) sırlar yoklanıp meydana çıkarılacaktır. Artık onun için ne bir kudret ne de bir yardımcı yoktur.»1

Fakat ben önce mevkif’ın dehşetinden ve zorluğundan, sonra da insanların ayrılıklarından bahsetmeği uygun buldum.

Kardeşim, o gün güneş bir mil kadar insanlara yaklaşacak ve beyinlerini kaynatacaktır.

Müslim’in Mikdâd (r.a.) dan rivâyetinde, Rasûl-i Ekrem (S. A.V.) şöyle buyurmuştur:

Ahiret Gfcnfc-139

«Kıyâmet gününde güneş, insanlara bir mil kalıncaya kadar yaklaşır. (Râvi : Bu mîl’in mesâfe mili mi yoksa sürme çekilen mil mi olduğunu bilemiyorum.» demiştir.) «İnsanlar amellerine göre terler içinde kalacaklardır. Kimisi dizine, kimisi göbeğine ve kimisi de boğazına kadar terlere gark olacaktır.» Resûl-i Ekrem (S.A.V.) eliyle ağzını işâret ederek : «İşte buraya kadar.»

İnsanların vücûdundan akan ter, yetmiş arşın yere inecektir. Nitekim Buhârî ile Müslim’in Ebû Hureyre

(r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) : şöyle buyurmuştur :

Ahiret Gfcnfc-140

«Kıyâmet gününde insanlar öyle terlerler ki, terleri yetmiş arşın yerin derinliğine nüfûz eder ve halk kulaklarına kadar ter içinde kalırlar.»

İnsanlar mahşer yerinde o kadar sıkışacak ki, buradan kurtulmak için Cehennem’e gitmeğe bile râzı olacaklardır.

Mahşer yerinin güçlüklerinden birisi de, Cehennem’in mahşer yerine getirilmiş olmasıdır. Cehennem’in yetmiş bin yuları vardır. Her yularını yetmiş bin melek çeker olduğu halde mahşer yerine getirilir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de :

Ahiret Gfcnfc-141

«Ki o gün cehennem de getirilmiştir, insan o gün

(her şeyi) hatırlayacak fakat hatırlamadan ona ne (fayda ?).» (92) buyurulmuştur.

Müslim ile Tirmizî’nin İbni Mes’ûd (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) şöyle buyurmuştur :

Ahiret Gfcnfc-142

(92) El Fecr : 23

«Cehennem mahşer yerine getirilir. Cehennem’in yetmişbin yuları vardır ve her yularını da yetmişbin melek çeker.»

Cehennem getirildiği vakit şiddetli uğultu ve korkunç sesler çıkarır. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de :

Ahiret Gfcnfc-143

«Bu, kendilerini uzak bir yerden gördüğü zaman onlar bunun o müthiş gazaplanışını ve uğultusunu duyacaklardır.» (93) buyurulmuştur. Diğer Ayet-i Kerîme’-de de şöyle buyurulmuştur :

Ahiret Gfcnfc-144

«O nun içine atıldıkları zaman onun kaynar haldeki

bed sesini işittiler (işitirler).» (94)

Mahşer halkına yaklaştığı vakit Cehennem’den bir boğaz şeklinde bir hortum çıkar ve : «Ben üç sınıf insana müvekkel kılındım, onları almağa memurum.» Bunlar : Allah’a şirk koşup dualarında Allâh’a ortak koşanlar, muannid zâlimler ve tasvirciler, heykel ve sûret yapanlardır. der. İşte bu üç sınıfı kuşların yemi toplaması gibi, toplayacaktır. Uzun müddet sürmekle berâber, kısaca, hesap vermek için beklenilen yerin durumu bundan ibârettir. Gözler yukarı kaldırılmış, herkes hesabının görülmesini beklemektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de :

Ahiret Gfcnfc-145

(93) El-Furkân : 12

(94) EI-Mülk : 7

«O zâlimlerin yapacaklarından Allâh’ı gâfil zannetme. Sakın O bunları ancak öyle bir gün için geciktiriyor ki o (gün) gözler (şaşkınlıkla) belerip kalacaktır.» (95) buyurulmuştur.

Mahşer yerinde insanların derecelere ayrılmalarına ve gizli hallerinin açığa çıkmasına gelince : Sâbikûn (hayır yarışlarında öne geçenler) ile mü’minlerden ba’zıları güneşin harâretinden uzakda kalır ve hattâ Arş-ı A’zamın gölgesinde gölgelenirler. O günde Arş-ı A’zam’-ın gölgesinde olabilmek için ne gibi amellerde bulunmak gerektiğini sana anlatayım ki, belki o amelleri işler ve gölgelenecek bahtiyarlardan olursun. Buharî ile Müslim’in Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyetlerinde, Rasûl-i Ekrem (S.A.V.) şöyle buyurmuştur :

Ahiret Gfcnfc-146

«Yedi kimseyi, Allâhu Teâlâ, kendi gölgesinden başka gölge bulunmayan bir günde, Arş’ın gölgesinde gölgelendirecektir. Bunlar da : Adaletle hükmeden imam, genç yaşda ibâdet eden, kalbi camilere bağlı olan kim-

(95) İbrahim : 42

1  Et-Târık : 9-10

8 Yanıt to “ÂHİRET GÜNÜ”

  1. kula haber 31 Ağustos Salı 2010 14:20 #

    en güzel kula haber

  2. lineshell 31 Ağustos Salı 2010 4:03 #

    en güzel kula haber sayfası adminler tşk ederim

  3. Sevde 21 Ağustos Cumartesi 2010 16:26 #

    Esselamu Aleykum

    Allah razı olsun kardeşim. EyvAllah da. Çok uzun almışsın. Yazıları kısaltarak bölüm bölüm alsan daha çok okur olacaktır. Şahsen uzun yazıdan sıkıldım. Ama canımız da istemiyor değil okumayı ;). Bölüm bölüm hem size hem bize güzellik katacaktır inşALLAH

    EKLEDİĞİNİZ İÇİN RAHMAN RAZI OLA. DULARINIZDA UNUTMAYIN

    VesseLam

  4. Dinisohbet 8 Haziran Salı 2010 14:30 #

    Allah Razı Olsun inş.

  5. HAKYOL SOHBET 3 Mayıs Pazartesi 2010 0:47 #

    Allah cc razi olsun

  6. sohbet chat odalari 28 Nisan Çarşamba 2010 13:29 #

    bu tür yazılara ihtiyacımız var

  7. İslami Sohbet 22 Nisan Perşembe 2010 22:18 #

    Emeğinize Saplık çok güzel

  8. islami chat 21 Nisan Çarşamba 2010 14:50 #

    Çok anlamlı bir yazı Yüreğinize sağlık

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: