Öcalan Kürtlerin başına gelmiş musibetlerin en büyüğü

9 Oca

SUKRUGULMUS

PKK medyasının eski sorumlusu Şükrü Gülmüş, PKK’lılar başta olmak üzere yurt dışındaki Kürtlere seslenerek “Açılım, dönmek için iyi bir fırsat” dedi.

Yıllar sonra Boğaz’da gezip “memleket hasreti” gideren Şükrü Gülmüş PKK’nın içyüzünü anlattı.

TURİST GİBİ GELDİM

Türkiye’ye gelirken kontrol noktalarında en ufak bir problemle karşılaşmadığını söyleyen Şükrü Gülmüş, “Pasaportumu hemen mühürleyip verdiler. İstanbul sokaklarında özgürce dolaşmak müthiş bir duygu” dedi.

İSTANBUL SOKAKLARI STOCKHOLM’Ü ARATMIYOR

Sanki İstanbul’a değil de İsveç’in başkenti Stockholm’e inmiş gibiyim. Kontrol noktalarında en ufak bir sorunla karşılaşmadım. Pasaportumu hemen mühürleyip verdiler. Artık İstanbul’daydım. Sokaklarında özgürce dolaşmak müthiş. Keşke bu duyguyu dışarıda yaşamak zorunda bırakılmış tüm Kürtler yaşasa. Onlara ‘korku duvarlarınızı yıkın ‘ diyorum.

AĞAÇ KANLA SULANMAZ!..

Bir zamanlar özgürlük için kullanılan silah “bumerang” gibi Kürtleri vurmaya başladı. PKK’nın temel felsefesi “özgürlük ağacı kanla sulanır” üzerine kuruldu. Şimdi bu ağacın dalları bizden intikam alıyor. Barış?için ağaçları kanla değil, suyla sulamak gerekiyor.

Çiçeği burnunda bir edebiyat öğretmeniyken 1978 yılında PKK’ya katıldı Batmanlı Şükrü Gülmüş. İlk kurucular arasında yer aldı. Abdullah Öcalan’ın talimatıyla görev yaptı. Diyarbakır cezaevinde 8, Urfa cezaevindeyse 3 yıl olmak üzere tam 11 yıl hapis yattı. Serbest kaldıktan sonra Şam’a gitti. Bekaa’da örgütsel eğitim aldı. Gülmüş’ün hayat öyküsü birçok PKK’lınınki gibi bir trajedi aslında. Kendisi de bunu açıklıkla ifade ediyor. Hem cezaevi, hem PKK medyasındaki macerası hem de Almanya’daki hayatı ızdırap dolu. “Almanya’daki iki yılım kumarhane, tımarhane ve hastane üçgeninde geçti” diyen Gülmüş, sevaplarıyla günahlarıyla yaşadıklarını ve İstanbul’a döndükten sonra neler hissettiğini anlattı…

ÖĞRETMENLİKTEN ÖRGÜTÇÜLÜĞE

> Örgütle ilk temasınız ne zaman ve nasıl oldu?

PKK’nın ilk kurucularından Mazlum Doğan’la 1976’da Batman’da tanıştım. 1978’de Hayri Durmuş’un teklifiyle Mardin’de PKK’ya katıldım. Daha sonra 4 yıllık öğretmenliğimi bıraktım. Kızıltepe ve bölge üst düzey temsilciği yaptım. 1979’da Öcalan’ın Suriye’ye geçmesinden sonra bir grup arkadaşımla birlikte Lübnan’a gittim.

> Niye Lübnan?

Örgüt, silahlı mücadele geliştirecekti. Filistinlilerle ilişki kurup askeri eğitim alacaktık. Kemal Pir, Halil Ataç, Seyfettin Zuhurlu, Suphi Çevrici gibi isimlerden oluşan 20 kişilik bir grupla Lübnan’da askerî eğitim gördüm. 1980’nin şubatında Beyrut’a Öcalan’ın yanına çağrıldım. Sadece isminin baş harflerini vereceğim Z.Y. ile birlikte götürüldük. Öcalan bizimle konuştu. Türkiye’den ayrıldıktan sonra içerideki PKK’lıların kendisini devre dışı bıraktığını belirtip, yeni bir parti programı ve stratejisiyle beraber altı konuşma kasetiyle beni ve Z:Y’i “direkt müdahale grubu” olarak Türkiye’ye gönderdi.

> Kimlere müdahale edecektiniz?

PKK Merkez Komitesi üyelerine müdahale edecektik. O zaman merkez komitede Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mehmet Karasungur, Yıldırım Merkit, Mazlum Doğan, Hayri Durmuş vardı. Ama Doğan, Durmuş ve Merkit yakalanmıştı. Öcalan’ın esas olarak bizi göndermesindeki maksadı saf dışı edilmiş olma hissiydi. Suriye üzerinden Suruç’a geçtik. Cemil Bayık’la görüştüm. Durumu kendisine izah edip görevden aldım. O gece Bayık’la aynı köyde kaldım ama baskına uğradık. Kendimi feda edip ben cezaevine girerken Bayık dağa gitti.

> Örgütte önemli biri miydiniz?

Etkindim ve sorumluydum. Çünkü PKK’nın Türkiye yapılanmasındaki ilk kurucularındanım. 11 yıllık cezaevi sürecinden sonra İzmir’e göçtüm. Örgütün o dönemki Avrupa sorumlusu Murat Karayılan beni telefonla aradı. Konuştuk. Öcalan’ın benimle konuşmak istediğini söyledi. Öcalan’ın araması için bir numara verdim, bekledim ama aramadı. Karayılan, ‘Telefonla iletişim kurulmuyor, APO senin 15 günlüğüne Şam’a misafir olarak gitmeni istiyor’ dedi. Gittim, Öcalan tarafından karşılandım. 7 ay Bekaa’da kaldım. Askerî ve siyasi eğitim aldım. Öcalan tekrar beni Türkiye’ye gönderdi. Bu seferTürkiye ve Kürdistan’daki basın yayın ve yasal parti sorumlusuydum.

> Öcalan, Şam’dan telefon açıp sizlere direkt talimat veriyor muydu?

Haftanın 5 günü onunla görüşüyordum. Ben ve düzeyimdeki PKK’lılar Öcalan’la aynı telefonla konuşmak zorundaydı. Öcalan’ın görüşme yaptığı telefon direkt Suriye istihbaratı olan Muhaberat’a bağlıydı. Muhaberat’ın yanı sara MİT de rahatlıkla dinliyordu bu telefonu. Durumu bile bile İstanbul merkez postanesinden kendisiyle açık konuşuyordum. Ben ona patron veya şef diye hitap eder ve ticari işletmelerin ekonomik durumları hakkında rapor veriyormuş gibi konuşurdum. Ama şunu çok iyi biliyordu ki, Öcalan’ın yeri sağlam bizler ise topun ağzındaydık.

“KÜRTLERİN MUSİBETİ ÖCALAN”

> Şükrü Gülmüş, Öcalan’ı nasıl tarif eder?

Bence Kürtler arasında liderlik vasıfları atfedilenler içerisinde Öcalan Kürtlerin başına gelmiş musibetlerin en büyüğü. Kürtlük, sosyalizm, bir halkın özgürlüğü gibi bir derdi yok. Diğer diktatörlerin özelliklerini taşımakla birlikte yeni unsurlar katarak Kürtlerin?dinamiklerini tahrip eden biri. Kürtlerden intikam alan yeminli sözde Kürt, diktatörlüğü de tartışılmaz.

> Örgütten koptuktan sonra hangi şartlardan yurt dışına çıktınız?

Özgür Gündem gazetesinin yayın yönetmeniydim ve hastaydım. İnsan Hakları Derneği, Halkın Emek Partisi ve gazetenin açmış olduğu kampanya sonucunda yurt dışına çıktım. Tekerlekli sandalyeyle 1993’te Almanya’ya gittim. Orada tedavi oldum ve 18 yıl gurbet hayatı yaşadım.

ALMANYA YARI AÇIK CEZAEVİ

“Almanya’ya gittikten sonra bir daha Türkiye’ye dönemeyeceğimi düşündüm. Hatta cenazemin bile oraya götürülmemesini vasiyet ettim” diyen Şükrü Gülmüş’ün şansı yaver gitmiş: “Ancak Alman vatandaşı olunca Türkiye gelmem için kapı açıldı. Zaten Almanya benim için yarı açık cezaeviydi. Korku duvarlarının yersiz olduğunu göstermek için Türkiye’ye geldim.”

T.C. iLE SÖZLEŞME YENİLEDİM

1993 yılında PKK’dan kopup Almanya’ya giden Şükrü Gülmüş, hayatında yeni bir sayfa açtığını söylüyor.

> Almanya’dan Türkiye’ye geldiğinize göre engelleri aşmışsınız?

Kolay olmadı. T.C. ile sözleşmemi yeniledim. Devletle barıştım. Devletin bir hukuku var. Kendisine silah çeken bir örgütün mensubuydum yargılandım ve cezamı çektim. Ama bu sefer devletin yerine geçen bir örgüt vardı karşımda. Ciddi bir mahalle baskısı var. En kötüsü de bilmeyenler bilenleri korkutuyor.

TÜRKİYE KÜÇÜK DEVRİMLER YAŞIYOR

> Türkiye’de nasıl bir değişiklik olduğunu tarif eder misiniz?

Türkiye’de darbe dönemlerindeki manzaralar artık yok. Bunu insanların göz bebeklerindeki cıvıltıda görmek çok kolay. Artık pek çok konu rahatlıkla tartışılıp konuşuluyor. Demokratik bir ülke olma yolunda ilerliyor. Türkiye’yi yakından takip ediyorum. Son yıllarda sanki küçük devrimler yaşamış gibi. İnsanların yüzleri gülüyor. Hayata umutla bakıyorlar. Buradaki heyecan, sevinç ve coşku Avrupa’daki değişimden çok daha manalı.

> Hangi adımlar dışardaki Kürtleri çeker ?

Kürt sorunuyla birlikte tüm kırmızı çizgilerin tartışılabileceği sinyallerini alıyoruz. Alevi sorunu, Ermeni sorunu ve Kıbrıs sorunu gibi konular artık tabu değil. Türkiye’de iyi şeyler olacak umudu var. Eğer uzlaşma ortamı devam ettirilirse sadece Almanya’da geçmişte PKK’da görev yapmış 200 kişinin gelebileceğini söyleyebilirim. Genel anlamda bir güvensizlik söz konusu. Ayrıca bir de örgüt korkusu var.

ÖCALAN, PKK’YI AVUKATLARA YÖNETTİRİYOR

PKK’dan kopuşunuzun somut olguları nelerdir?

> Öcalan ve PKK’da benim arzu ettiğim insani ve ahlaki değerleri bulamadım. Örgüt, her insana işlenmesi gereken “mamül” gözüyle bakar. Benim gibilerini kendi diledikleri gibi PKK’lılaştıramadılar. Ben bir birey ve Kürt’üm. Onlar örgütü, bir kumarhane ve şirket gibi kullandılar. Öcalan, İmralı’ya gittikten sonra avukatlar örgütü kurmuştur. PKK’nın en etkili kadroları avukatlar. İmralı’da hükümlü bulunan Öcalan avukatlar örgütü vasıtasıyla PKK’yı yönetmektedir. Örneğin, 2004’de PKK kongresinde de savaş kararı avukatlar aldırdı. Asrın Hukuk Bürosu’na her avukat üye olamaz. Her avukat da Öcalan’ı temsil edemez.

Bir Yanıt to “Öcalan Kürtlerin başına gelmiş musibetlerin en büyüğü”

  1. Nazmi Dogan 9 Mayıs Pazartesi 2011 16:30 #

    “SEÇİMLER VE DERSİM’ İN YENİDEN  KATLİAMI!”

    Nazmi Doğan, Mayis 2011

    CHP, Askeriye ve diğer Türk/İslam sentezcileri soykırım güçleridir.
     
    Kılıç sallayan devşirme Kemal, celladına tapmanın dramatik örneklerini sunmaya devam ediyor.
    Irkçı-faşist-şovenist propaganda zehiri ve asimilasyondan oldukça etkilenmiş Alevi dernekleri, envay çeşit salon sosyalistleri Kemalizmin kendilerinin gerçek duruşları olduğunu, onun da kılıç sallayan Arap şeriatçısı Hz. Alinin devamı olduğunu iddia ediyor ve Kemal’in kendisinin Alevi-Kızılbaş olduğunu iddia edecek kadar ileri gidiyorlar.

    Aklı başında her insan, elinde kılıçla dolaşan şimdiki cihat savaşçılarının ideolojik önderlerinden olan Arap Ali’sinin sosyal demokrasi veya Kemalizmle hangi bağlantılarının olduğunu sormadan geçemez! Muhamet gibi Ali veya Osman da şimdiki El-kaide liderlerinin öncülleridir. Farkları sadece taşıdıkları silahlardır.
    Kılıç yerini, çoktan ateşli silaha bıraktı, ama bizim cahiller onu bile iyi algılayamıyor!! Almanya’da derneğine kılıçlı Ali’yi asmakla, bir Avrupalıya, Mezoptomya ve Anadolu’da, onun atalarını neyle kestiğini hatırlatmaktan başka bir şey yapmadığının farkında mısın? Sadece haca gitme adı altında örgütlenen ve yıllık Türkiye bütçesinden daha fazla gelir sağlayan islam hac ticareti göz önüne alındığında Suudi Bedevilerinin kılıççı Ali’ye tapmaları normalin ötesinde olağanüstü derecede önemli ekonomik politik çıkarları öngören çekirdeksel bir işlevdir. Ama 20 milyonun üzerindeki Anadolu Alevilerinin bu cellatların yağcılığını yapmaları, bedavadan bunlara daha fazla etki alanlarının yaratılmasını sağlayan idolojik politik süreclerde yer almaları bir suçtur.
    Derneklerine, başa M. Kemal resmi, arasına keskin bir kılıç (Zulfikar) ve onun yanına da eskı çağların Bin Ladin’i, Suudi Ali’sinin resimlerini asan, zamanı çoktan dolmuş devşirmeliğe özenen kör cahil topluluk halkına ihanet etmeye devam ediyor.

    Kılıç’ çı Kemal’e yeniden dönersek: şimdiki CHP başkanının, Alman Himler’in gestapo yöntemlerinden esinlenerek isminin değiştirilmesi insanlığın yüzkarasıdır. Himler herkesi gaz odasına göndermiyor, çoğu muhalif Almanların ailelerini yok ederken çocuklarının alınıp adlarının değiştirilmesi ve bunların özel eğitilerek “Hitler gençlik taburlarına” verilmesini sağlayan bir yöntem geliştirmişti. Dersim Soykırımı döneminde ailesinden 7 kişi öldürülen ve öksüzler yurduna, daha sonra da yatılı bölge okullarına alınıp adı değiştirilen, Nazmiye nufus dairesine kayıtlı bu kişinin esas adı Hıdır dır. Ailenin soykırım öncesinde soyadı ise söylendiği gibi Karabulut falan değildir. Soykırım arifesinde bütün Dersimlilerin ad ve soyadlarının değiştirilmesi kanunla gerçekleşmiştir.
    Dolayısıyla bu aileye Karabulut soyadı da istekleri dışında verilmiştir. Hıdır isminin Kemal diye değiştirilmesi, Karabulut soyadının da Kılıçdaroğlu diye değiştirilmesi Türkiye topraklarında nasıl bir barbarlığın yaşandığını ispatlamaktan öteye gitmiyor. Çocuk yaşta beynine yağma ve talanın, “kafirlerin” kafalarının kesilmesinin(kılıçla simgeleniyor) kahramanlık olduğu, kendisinin esas Türk olduğu, Atilla” nın soyundan geldiği, Arap asılı Hz. Ali”den kahraman M. Kemal” e varan geleneğin devamı olduğu, Alevi derneklerine de asıldığı gibi 3 sembolü(ali-zülfükar-atatürk) entegre eden Kemal Kılıçdaroğlu isminin onu “yabani”, “aşağılık” Kuro Dersimlilerden ayrıştıracağı sistematik olarak işlenmiştir.
    Bir kere Alevi Kültüründe Kılıç sembol falan değildir. Bu Şiilerde olabilir, Aleviler ile Şiiler ise tamamıyla zıt toplumlardır. Şii İslamın 5 şartınıda yerine getirir, camii ye gider, ramazanda oruç tutar ve hacca da gider, ama Aleviler bunların hiçbirini yapmaz…Alevilerin Arap Ali’sinin keskin Kılıçlarını asmalarının başlangıcı yeniye dayanıyor.Türk ırkçılığının yükseliş döneminde bir taktik olarak, Aleviliğin Müslümanlığın bir mezhebi olduğu ileri sürülmüş, otonomiye varabilecek hak ve toprak taleplerinin yokedilmesinin alt yapısı sağlanmıştır. Bu idolojik-politik bir proje olarak ortaya atılmıştır. Koçgiri isyanı döneminde bu projenin ana hatları çizilmiştir. Osmanlının dağılması ve ezilen halkların özgürlük bağımsızlık talepleri Alevi-Kızılbaş halklarının yoğunlukta yaşadığı Dersim – Koçgiri otonomisinin hala ayakta durması Kemalist Ittihat Terakkicileri korkutuyordu. Lübnan ve Suriyede de bağmsız devletlerin kurulması, artık sıranın Anadolu Alevilerinde olduğunu ve bunların bir an önce etkisiz hale getirilmesini acil kılıyordu. O dönemde Osmanlı padişahının en güvenilir adamı diye Anadolu’ya gönderilen M. Kemalin önündeki en önemli görev de bu idi. Fransız veya İngilizlere tek bir kurşun sıkmadan ilk yaptığı iş Koçgiri de Kürt isyanı var diyerek İstanbul’ a telegraf çeken M. Kemal yaklaşık 24 000 Aleviyi acımasızca katletti. İttihat Terakki artıkları Paşalar, Koçgiride Alevieri katlederken Padişah ve aynı zamanda onların ağababası olan İngiliz ve Fransızlara da rapor verdiler. Çünkü, M. Kemalin bölgeye resmi olarak gönderilmesinin sebebi, İngiliz istihbaratına göre, artan başıbozuk eşkiya eylemleridir. Yani o dönemde İngiliz ve Fransızlar için birincil konu din temelinden örgütlenen çetelerin Ermeni soykırımından ele geçirilen mal-mülkler, altın ve paraları paylaşım kavgası ve de askerlere ait yiyecek malzemelerini yağmalama hareketleridir. M. Kemal müteffikler adına sözde bu başkaldıranları kontrol altına almalıydı: Kocgiri katliamı ile bayram etmeye başlıyan Müteffik ordu komutanları, Kemalin daha sonraki faaliyetlerini kontrol etme gereğini bile duymadılar ve böylece Kemal de bu fırsattan yararlanarak kendi çıkarları için bütün çeteleri bir araya getirmeye başladı. Dikkati çeken diğer bir nokta ise, bu katliamdan sonra tek bir Fransız veya İngiliz askerinin burnunun kanamamasıdır. 1920 lerden 1923 kadar sadece 2 İngiliz askeri yaralanmıştır ve bu Beyoğlun da Rum kadınlar yüzünden çıkan bir kavgad olmuştur… Koçgiride Alevilerin kitlesel imhasından 1 ay sonra M. Kemal Fransızlarla dostluk antlaşması imzaladı. Kurnaz İngilizler de onun göstermelik “asayiş problemi”, nin kamufulajını iyi kullandılar ve sınıra dayanmış Bolşevik hereketine karşı gerekli tamponu sağlayacak tek liderin o olduğunu Londra’ ya bildirdiler. İngiliz gizli arşivlerinden anlaşılacağı gibi M. Kemal hemen onların gözüne girmişdi. Laz Topal Osmanın bu katliama çekilmesi ise ona teklif edilen Sivas, malatya, Tokat ve Erzincanın kuzey alanlarındaki Alevi mal varlıklarıdır. İttihatçılar, Ermeni ve Rumların yokedilmesinde kullanılan yöntemi burada gene uyguladılar. Sözde topal Osman’ a Lazkiye otonomisi verilecek ve Alevi Kızılbaşlardan boşalacak alanlar da onun topraklarına katılacaktı. Mustafa Kemal 1923 yılına kadar amaçlarının “Saltanatı ve Hilafeti kurtarmak olduğunu tekrarladı durdu? öyle yaptı, çünkü bir Türk devleti için çalıştığını söyleseydi, yanında kimseyi bulamazdı. Etrafına topladığı bütün başıbozuk çeteler (kuvvai miliye denilen eşkiyalar) yağma ve talandan başka bir şey düşünmüyorlardı. İngiliz ve Fransız ordularını rahatsız eden bu Müslüman çeteleri bir araya getirmek için onlara kan emiciliğin sembolü durumunda olan “padişahı koruma”, “halifeliği ve saltanatı yaşatma” hedefini göstererek düzenli ordu kurmaya başladı. Padişah için savaşma, o dönemde Müslüman olmayan halkların mal ve mülklerini yağmalamayla özdeş idi. Koçgiri de kan akarken, M. Kemal bu seferde din, Müslümanlık adına Karadeniz alanında da büyük bir yağma talan hareketi başlattı. Kriminal eşkiyalardan kurulan terör çeteleri Rumların evlerini basıyor ve onları acımasıca katlederek mal ve mülklerine el koyoyorlardı. Kemal onlara bunun ” padişahın bir fermanı ” olduğunu söylüyor ve çığ gibi büyüyen bu eşkiya sürüleri sayesinde kendi gücünü de artırıyordu.
    Diğer yandan Osmanlıyı yöneten İngilizler M. Kemal konusunda tam emin olmak için yeni bir olayı ölçü olarak kullanmayı planladılar. TKP yönetimi M. Suphi liderliğinde Anadolu’ ya geliyordu. Bütün istihbarat M. Kemal’ e İngiliz gizli servisinden aktarıldı, yani bütün bu yöneticilerin nerden hareket ettikleri ve nereye ne zaman varacakları tamı tamına ona aktarıldı. ingilizler Bolşeviklik hakkında Kemali test yapmak istediler. Bilindiği gibi Kemal, İngilizlerin istediklerini fazlasıyla yaptı, TKP yöneticilerini sağ yakalama değil hepsini sorgusuz sualsız denizde boğdurdu. Bu olaydan sonra İngiltere Kraliyet ailesi tamamıyla ikna oldu ve artık Anadolu’ nun gelecegi M. Kemal’ e bırakıldı. Bu kararın sonuçları diğer Anadolu halkları için çok vahim olacaktı. Rumlar ve Dersimliler de Ermeniler gibi feda edildi. Batı Anadolu`da bulunan Yunanlilar resmen satıldı. Karşılığında Kemalistlerden İngiliz askerine dokunulmaması istendi ve bu aynen de böyle oldu. Rumlar’ın 3 000 yıllık vatanları olan batı- Anadoludan kovulmalarının da yolu böylece açılmış oldu. “Kurtuluş savaşı” denilen uyduruk hikaye sonradan İsytanbul İngiliz konsolusunun da dediği gibi, “itlerin kendi aralarında ki dalaşmalarından kuvvetlinin çıkamasını bekledik…” İşte Türk devleti denilen yapının ortaya çıkış şekli…Başta Rumlardan yanaymış gibi görünürken, M. Kemalin Anadoluda ki bütün eşkiya çetelerinden derleyip toparladığı hırsızlar kalabalığını görünce ondan yana yer aldılar. Tek istekleri ise M. Kemal’den bolşevikliği durdurmaları oldu. Ermeni menşevikleri ile arası iyi olmayan Stalin ise o sıralarda Kafkaslar da idi. Stalin olmasaydı TC devleti gene kurulamazdı. Stalin, politik karşıtları olan menşevikleri bahane ederek Ermenileri arkadan vurdu. Böylelikle yağma ve talana gelmiş osmanlı kırıntılarının Kars, Ardahan ve Van şehirlerini de almalarına kendisi yardım etti. Ermenilerin çoğunlukta oldukları bu şehirlerin TC devletinin ordusu diye lanse edilen bu eşkiya çetelerine devredilmesi sovyetlerin tarihlerinde işledikleri ağır bir suçtur…
    İngiltereden gelen emir ile Kemal’in önü açılıyor ve birincil tehlike olan Bolşevikliğe karşı tampon bir devlet kurulması aciliyet kazanıyordu. Bu meyanda diğer konular tamamıyla arka plana geçiyor, Rum, Ermeni, Kürt, Alevi, Pontus halklarının hak ve talepleri yok sayılıyordu. İngiliz ve Fransızlar artık M. kemal’ e oynuyordu. Kemal bu fırsattan yararlanarak Anadolunun bütün yerli halklarını yok etmeye başladı. işte bu etmizlik hareketine daha sonra ” kurtuluş savaşı” denilecekti.

    Alevilerin esas sembollerine dönersek, bunlar genelikle doğanın birer parçalarıdır. Alevilik, sahte ideolojik poltik amaçlı projelerin yansıttığı gibi “ali evicilik, alicilik” değil, “alev” den gelmedir. Bir kere bu bir dil sürçmesi falan değil, açıkça ortada olan bir şeydir. Ali başka Alevi başkadır. Alev’ e tapma is Mezopotamya toplumlarının ana kültürü olan güneş ve ateşin kutsallaşması temelindedir. Zerdüşt dini Hiristiyanlık ve Müslümanlıktan önce vardır. Bu coğrafyanın da ana kültürüdür. Tek tanrılı dinler ve özellikle de Yahudi ve Budizm dinleri Zerdüşt inancından çok etkilenmişlerdir.
    Tepeden bir devlet yaratılması için uydurulan sahte ideolojiler ile jenositleri sistemleştiren kemalist kadrolar 1928 lerden itibaren tüm alanlarda geniş ideolojik – politik çalışmalara girdiler. örneğin güneş dil teorisi saçmalığı almanya’ da yükselen Nazi akımlarından esinlenerek uyduruldu. Alevilerin mentalitede yokedilmeleri için ise Koçgiri kırımı ile temelleri atılan “islamın bir mezhebi” şeklinde ki projesi yeniden ortaya sürüldü. Başta Şevket Süreyya Aydemir olmak üzere kadrocuların uzlaştığı bir nokta, Ermeni ve Rumlar gibi diğer kadim Anadolu milletlerinin de nihai olarak ortadan kaldırılmalarıdır. Hiristiyan dinine mensup olanların başarıyla yokedilmeleri Kemalist kadroların iştahını artıriyor ve mücadele şiddetle tırmadırılıyordu.
    Dersim’den Ankara’ ya çağrılan bazı ileri gelenler ya satın alınıyor veya her yol denenerek beyinleri yıkanıyordu, ama o zamana kadar Alevilerin esas çekirdeğini oluşturan iç bölgelere ulaşamıyorlardı. Soykırım yapıldıktan sonra bütün dede, seyit ve pirler Malatyanın Akçadağ kazasında 3 aylık eğitime tabii tutuldu. Bu eğitim ile, dedelere, sehlere ve pirlere Atatürk posterleri, Hz. Ali posterleri ve Zülfıkar resimleri verilerek köylerine gönderildiler. Tamamen beyinleri yıkanan bu sözde ileri gelenler, halka ” esas müslüman ve türk ” olduklarını, islamın bir mezhebi olduklarını propoganda yapmaya başladılar. Köylerin her tarafı Arap Ali sinin resimleri ile doldu. TC nin geri kalan Alevileri asimile etme çalışmaları sistemli eğitim çalışmaları ile periodik olarak devam etti. Elbistan’ dan Tokat’a ve Erzurum’a kadar Alevileri yaşadıkları bütün alanlardan toplanılıp getirilen bir sürü Türkçe bilmeyen insanlardan celladına tapan ucubeler yaratıldı… Alevilerin Arap Ali’ sinin resimleri ile tanışmaları bu olaydan sonradır. Alevilere kılıç resmi bu şekilde dayatılmıştır. Çünkü o dönemde Müslüman olunca direkmen Türk olunuyordu. Yani Alevilerin 500 senelik Osmanlı hükümranlığı döneminde Müslüman sayılmamaları ve şimdi birden bire “rütbe” almaları, Şevket Süreyya Aydemir ‘ in de dediği gibi ‘Kemalizmin bir dehasıyıdı’. Bu proje başarıya ulaştı, hafıza kaybına uğratılan Aleviler hak ve özgürlük telaplerinden vazgeçerek düşmanlarının saflarına geçtiler. Inönü Anılarında; “bunların hemen hemen hepsinin okuma yazmasi yoktur, Türkce bilmezler, onlari mecmua kitap ile degil, resimlerle ikna edelim yönünde bütün kadrolardan öneriler geldi…Onlar kendi inanclarinin adina benzeyen ve “AL” ile baslayan bizim Alevilği hemen birden benimsemedilerse de kafalari allak bullak oldu…..” der.

    Dersimliler, Rum ve Ermeniler Kemalizmin ırkçı milliyetçiliğinden ve Kemalist devlet dindarlığından çok çekmişlerdir. Kemal Atatürk dönemi Türkiye’nin en karanlık, diktatoryal dönemidir. Ermeni, Asuri-Süryani katliamları ve milyonlarca Rumu denize döken odur. Atatürk laik değildi, demokrat hiç olmadı. Şimdi yaşasaydı sonu aynen Mübarek, BenAli veya Kadafi gibi olacaktı…TC nin varlığı anlamına gelen Müslüman olmayanların yokedilmesi AKP’li devlet döneminde de hızında bir şey kayb etmemiştir. Enver Paşa: „Ermeniler olmazsa, Ermeni sorunu da kalmaz.“ Çağrışım yaptınız mı? Başbakan Erdoğan ne diyor: „Düşünmezsen Kürt sorunu yoktur.“ Birbirlerine oldukça benziyorlar, değil mi? İnsanlık Heykeli’ne „ucube“ dedi, hemen kaldırıldı. Bu davranış, Taliban’ın Buda heykellerini dinamitlemesi benzeridir.

    Şimdi gene Müslüman olmayan aydınlar kurşunlaniyor, boğazları kesilýor ve masum insanlar ‘aklı dengesi yerinde olmayan’ genç Türklerin saldırı hedefi olmaya devam edýor. Ama ne hikmetse bu ‘akli’ dengesi yerinde olmayan genç Türkler  hiç bir cami imamını rahatsız etmiyor sadece Müslüman olmayanları öldürüyorlar!?!
    Varlığı yağma ve talana dayanan dejenere olmus capulcu Anadolu guruhu, ırkçılık üzerine inşaa edilen Kemalist devletin çağdaşlaşmasını isteyenlere kuşkuyla yaklaşıyor. O ‘’Devlet yıkılırsa ben ortada kalırım’’ sendromundan hala kurtulmuş değil. Yani kendisine Türk diyen ama genetik olarak Anadolunun Türk olmayan eski yerlilerinin genetiğini taşıyan bu halkın yüzde doksanı hala onun parazitliğini garantileyen bu yabani varlıktan yana, yani kan emici askerci-çeteci. Seçimini kendi refahına ve geleceğine göre değil, devlet dediği ve tam ne anlama geldiğini kavrayamadığı, silah ve kanla algıladığı gücün bakiyesi ve onun devamlılığına göre yapıyor. Bu açıdan tercihi mevcut yağma ve talanın bekçisi olan devleti temsil eden partilerden yana olacaktır.
    AKP, CHP, MHP ve diğer devlet partilerinin aday listelerine bakmak yeterli. Bu partilerin adayları ya çete, ya hırsız, ya dolandırıcı ve ellerinde insan kanı var.Aralarına serpiştirdikleri ‘Demokrat’ gömlekliler ise sadece işin aşentiyonu.
    AKP, CHP ve MHP bu sahte maskeleriyle sadece toplumu daha derin kaoslara sürükleyeceklerdir.
    Dersimliyi  kandıramıyorsan toplumda bir yere gelmiş birilerini ne pahasına olursa olsun satın almak. Bu gün AKP veya CHP saflarında yer alan ‘Ünlü’ Zazalar acaba hangi hesapları sonucu oaradalar. Kendi kimliği ve kültürü için mücadele eden birinin Dersim soykırımını yapmış bir kimliğin ve kültürünün yanında ne işi olabilir ki?

    CHP DERSİM 38 SOYKIRIMINI YAPTI

    CHP’nin şovenizm, ırkçılık ve faşist politika ve pratiği oldukça açık ve net bir biçimde kör gözlerin bile göreceği kadar orta yerdedir.
    Sırf Dersim Jenosidi konusundaki faşist, soykırımcı, şovenist yüzü değil aynı zamanda Ermeni, Kıbrıs, Balkanlar, Kafkaslar, Azerbaycan vs gibi bir çok sorunda MHP’yi aratan taktik adımları ile söylem ve pratikleri tam bir gerçek kimliğine, sözde cumhuriyet kurucu kadrolarının da ruhuna uygun bir yere geldi. Aslına bakarsanız kendisine zoraki giydirilmiş sözde sosyal demokrat kimliğin de reddi de olsa; tam ve kesinlikle düzenin en önemli çekirdek örgütüdür. Kılıç sallayan devşirme Kemal celadına tapmanın en dramatik örneklerini sunmaya devam ediyor.

    Kemalistler laik değildirler. Onlar öncekilerin yarım bıraktığı politikayı hayata geçirmeye çalışmışlardır. Savaş esnasında ana slogan: “padişahı koruma”, “halifeliği ve saltanatı yaşatma” idi. İslam adına cahil cuhul kan emici Müslümanları bir araya toplayan Kemalistler, 1925’te Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile Aleviliği resmen yasaklamış, buna karşılık İslamı da resmi din yapmışlardır. Diyaneti kuran Kemal’ in bizat kendisidir. 12 Eylül cuntacıları da Kemalizm adına türk islam sentezini TC nin ana ideolojisi yapmadılar mı?
    Kemal Kılıçdaroğlu hemen hemen bütün seçim konuşmalarında bu konuya ilişkin soru geldiğinde “Biz Atatürk ne yaptıysa onu savunuyoruz.” demeye devam ediyor. Utanmadan soykırımı haklı gösteriyor, taptığı celladın yaptığına aynen sahip çıkıyor. Gerçekte olan, ırkçı CHP’nin kendi kimliğine dönüşü ya da boyanın dökülüp altta gerçeklerin çıkması vardır.
    CHP İttihat terakkinin devamıdır. Ermeni soykırımı, Rum soykırımını ve Anadoludaki diğer yerli hakların yokedilmesi sürecini ilerleten bir akımın devamıdır: 1880 lerden beri başlatılan temizlik hareketlerini yöneten bir partinin mirasçısıdır. Soykırıma uğradığı halde sürgündeki milyonlarca insanı bu soykırımı hak etmiş gibi göstererek, ortada bir isyan ya da “terörizm” varmış gibi havalar yaratıp, yeni soykırımlara zemin hazırlayan neo faşist CHP zamanını tamamlamıştır. O gün iktidarda olan kurucularının, bugünkülerden zerre kadar farkları yoktur ve kesinlikle aynıdırlar. Dersimlilerce farklı algılanması, korkunun hükümranlığında gerçekleri bile ters yüz edecek bir asimilasyonla celladın mentalitesini kabullenmek trajik bir olayıdır.

    ALEVİ KİTLELERİ CELLATLARINA TAPMA DEĞİL, DİĞER BÖLGE HALKLARI İLE BİRLEŞMELİ VE YENİ BİR DEVLETİN KURULUŞU İÇİN MÜCADELE ETMELİDİRLER.

    Kürdistan devletinin kurulması bölge halklarının ağır baskı ve zulümden kurtarılması için somut bir seçenektir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika da başlayan halk hareketleri Türkiye toprakları içinde yer alıp da hiçbir özgürlük va haka sahip olamayan Kürt, Laz, Alevi ve Çerkezlerin bir an önce harekete geçmelerini zorunlu kılıyor.
    Cahiliğin en yüksek olduğu Yemen ve Mısırda halk toplu ayaklanmışken Türkiye de insanların korku içinde celladına tapmaya devam etmesi ve hiçbir hak talebinde bulunmaması şizofrenik bir ruh haline tekabul ediyor.
    Kürtlerin ise dil, vekil, tabela,demokratik toplum gibi safsatalarla zaman kaybetme yerine, tam bağımsızlık için harekete geçmeleri gerekiyor. Türkiyede ki devlet Libya ve Yemen den daha kötüdür. Mısır halkı milyonlarcası ile ayaklanıp demokratik haklarını isterken, kendisine Türk diyen hiçbir unsur en ufak bir hak talebinde bulunmuyor. Bunların oluşturduğu hiçbir yapı rasyonal olamaz ve Kürtlerin de bunlardan alacakları veya verecekleri bir şey olmamalıdır. Artık zamanları bitmiştir. Türk devleti denilen oluşumun sonu gelmiştir.
    Alevi olsun, Laz olsun bütün Karadeniz ve kuzeydoğu Anadolu halkları Kürtlerle aynı kaderi paylaştıklarını bilmeli ve harekete geçmelidir. Bu köhe yapıya son vermenin şartları artık olgunlaşmıştır.

    Sevgi ve Selamlarla
    Nazmi Dogan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: