KÜRT SORUNU CUNTALARIN MİRASI

26 Eki

Sivas Kampı

Askeri darbe dönemlerinde sıkıyönetim ve işkence metotlarının en üst seviyede uygulandığı bazı kamp ve cezaevleri Türkiye’yi bugün çözmeye çalıştığı Kürt sorunuyla karşı karşıya getirdi. 27 Mayıs’ın Sivas Kampı "siyasi Kürtçülüğün" temelini atarken, 12 Eylül’ün Diyarbakır Cezaevi terör örgütü PKK’yı doğurdu.

İSTİHBARAT SERVİSİ / İSTANBUL

Demokrasiyi rafa kaldıran askeri darbe dönemlerinde kurulan bazı cezaevi ve kamplar, günümüzde çözümü için çaba sarf edilen Kürt sorununun temelini oluşturdu. 27 Mayıs 1960 darbesinde kurulan Sivas Kampı "siyasi Kürtçülüğün" temelini atarken, 12 Eylül 1980 cuntasının "işkencehane" olarak kullandığı Diyarbakır Cezaevi ise terör örgütü PKK’nın kurulmasında başrol oynadı.

Merhum Başbakan Adnan Menderes’i darağacına gönderen 27 Mayıs darbesi sırasında Doğu ve Güneydoğu’nun ileri gelen ailelerinin zorla toplandığı Sivas Kampı, cunta yönetiminin günümüze kadar ulaşan terör, siyaset ve özellikle ‘Kürt sorunu’ diye adlandırılan meselelerinin temelini oluşturan eylemlerindendi. Gazeteci-yazar Nevzat Çiçek’ın "27 Mayıs’ın Öteki Yüzü: Sivas Kampı" adıyla kitaplaştırdığı kampı, Celal Bayar ‘siyasal Kürtçülüğün merkezi’ olarak tanımlarken, Hüsamettin Cindoruk ise "27 Mayıs’ın en büyük hatası ve PKK’nın kaynağı" olarak tarif etti.

NÜFUZLU AİLELER CUNTA KAMPINDA

Cunta yönetimi, darbe ilanından 4 gün sonra Sivas Kabakyazı’daki 5. Er Eğitim Tugayı’nda günümüze kadar ulaşan birçok sorunun da kaynağı olacak bir kamp oluşturdu. Yakın tarihe ‘Sivas Kampı’ olarak geçen bu askeri alanda Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin ileri gelen ailelerinin yanı sıra din adamları da toplandı. Kampa getirilen aileler ve bölgenin ileri gelenleri arasında AK Parti’li Dengir Mir Mehmet Fırat’ın dedesi Zeynel Turan, MHP’li Oktay Vural’ın akrabası Zeki Bayar, Cem Vakfı Başkanı İzzetin Doğan’ın babası Hasan Hüseyin Doğan, Sedat Bucak’ın babası Hakkı Bucak, Erzurum’dan Mehmet Kırkıncı ve Mardin’den Zeynel Abidin Erdem’in amcası Bahattin Erdem gibi isimler yer aldı. Bölgenin ileri gelenlerini tutuklayıp Sivas Kampı’na gönderenler ise Şanar Yurdatapan’ın babası Daniyel Yurdatapan, Ragıp Gümüşpala ve Milli Birlik Komitesi’nin diğer üyeleriydi.

KENDİMİZİ VATANDAŞ SANIYORDUK

Sivas Kampı’nı yaşayanlardan Said Ensarioğlu, başlarına geleni "Hepimiz hain olduk" ifadesiyle açıkladı. Babası Abdürrezak Ensarioğlu başta olmak üzere 12 kişi ile birlikte Sivas’ta ‘zorunlu misafirliğe’ tabii tutulduklarını söyleyen Ensarioğlu, kamptaki tutukluluk dönemlerinin ardından 33 farklı il’e sürgüne gönderildiklerini anlattı. "Biz kendimizi vatandaş zannediyorduk" diyen Ensarioğlu, yaşadıklarını şöyle anlattı: "Bu memleketin neresinde yaşarsa yaşasın aynı kanunlardan yararlanır diyorduk. Bugünkü gibi siyasi cereyanlar yoktu. Ortada hiçbir şey yokken insanları kamplara toplayıp, işkence yapmak, sürgünlerde yaşatmak…" Darbe döneminde yürürlüğe konan geçici Anayasa’da 18 ili kapsayan bir kanunla harita çizildiğini belirten Ensarioğlu, şöyle konuştu: "Bölücülük yaparak, bu iller için farklı kanun ve uygulamalar oluşturdular. Bu tabii insanın aklında ve ruhunda kötü izler bırakıyor."

