‘BENİ BURADA ARAMA ARAMA ANNE’

21 Tem

BENİ-BURADA-ARAMA-ANNE 

Başbakan, referandumda neden "Evet" istediklerini anlattı: Tam 30 yıl sonra, yine bir 12 Eylül günü, gencecik ölümlerle, zamansız vedalarla, 17 yaşındaki çocukları yağlı urgana taşıyan zihniyetle hesaplaşacağız
Başbakan, 12 Eylül’ün dört kurbanı; Necdet Adalı, Mustafa Pehlivanoğlu, Erdal Eren ve Hüseyin Kurumahmutoğlu’nun öldürülmesini andı ve hem ağladı, hem ağlattı. Erdoğan, “12 Eylül aynı zamanda bir iade-i itibar olacaktır” dedi.
Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, 12 Eylül’de yapılacak referandumda “Evet” oyu kullanılması gerektiğini, 12 Eylül döneminin dört genç kurbanını anlatarak vurguladı. Partisinin dün yapılan TBMM Grubu’nda konuşan Erdoğan, Şair Nevzat Çelik’in, Necdet Adalı için kaleme aldığı “Şafak Türküsü”nden dizeleri ve Mustafa Pehlivanoğlu’nun idamdan önce ailesine yazdığı veda mektubunu okudu.

Erdoğan, Pehlivanoğlu’nun mektubunu okurken ağladı, mektubu sesi çatallaşarak ve yutkunarak tamamladı. Başbakan’ın özetle şöyle konuştu:
Grup konuşmasında böyle ağladı

ŞAFAK TÜRKÜSÜ ADALI İÇİN YAZILMIŞTI


Vatandaşlarım 22 Temmuz’da, 29 Mart’ta hangi partiyi tercih etmiş, bugün hangi partiye gönül vermiş, kime sempati duyuyor olursa olsun, 12 Eylül’de yapacağı tercihle, siyasi partilerle ilgili değil, kendisi, kendi geleceği için ortaya koyacağı bir tercih olacaktır. Yakın siyasi tarihi ama trajik bir siyasi tarihi önünüze getireceğim. Bu dram olacak ama getirmek zorundayım… Necdet Adalı 19 yaşında bir lise öğrencisiyken cinayet işlediği iddiasıyla 1977’de tutuklandı. Ben o dönem bir siyasi partinin İstanbul Gençlik Kolları Başkanı’ydım. Adalı, suçsuzluğunun ortaya çıkacağından, serbest bırakılacağından o kadar emindi ki, Ulucanlar Cezaevi’nde arkadaşlarının firar girişimine katılmadı.
Kendisini yargılayan mahkeme reisi Adalı’nın masum olduğunu iddia etti, karara şerh koydu ancak fayda etmedi. Adalı 22 yaşındayken, 8 Ekim 1980’de asılarak idam edildi. Şair Nevzat Çelik, “Şafak Türküsü”nü Adalı için yazmıştır. Şiirin, bu zamansız ölümü en güzel şekilde resmettmiştir. Adalı, 12 Eylül cuntasının idam ettiği ilk gençtir.

MUSTAFA’DAN GERİYE KALAN SATIRLAR


Gözyaşlarını tutamadı
12 Eylülcüler, kendi ifadeleriyle asılan bir solcuyla denge kurmak için bir de sağcı idam etmek istediler. Adalı’dan sadece birkaç saat sonra 22 yaşında bir genç, Mustafa Pehlivanoğlu darağacına yürüdü. Ailesi, infazdan 3 gün sonra çocuklarını ziyarete geldiğinde, idam edildiğini öğrendiler.
Mustafa’dan geriye şu satırlar kaldı, o da çok anlamlı satırlar: “Sevgili anneciğim ve babacığım…
Sizler beni bu yaşa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı işlediğim hataları ve suçlarımı affedin, hakkınızı helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar cenabı hakkın ve onun resulünün, yüce peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış, kader neyse onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah’ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa, cenabı Allah’ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah’tan bulsunlar. Anne sizlerle helalleşmek isterdim fakat olmadı, hakkım varsa hepinize helal olsun, siz de helal edin.”

BETON ÇOK SOĞUK, ÜŞÜYORUM…


Bir başka isim Erdal Eren. Eren, 17 yaşındayken tutuklandı, 13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Cezaevi’nde 18 yaşından küçük olmasına rağmen idam edildi. Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Mamak’ta çektiği çileleri, gördüğü işkenceleri ve Mamak Cezaevi’nden yazdığı dizeleri unutmadık; “Huzur dolu içimde, ben sonsuzluğu düşünüyorum/Ey sonsuzluğun sahibi sana ulaşmak istiyorum/Durun kapanmayın pencerelerim güneşi mi kapatmayın/ Beton çok soğuk, üşüyorum…
14 Mayıs 1987’de Hüseyin Kurumahmutoğlu, sabah namazını kılarken, başına vurulan dipçik darbesiyle Mamak Cezaevinde genç yaşında dünyaya veda etti. Bu işkencelerin en yakın şahitlerinden, mağdurlarından birisi de Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’dır. Günay, 12 Eylül’de hapisteyken, vefat eden babasının cenazesine katılamamıştır.

AH MAMAK’IN BİR DİLİ OLSA

Alparslan Türkeş, 1992’de verdiği bir röportajda, DYP-SHP koalisyonuna güvenoyu verme gerekçelerini açıklamıştı: 12 Eylül anayasasını değiştireceklerine söz verdiler. 12 Eylül, ülkücüler olarak bize çok haksızlık etmiş, büyük mağduriyetler getirmiştir. Ah Mamak Cezaevi’nin dili olsa da bize tabutlukları, C-5’leri anlatsa. Metris’in, Bayrampaşa’nın dili olsa da orada kararan hayatları anlatsa.’ Buradan ah Diyarbakır Cezaevinin dili olsa da konuşsa…
Diyarbakır Cezaevinin dili yok ama keşke 12 Eylül’de orada yatan bazı MHP yöneticileri, vicdanlarının sesine kulak verip, dürüştçe konuşsa. Tam 30 yıl sonra, yine bir 12 Eylül günü, işte bu işkenceler, zulümlerle, bu insanlık dışı uygulamalarla milletçe hesaplaşacağız. Gencecik ölümlerle, zamansız vedalarla, 17 yaşındaki çocukları yağlı urgana taşıyan zihniyetle hesaplaşacağız. Gencecik yaşında haksız bir şekilde idam edilen Mustafa’nın ’Allah’tan bulurlar’ dediği gün işte 12 Eylül’dür.

CHP YÜZLEŞMEZSE, BİZ YÜZLEŞECEĞİZ


Yıllarca 12 Eylül mağdurları solcuları istismar eden CHP, 12 Eylül ile yüzleşemese de biz yüzleşeceğiz. Yıllarca 12 Eylül mağduru ülkücülerin sesine kulak vermeyen MHP, 12 Eylül ile hesaplaşamasa da biz hesaplaşacağız. Adil bir şekilde yargılanmadan, darağacağına gönderilenAdalı’nın, Pehlivanoğlu’nun, Eren’in, sabah namazında dayakla öldürülenKurumahmutoğlu’nun hatıraları karşısında alnımız ak kalırken, onlar boyunlarını bükmüş durumda kalacaklar, mahcup olacaklar. Geçmişi kurtaramasak bile çocukların geleceğini kurtarabiliriz. Bir iade-i itibar bile yapamaz mıyız? İşte bu 12 Eylül bir iade-i itibar olacaktır aynı zamanda.

MİDAS’IN KULAKLARI GİBİ


Anayasa değişiklik paketinin içindeki maddelerin, CHP, MHP ve BDP’nin üst yönetimlerinin, milletvekillerinin uykularını çok ciddi şekilde kaçırıyor. Bunlar tıpkı ’Midas’ın Kulakları’ öyküsünde oldukları gibi yalnız kaldıklarında ya kendi vicdanlarına ya da yakın arkadaşlarına ’bu pakete karşı çıktıkları için büyük rahatsızlık duyduklarını’ ifade ediyorlar.Şu anda çeşitli vesilelerle yaptıkları açıklamalarda değişikliğe ilişkin tek bir somut gerekçe gösteremiyorlar. Neden ’hayır’ dediklerini, neden bu değişimin karşısında durduklarını kendilerine de millete de izah edemiyorlar.

ÇATIŞMAYI KÖRÜKLÜYORLAR


Kimlerin “hayır cephesinde” olduğuna dikkatleri çekeceğiz. MHP “hayır” demekle tarihiyle çelişiyor, kendisini inkar ediyor. Benim MHP’li kardeşlerimin kendisine yüklediği emanete halel ettiriyor. CHP de “hayır” demekle kendi raporlarına, tezlerine, iddialarına, tarihine karşı çıkıyor. BDP parti kapatmalara karşı gibi görünüyor, parti kapatmaları zorlaştıracak, adeta yok edecek bir değişikliği engellemek için elinden geleni yapıyor. Barıştan yanaymış gibi yaparak gerilimi ve çatışmayı körüklüyor.

HANGİ ETNİK UNSURUN ADI GEÇİYOR?


BDP, “Anayasa değişikliği paketinde Kürtlerin lehine olabilecek hiçbir madde yok. Orada Kürt adı geçmiyor” diyor. Orada hangi etnik unsurun adı geçiyor? Benim Kürt kökenli vatandaşlarımın aleyhine olan bir madde var mı? O maddelerin hepsinde de benim Kürt kökenli vatandaşlarımın lehine olacak her şey var. A’dan Z’ye her şey var. Yani 73 milyonun hepsi için eşit, her şey var… Tayyip Erdoğan bu değişiklikten ne kadar istifade ediyorsa, benim Kürt kökenli vatandaşım da o kadar istifade ediyor.

MHP’Lİ, CHP’Lİ, BDP’Lİ KARDEŞLERİM


36 ile gideceğim, sadece miting yapmayacağım, kanaat önderleri ile bir araya geleceğim, halkla gece geç saatlere kadar sohbetler edeceğim, bütünleşeceğim. 12 Eylül anayasasının izlerini silmek için ’evet’ kampanyasını başlatıyoruz. MHP’li kardeşlerimizden, CHP’ye, BDP’ye gönül vermiş kardeşlerimden ’evet’ bekliyorum. Sadece 12 Eylül ile hesaplaşmak adına değil, bir daha 12 Eylüllerin yaşanmaması için hepsinden “evet” bekliyorum…İnanıyorum ki ülkemin tüm kadınları, kendi haklarının anayasal güvenceye kavuşması için bu değişikliğe ’evet’ diyecek. Sadece kadınlar değil, erkekler de ’evet’ diyecek.
CHP’ye: Siz mahkemenin bahçesine kurduğunuz çadırdan bir çıkın…

YÜCE DİVAN TEHDİDİ:

CHP ile MHP aynı dili ve üslubu kullanıyor. Her cümlede beni yüce divan ile tehdit ediyorlar. Biz bu millete hizmet yoluna başımızı koyduk. Bu yola canımızı koyduk. Biz korkularla değil, ideallerle, ilkelerle, heyecanla aşkla ve sevda ile siyaset yapıyoruz. O kuru sıkı tehditleri bize bir şey ifade etmiyor. Bizim Anayasa Mahkemesinin yanında, yöresinde, bahçesinde ev tutmamıza gerek yok. Bizim evimiz milletimizin içinde. CHP Genel Başkanı önce Anayasa Mahkemesi’nin bahçesine kurduğu gecekondudan bir çıksın. CHP, geçen dönem 113, bu dönem 44 kez Anayasa Mahkemesine başvurdu. Haydi oraya gecekondu yaptığınız, bari arsa sahibini rahat bırakın…Bu tutarsızlık, ilkesizlik, milletin iradesini hiçe saymadır.
İşte ağlatan Şafak Türküsü
Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama
Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte özledim anne
Yaşamak isterken delice
*
Bugün görüş günü
Günlerden salı
Islak, Sarı bir yağmur neresine bakarsa ay
Orada yitik bir anne ağlıyor
Sen aralıyorsun yağmuru
Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
Sonra bir umut koşuyorsun
Yüreğin avcunda gözlerini
Ah verebilseydim keşke
yüreği avcunda koşan
herbir anneye
tepeden tırnağa oğula
ve kıza kesmiş
bir ülkeyi armağan
koşma anne
birdenbire batacak olan
düş denizinde yaşattığın umut sandalıdır
oysa benim için gece hızıyla koşan kısa ve soğuk bir zamandır bu yüzden boğuk seslerle
geldiler bir şafak, uykusuz,
yorgun ve korkak
(…)
Nevzat Çelik’in bu şiirini Ahmet Kaya bestelemişti.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: