Archive | Yazarlar RSS feed for this section

‘Bizi eleştirirsen, ölürsün’

4 Ara

Emre AközOrhan Miroğlu hayatı boyunca Kürtlerin haklarını savunmuş bir aydın.
Özellikle Türklerin okuması gereken bir Kürt aydını…
Niye Türklerin? Bir örnekle açıklamaya çalışayım:
Tartışmaları takip etmişsinizdir…
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Hint kökenli Trinidad’lı yazar V.S. Naipaul, "onur konuğu" olarak Avrupa Yazarlar Parlamentosu‘na katılmak üzere Türkiye’ye davet edilmişti.
Bunun üzerine Hilmi Yavuz, "Sir" unvanlı Naipaul’un Müslümanlar hakkında ettiği hakaretamiz sözleri gündeme getirdi.
Bu muydu onur konuğu yapılan kişi? Onunla mı aynı masaya oturulacaktı?

Okumaya devam et

ATATÜRK VE ÖCALAN’IN İSLAM’A BAKIŞI

26 Kas

Fatih Tezcan

‘Türk Modernleşmesi’ olarak da ifade edilen sürecin mimarı Mustafa Kemal Atatürk’ün“Hissiyatımın babası Namık Kemal, fikriyatımın babası Ziya Gökalp’tir” sözü bilinir.

Bu sözde yok ama pek çok sözünden biliyoruz ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün Pozitivizm’in kurucusu Auguste Comte’den etkilenişi en üst seviyededir.

Biz buna Atatürk’ün Fransız İhtilali’ne duyduğu özeniş dolu hisleri de eklediğimizde ortaya bir de Napolyon Bonaparte figürü çıkmaktadır ki konuyla alakalı olarak, Fikret Başkaya’nın ‘Paradigma’nın İflası’ adlı eserindeki ‘Bonapartist Rejim’ tanımlamasını buraya almayı kâfi buluyoruz.

Okumaya devam et

İŞTE PAŞAM CHP

26 Kas

Ahmet Altan

Ahmet Altan / TARAF

Siyasi partiler varlık nedenlerini nasıl açıklarlar?

“Halka hizmet etmek için varız” diye.

Peki, madem öyle söylüyorlar biz de inanalım.

Demek ki, “neden muhalefeti eleştiriyorsunuz” diyerek CHP’yi “eleştiri dışı” bir kulvara yerleştirmeye çalışanların büyük desteğine sahip “tarihî” partimizin varlık nedeni de “halkına”hizmet.

Okumaya devam et

AVM`lerde Mescid Aramak Münafıklıktır!

25 Kas

alisveris merkezi

A. Turan Alkan yazdı…

Alışveriş tanrısının kulları, artık mahalle aralarındaki küçük tapınaklarla yetinmiyorlar; onlar da birbirinden kopuk ve perakende küçük hâcet tanrıcıklarına arz-ı ubudiyet edip imanlarını küçük derelere selsebil etmektense kendi çaplarında vahdeti arıyor, inananlarla inanılan şey arasındaki râbıtayı dişe dokunur hale getiren, yücelten ve uhrevileştiren büyük tapınaklarda, AVM`lerde huzuru arıyorlar.

Okumaya devam et

DEMEK ONUNCU YIL MARŞI DA YALANLARLA ÖRÜLÜ

23 Kas

Nuh Gönültaş1923-1938 arası…

Yani Cumhuriyet’in kurulmasından Atatürk’ün ölümüne kadar geçen süre.

Bu süreç içinde yeni Cumhuriyet neler yaptı?

10. Yıl Marşı’nda söylendiği gibi ülke"Demir ağlarla örüldü" mü, "10 yılda 15 milyon genç "yaratıldı" mı?

Değilse yakın tarihin yalanları arasına 10. Yıl Marşı’nın dizeleri de mi giriyor?

Zaman gelecek, elbette her şey açığa çıkacak.

Okumaya devam et

ENSEST VE CİNSEL ŞİDDET VİRÜSÜ TOPLUMDA YAYILIYOR

22 Kas

fatmagülün suçu ne 001

Behlül, Bihter ve Fatmagül’ün barbi bebekleri de yapılmış çocuklarımız onlarla oynayarak büyüyecekler ve büyüyünce de onlar gibi yaşayacaklar. Bu ilgi ne anlama geliyor? Prof. Dr. Nevzat Tarhan yanıtlıyor:

Okumaya devam et

Adaletin hukukla imtihanı

26 Kas

Kemal Özer kemalozer@timeturk.com

Prof Dr Mete Tuncay ‘Türkiye’de solun en büyük suçu demokrat olmaması…’dır diyor. Sanırım hocanın Kemalistleri bu kapsama dâhil etmemiş olması, demokratlığı onlara hiç yakıştıramamış olmasından kaynaklanıyor olabilir.

 

Ne acı ki siyasetçiler sayesinde, anayasasında ‘demokratik’ yazan bu ülke, halen bu sıfatı hak edemediği gibi yine başına musallat olan bir takım yargıçlar sayesinde, yine anayasasında yazaan ‘hukuk devleti’ olmayı da başaramadı.

 

Düşman başına böyle siyasetçi ve hukuksuzlukçuların olduğu bir ülkede adalet, olsa olsa mahkûmdur.

Okumaya devam et

Deniz Baykal ve Madımak Oteli bir zihniyetin deşifresi

25 Kas

93 Senesinde Devletin tepesindeki Silahların susmasını isteyen 3 önemli adamın, 3 ay içerisinde öldürülmesi ardından meydana gelen Sivas ve Başbağlar olayları size Kafesi hatırlatmıyor mu?
Doğu Perinçek yönetimindeki Aydınlık Dergisi tarafından basılan Şeytan Ayetleri adlı Selman Rüşdi’nin eseri toplumda infiale sebebiyet vermiş ve bir dizi provakasyonun ardından gün içerisinde Sivasta büyük bir kalabalık toplanmıştı. İşin ilginç olan kısmı ise devletin yani Kolluk Kuvvetlerinin ortalıkta olmayışı. Faturayı Yangını söndürmeye giden Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu‘na yada Milli Görüş‘e kesen zihniyet aslında tüm bunları yaparken de kendini deşifre ediyor.
Deniz Baykal diyor ki ,

Sayın Başbakan Başka kapıya başka kapıya Aleviler’den sana hayır yok. Dozerleri cemevinin kapısına sürecek. Cemevi cümbüş evi diyecek. Madımak’taki acıya bir şey söylemeyeceksin.

İktidar Partisinin acılardan oy devşirme kaygısı taşıdığını düşünmüyorum, çünkü bu durum her zaman iki ucu pislikli değnek olmuştur. Bir uca yaklaşırken daima diğer bir uçtan koparsın.

Gelgelelim asıl meselemize, Deniz Baykal aslında açıklamasıyla CHP zihniyetini açıkça ele veriyor bence iyide yapıyor.
Toplumun farklı etnik ve dini kesimleri arasında şüphe, korku oluştururak tepkinin rejime gelmesi engelleniyor. Eğer bu halk grupları sürekli birbirleri ile kavgalı olursa ktidar sahipleri iktidarlarını ikame ettirmekte hiç bir zaman sorun yaşamazlar. Böylelikle Celladını alkışlayan mahkumlar arasında roller değişmez.
Tıpkı TKMPL ile Hizbullahın Silahlarının aynı seri numarasından olması ve Cunta tarafından tedarik edilmesi gibi.
F. Taştekin

BÖLMEKTEN VAZGEÇTİM!!!

24 Kas

Birçok şeyin bir karşıtı var; siyah’ın beyaz, uzun’un kısa, güzel’in çirkin, zayıf’ın şişman, fakir’in zengin, kirli’nin temiz olduğu gibi. Öcalan’ın, PKK’ya yaptığı çağrı üzerine Kandil ve Mahmur’dan seçilerek oluşturulan bir grup Türkiye’ye geldi. Öcalan, PKK ve DTP, bu grubu “Barış Grubu” olarak adlandırdılar.
Her şeyin bir karşıtı olduğuna göre, düz mantıkla “Barış” adlı bu grubun karşıtının veya muhatabının adı ne olabilir; “Savaş Grubu”. Peki, bu durumda savaş grubu kim oluyor; PKK ile 25 yıldır mücadele eden Türkiye Cumhuriyeti Devleti.
PKK grubunun adı, barış grubu olduğuna göre, bu durum, PKK’nın barış istediği anlamına gelmez mi; gelir. Peki, barış kimden istenmektedir; Devlet’ten.
Barış isteyen biri, karşı tarafa şartsız koşulsuz elini uzatmaz mı; uzatır. Uzattılar mı; hayır. Şartlar, koşullar öne sürdüler mi; evet. Siz hiç, müsabaka esnasında zor duruma düşen boksörünün imdadına yetişmek ve maçı sona erdirmek amacıyla ringe havlu atan bir antrenörün, zafer çığlıkları attığını gördünüz mü; hayır. Barışalım diyen birinin zafer işareti yaptığını; hayır. O halde!!! Okumaya devam et

ANLAYAMADIKLARIM(!)

24 Kas

Bana göre her şey, akil adam, has adam Hasan Cemal’in Kandil’e gidişiyle başladı.
Amiyane tabirle “Ortada fol yok, yumurta yokken” Has Cemal, Murat Karayılan ile görüşüp, görüşmesini yazı dizisine dönüştürerek gazetesinde yayınladı.

Neden buna gerek duydu veya duyuldu, anlayamadım. Çünkü, ne
Karayılan’ın ne de Ahmet Türk’ün, Öcalan’ın söylediklerinden farklı, en ufak bir söylemleri bugüne kadar hiç olmamıştı. Bunu kendisi de biliyordu. Bu sefer de olmadı zaten. Karayılan, Öcalan’ın,
avukatlarına dikte ettirerek kendi basın yayın organlarında yayınlanan söylemlerini, tek bir harfine dahi dokunmadan bir kez daha tekrarlamış oldu bu sayede. Ve bu sayede, Öcalan’ın söylemleri sadece belli bir kesimin bilgi dağarcığında bırakılmayıp, tüm Türkiye kamuoyuna taşındı, gündeme getirilerek yerleştirildi ve tartışma sürecinin başlatılması sağlandı.
Öcalan’ın önemli iki mesajı vardı, altı çizilen, dikkat çekilen, bu sefer Karayılan’ın ağzından Has Cemal vasıtasıyla kamuoyuna
yansıtılan. Bir; “PKK, Türkiye’yi bölmek istemiyordu ve demokratik çözüm istiyordu artık”, iki; “Ancak, bunun için Öcalan’ın demokratik özerklik projesi doğrultusunda adımların atılması da şart
koşuluyordu”.
Demokratik Özerklik projesinin aslı kısaca şu idi; “Kendi kendini, kendince ve kendi istediği gibi yönetmek”.
Has Cemal, neden gitti, ne gerek duydu, ne amaçla gitti, nasıl gitti, gitmek için kimlerle ve nasıl temasa geçti. Orada nasıl karşılandı, nasıl uğurlandı, bunları tahmin edebiliyoruz, ama maalesef ki anlayamıyor, bilemiyoruz. Okumaya devam et

MAHALLE VE APARTMAN SAKİNLERİ

24 Kas

Mahalle, şehrin tam ortasında olması nedeniyle, hemen hemen herkesin gözü olan albenili bir mahalle, adı; “Ortadoğu Mahallesi”.
Mahallenin en gözde en köklü ve temeli en sağlam apartmanı ise; “Anadolu Apartmanı”.
Bu apartmanda yaşayan, maddi durumları, kültür düzeyleri ve dünya görüşleri birbirinden farklı aileler, zaman zaman aralarında küçük ve halledilebilir bazı sorunlar yaşansa da, apartmanın inşa edildiği ilk günden buyana, genellikle huzur ve mutluluk içerisinde yaşamlarını sürdürmüşler. Hatta, birbirlerinden kız alıp “akraba”, kurdukları ticari işbirlikleriyle de “ortak” olmuşlar.
Derken, ailelerden biri, bir apartman toplantısında, “temizlik, güvenlik, elektrik, yakıt, çevre güzelleştirme gibi apartmanın genel masraflarına katılmak istemediğini, bu itibarla herhangi bir aidat da ödemeyeceğini, her türden ihtiyacını bundan böyle kendisinin gidereceğini” belirterek, sadece kendisinin kullanacağı ayrı bir apartman giriş kapısının yapılmasını da talep etmiş.
Tartışmalar atışmaları, atışmalar çatışmaları beraberinde getirmiş ve bu huzursuz süreç, 25 yıl kadar devam etmiş. Zaman zaman; “Madem öyle, apartmandan taşın kardeşim” denilse de, “Ben ev sahibiyim, çıkmam, siz çıkın” cevabı alınmış her seferinde. Gerçi, “Çıkmam” diyen ailenin bazı fertleri, yan apartmandaki akrabalarının evlerine yerleşmişler ve orada yaşamaya başlamışlar, uzunca bir süredir. Kalabalık görünmek ve isteklerinden vazgeçmediklerini göstermek amacıyla da gizli gizli evlerine gelmeyi hiç ihmal etmemişler. Her gelişlerinde, duvarları karalamışlar, otomat lambalarını kırmışlar, bahçe suyunu açık bırakmışlar.
Şimdilerde yan apartmanda bazı inşaat çalışmaları yapılmaya başlanmış. Müteahhit Abdi bey, neredeyse yeniden inşa edilircesine girdiği tadilat nedeniyle apartmandaki fazlalıkların biran önce atılmasını istemiş sakinlerden. Evlerine gelen akrabalarını geri göndermek isteyen, ancak bunu bir türlü açıkça dile getiremeyen akrabaların işine gelmiş bu durum ve “Sağ olasın Abdi bey” diyerek, ellerini ovuşturmuşlar, derin bir “Oh” çekmişler.
Abdi bey’den söz açılmışken…
Bakmayın adının “ABDİ” olduğuna, aksine çok zeki bir adam Abdi bey. Şehrin ileri gelenlerinden, itibar gören biri, çok da zengin. Kendisi müteahhitlik yapıyor ama, tapusu kendisine ait tek bir evi dahi yok, ne mahallede, ne şehirde. Ama çok zengin. Ev sahibi değil, kiracı da denemez, çünkü kira vermiyor. Apartman yönetimlerine girerek topladığı aidatlarla sürdürüyor yaşantısını. Akıllı adam Abdi bey, çok da zeki…

Sabahattin Talu
sabahattintalu

Alevilerin tercihi ve Stockholm Sendromu

24 Kas

Emre Aköz/ Sabah
Toplum ve yönetim arasındaki ilişkiyi inceleyen sosyal bilim dalına siyaset sosyolojisi deniyor. Türkiye’nin bugünlerdeki en önemli siyaset sosyolojisi sorusu ise Alevilerle ilgili…
1925‘te dergâhları kapatılan… Kuruluşundan başlayarak Diyanet İşleri kurumuna sokulmayarak inançları yok sayılan… 1930‘larda devlet tarafından katledilen, sürülen… 1970‘lerde, MHP aracılığıyla Sünnileri kışkırtan derin devlet (MİT, vs) tarafından bir kez daha kıyıma uğratılan… Daha sonra da defalarca ‘operasyona‘ maruz kalan bir topluluk…
Böyle bir topluluk… Hâlâ niye o devletin partisi olan CHP‘yi destekler ve o devletin resmi ideolojisini dillendirir?
Devamını okumak için tıklayınız…

Açılımda tehlike sinyalleri

24 Kas

TAHA AKYOL/MİLLİYET
KENDİ çevremden de hissediyorum, tansiyon yükseliyor. İzmir’de yaşananlar, tehlike sinyallerinden sadece biridir.
DTP konvoyu İzmir gibi bir yerde ‘provokatif’ bir gösteri yapıyor. Zafer işaretleri, mitingde ‘üniformalı’ çocuklar!..
Tepki olarak, geçtikleri caddede balkonlara Türk bayrakları asılıyor, maalesef DTP konvoyuna taşlar atılıyor! Olaylarda 4’ü polis, 11 kişi yaralanıyor.
“Silopi gösterisi”nin ülkede yarattığı tepkiyi dikkate alarak DTP’lilerin kışkırtıcı gösterilerden sakınması gerekirdi. Maalesef etnik milliyetçi ideoloji tabiatı icabı ‘ajitatif’tir.
Yine de, DTP toplantılarına böyle şiddet içeren tepkiler göstermek çok yanlıştır; Türk-Kürt gerilimini daha da tırmandırarak neticede birlikte yaşamayı da zorlaştırır! Okumaya devam et

İzmir’deki taşlar

24 Kas

OKAY GÖNENSİN / VATAN
Yakın tarihimizde “sivil kuvvetler” 6-7 Eylül 1955’te ve 1960 sonrasında Müslüman olmayan azınlıkları taciz edip gitmeye zorlama faaliyetlerinde kullanılmıştır. Bunların dışında PKK terörünün yarattığı duygusal tepkiler içinde çeşitli kentlerde “durumdan vazife çıkaran” gruplar “harekete geçmeye” çalışmış, bazen de basit anlaşmazlıklar “etnik ceza”ya dönüştürülmek istenmiş, ancak bunlar durdurulmuş, can kaybı olmamıştır.

İzmir’de DTP konvoyunun örgütlü bir şekilde taşlanması hiç de iyiye alamet değil. Bazı kişilerin ellerinde taşlarla kameralara poz vermesi de iyiye alamet değil… Okumaya devam et

Dersimizi aldık da ediyoruz ezber!

24 Kas

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş hikâyesi karmaşıktır.

Aradan geçen bunca yıla rağmen gerçekler bir türlü ortaya dökülmedi.

Bu asla dökülmeyecek demek değil tabi.

Gerçeklerin ortaya çıkmaması önündeki en büyük engel 5816 sayılı Atatürk’ü koruma kanunudur.

Gerek tarihçiler, gerek araştırmacılar yakın tarih çalışmalarında resmi tarihin ötesine geçemiyorlar.

TC’nin kuruluş tarihi büyük ölçüde Atatürk’ün kişisel tarihidir de. Okumaya devam et