14’ÜNDE SÜRGÜN

Şeyh Said’in torunlarından Abdullah Fırat, henüz 14 yaşında Sivas Kampı’nın sıkıntılarını yaşadı. Yıllar sonra Refah Partisi’nden milletvekilliği yapan Fırat, "Hürriyetin ne nimet olduğunu böyle zulümlerden sonra anladık" dedi. Fırat, cunta yönetiminin kendilerini Sivas Kampı’nda toplama nedenini de "Şeyh Said’in ailesi olmamız ve Cumhuriyet gazetesinin o günkü yayınları yüzünden" diyerek açıkladı. Sürgüne hayvan yükleme vagonları ile götürüldüklerini anlatan Fırat, şöyle konuştu: "O günkü sistemleri medeni değildi.

Bir darbe hükümeti idi. İnsanlıktan nasiplerini almamışlardı. Zulüm yapmaktan zevk duyan insanlardı."

27 MAYIS KÜRTLERİ AYIRDI

Kampa getirilen Bucak Aşireti ileri gelenlerinin büyük bir kısmı daha sonra batıya sürgün edildi. HAK-PAR eski Genel Başkanı Sertaç Bucak, babalarının vefat eden kız kardeşinin cenazesine bile gelemediğini belirtti. Sivas kampının Kürtleri siyaseten ayırdığını ve örgütlendirdiğini kaydeden Bucak, "Sivas Kampı, akabinde sürgünlük dönemi ve Dersim sonrası Kürtlerin siyaseten ayrı olarak örgütlenmeye başlamasında, 27 Mayıs askeri darbesi hızlandırıcı bir rol oynamıştır" dedi.

İDEOLOJİNİN OKULUYDU

DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Celal Bayar’ın Sivas için "siyasal Kürtçülüğün merkezi" diye tanımladığı Sivas Kampı’nın "Kürtçülük ideolojisinin okulu" haline geldiğini şu ifadelerle anlattı: "27 Mayıs’ın iki yanlışı vardır. Biri, doğunun önde gelenlerini bu kampta toplaması. Cumhuriyete inananlar da vardı orada. Bir kısmı dışarı çıktığında kamptaki karşıt görüşteki kişilerce Kürt sorunu hakkında ideolojik eğitime tutulduklarını bana söyledi. Karşıt görüşteki kesim, ‘Devletine bağlı oldun da ne oldu, bizimle berabersin’ söylemini savunur." Cindoruk, cuntanın ikinci hatasının doğudaki 55 ağayı batı bölgelerine sürgüne gönderdiğini belirterek, "Ayrılıkçı Kürt ideolojisi, boşluktan yararlanarak yerin altından kaynıyor ve seçimlerden sonra Devrimci Doğu Kültür Ocakları ile vücut buluyor. Tüm bunların nedeni, Sivas Kampı ve 55 ağanın sürgününden oluşan boşluktur."

MALLARIMIZI DEVLETTEN KÖYLÜLER KURTARDI

Kampta amcası ve babası tutuklanan iş adamı Zeynel Abidin Erdem de yapılanların haksız olduğunu, sürgüne gönderilen ailelerin mallarının satıldığını anlattı. Erdem, ailesine ait malların da devlet eliyle heba olmasının önüne Mardinlilerin geçtiğini şu ilginç anıyla dile getirdi: "Mallarımızın haraç-mezat 1 liraya satışa çıkarıldığı dönemde Mardin’in asil zenginleri, köylüler birleşti ve malların devlet tarafından heba edilmesini önlediler. Satış kürsüsünün etrafında toplandılar ve hiç kimsenin alıcı olmaması için ‘sus’ çağrısında bulundular. Devlet personelinin ısrarlarına rağmen toplu olarak birbirlerini kontrol ederek suskunluk gösterdiler. Buna ‘sükût eylemi’ denildi."

ÇOCUKLARININ CENAZESİNE GİDEMEDİ

Ailesinden babası ve amcasının yanısıra pekçok kişinin tutuklandığını vurgulayan Zeynel Abidin Erdem, "Özellikle amcamı Sivas’ta yer kalmayınca önce Kayseri açık cezaevine, oradan İzmir’e gönderiyorlar. Hacı Bahattin amcamın iki çocuğunu görmeden, cenazelerine dahi gidemeden kaybetmesi çok acı oluyor. İkisi de hem üzüntü, hem bakımsızlık, hem de hastalıktan vefat etti."

KUR’AN KURSU AÇTI DİYE MENDERES’E HAKARET ETTİ

Sivas Kampı’na Nur talebeleri de toplandı. Cuntanın Sivas’a getirdiği Nur talebeleri arasında Diyarbakır’dan Mehmet Kayalar, Erzurum’dan Mehmet Kırkıncı, Kahramanmaraş’tan Mustafa Ramazanoğlu ve Malatya’dan Tarık Aktekin gibi birçok isim vardı. Kampa Erzurum’dan getirilen Mehmet Kırkıncı, "Bir bölüğü boşaltmışlardı, hepimizi oraya hapsettiler. Abdest almaya asker nezaretinde gidiyorduk" dedi. Kampta askerlerin her fırsatta Adnan Menderes’e hakaret ettiklerini ifade eden Kırkıncı, yaşadıklarını şöyle anlattı: "Albay Atakan’ı Sivas kampına kumandan yapmışlardı. Atakan her ikindiden sonra bizi topluyor, yoklama yapıyordu. İhtilali neden yaptıklarını anlatıyor, Demokratlar’a, en çok da Menderes’e hakaret ediyordu. Bir defasında, ‘Demokrat Parti’nin gerçi ekonomik yönden bu memlekette birçok hizmetleri oldu. Ayrıca, Türkiye’ye Amerikan’ın kapılarını açtı. Amerika’dan birçok silah ve teçhizat getirdi. Ama zararı daha büyük oldu. Kur’an kurslarını açtırdı, bereleri çoğalttı’ diyerek beni gösterdi."

PKK’YI DİYARBAKIR CEZAEVİ DOĞURDU

12 Eylül cuntası, aralarında eski DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, yazar Orhan Miroğlu, HAK-PAR Genel Başkanı Bayram Bozyel gibi isimlerin sistematik işkenceden geçirildiği Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’ni kurdu. Kürt vatandaşların sorgusuz sualsiz, suçlu-suçsuz demeden ağır ve utanç verici işkencelere maruz kaldığı Diyarbakır Cezaevi, dönemin adam yerine konmayan Apocularını palazlandırarak PKK’yı ortaya çıkardı.

CUNTANIN VAHŞETİNDEN DAĞA KAÇIP SIĞINDILAR

HAK-PAR Genel Başkanı Bayram Bozyel, cezaevindeki işkencelerin mahkûmları ve yakınlarını devlete küstürdüğünü belirterek, "Herkes bilmeli ki, bugün PKK’nın gerçekleştirdiği eylemlerin ve bunların yol açtığı maddi-manevi kayıpların hepsinin sorumlusu 12 Eylül’dür" dedi. Kürt edebiyatçı Ali Fikri Işık ise, PKK’nın güçlenmesinde Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananların bir numaralı etken olduğunu söyledi. Ahmet Türk’ün Diyarbakır Cezaevi-PKK ilişkisiyle ilgili değerlendirmesi ise şöyle:

"Cezaevindeki vahşeti duymayan, bilmeyen kalmamıştı. İnsanlar ‘ya ben de düşersem’ korkusuna kapılmıştı. Bir kişi trafik cezasından dahi aransaydı, ‘acaba sıkıyönetimden dolayı mı aranıyorum?’ diye silahını alıp dağa giderdi. Zaten tahliye olanlar da bir daha aynı zulmü yaşamamak için dağa çıktı. O vahşeti yaşamamak için de dağa çıktılar."

YENİ ŞAFAK

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: