Tag Archives: Aleviler

ALEVİLİK SİYASİ RANT ALANI OLMAMALI

1 Kas

Ziya Halis

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’de değişim istediği konusunda şüpheleri olduğunu söyleyen EDP Genel Başkanı Ziya Halis, "Kılaçdaroğlu’nun değişim ihtiyacına gerçekten inanması gerekir. Bu inanç olmazsa kemikleşmiş yapılar kendilerini korur ve bu yapıya müdahale etmeye kalkanları kendisine benzetir" dedi.

MURAT AKSOY

Türkiye adım adım tarihiyle yüzleşiyor. Ergenekon Davası ile başlayan süreç 1993’e kadar uzandı. 1993-1997 arasında yaşananlar gündemde. Bazı dosyalar açıldı, bazıları açılmayı bekliyor.

Okumaya devam et

Reklamlar

MUM SÖNDÜ NE DEMEKTİR?

12 Eki

mum söndü ne demektir

‎"Mum söndü" ifadesi, Kur’an’ın dışlandığı, imanın içinin boşaltıldığı, tekkelerin kapatıldığı, ibadetlerle birlikte dinî zikir ve tasavvuf adabının yasaklandığı, ibadet esnasında jandarma korkusuyla kapılara nöbetçilerin, sokak başlarına erketelerin konulduğu dönemin anılarını taşıyordu ve anî baskınlara maruz kalmamak için gizli kapaklı semah yapan Kızılbaş grupların bunu ancak mum ışığında yapabilmeleri ve yakalanacakları haberi gelir gelmez, yahut her dinî grup gibi kapıları dipçikle dövülmeye başladığında mumları söndürüp ortamı gizleme gayretlerine yakıştırılan suçlamanın adıdır.

Erzincan’da ülkücüler sokağa çekilmeye çalışılmış

21 Şub

ulkuculer

Erzincan soruşturmasında ülkücülerin sokağa dökülmeye çalışıldığı ortaya çıktı.Gizli tanık ifadeleri, Erzincan’da ülkücülerle Aleviler’i birbirine düşürmek ve Ergenekon soruşturmasına karşı ülkücülerin desteğini almak amacıyla nasıl bir planın uygulamaya konduğunu ortaya çıkardı…
Erzincan soruşturmasında ülkücülerin sokağa dökülmeye çalışıldığı ortaya çıktı. Gizli tanıklar ‘Can’ ve ‘Ethem’, korkunç planı ayrıntılarıyla anlattı. Gizli tanık Can, Aleviler’le ülkücülerin çatıştırılmak ve Erzincan’da gerginlik oluşturulmak istendiğini şu sözlerle ifade etti:

Okumaya devam et

TSK ve yüksek yargıda Aleviler örgütlü.

4 Ara

Murat Belge/Taraf
Cemaat ve Yargı

Türkiye’de cemaat yapılarının direnişi üstüne düşünürken gözüm Suriye’ye kayıyor. Osmanlı’nın zengin cemaatler yapısının eskisine yakın biçimde hayatta kaldığı bölgelerden biridir Suriye. Tabii toplumsal doku, politik yapılanmayı da doğrudan ve dolaylı belirler. Hafız Esad Ortadoğu’da en uzun süre iktidar koltuğunu korumuş siyasî önderlerden biridir. Neydi ona bu uzun cumhur sultanlığı yapma imkânını veren? Suriye’nin Alevi cemaatiydi.

Türkiye’de Hatay’da tanıdığımız Nusayrîler; Suriye’nin Hatay’a yakın bölümlerinde, örneğin Lazkiye’de bayağı bir yoğunluk oluştururlar. Ama genel nüfus içinde oranları yüzde on ikiyi geçmez. Hafız Esad bu kökenden geliyordu.

Suriye henüz bağımsız olamamış, bir Fransız mandası altında Osmanlı’dan ayrılmışken, Fransızlar burada kolonyalizmin klasikleşmiş bir taktiğini uyguladılar ve kurdukları Suriye ordusunun subay kadrolarında ülkenin çeşitli azınlık gruplarına öncelik verdiler: Aleviler (Nusayrîler), Dürzîler, İsmailîler ve Kürtler, Suriye ordusunda, Suriye toplumunda olduğundan daha avantajlı bir yer edindiler. Bu durum Suriye Fransız mandasından çıkıp bağımsız bir cumhuriyet olduğu zaman da devam etti ama bu yeni dönemde bazı değişimlere uğradı. Nusayrîler dışında kalan azınlık grupları ordu içindeki nüfuzlarını sırayla kaybettiler. Örneğin ileri gelen Dürzî subaylar, Selim Hatum ve arkadaşları, 1967’de idam edildiler. Onlar, 1966’daki, Nusayrî subayların öncülüğünde gerçekleştirilen 1966 darbesine karşı direniş içindeydiler. Hatumi yenilip aradan çıkarken, onun ve kadrolarının yerini otomatikman Nusayrî subayları aldı. O tarihte bu da muhtemelen “otomatikman”, o yerleri alabilecekler o kesimden geldiği için, böyle olmuştu. Ama sonraki yıllarda ordudaki Nusayrî hegemonyasına bakan biri bunun da geleceğe yönelik bir plan ya da bir komplonun parçası olduğunu düşünebilir.

Çünkü bundan sonra ordu Dürzîlerden başka Kürt, İsmailî vb. subaylardan arınırken, Nusayrî subaylar adım adım ilerledi ve Suriye ordusuna egemen oldular. Genel olarak baktığımızda, bütün kadro içinde, Sünnîler çoğunluktaydı ve bunun böyle olması, ülke nüfusunun oranları düşünüldüğünde, normaldi. Sorun, Sünnî subayların İsrail sınırına, Türkiye sınırına vb. yollanması ve Nusayrî komutasındaki askerî birliklerin Şam çevresinde bulunmasıydı. Bunlar Suriye ordusunun en seçkin birlikleriydi. Ama asıl işleri –ve asil işleri- Esad’ı korumaktı.

Bu oldukça basit manivela yıllar yılı Esad’ı iktidarda tutmaya yetti. Şimdi de oğlunu orada tutuyor.

Bir zamandan beri Müslüman ve İslâmcı azınlık bu duruma çatıyor, bununla mücadele ediyor. Nasıl ediyor? “İslâm’la ilgisi olmayan Alevi (belki “Kızılbaş” da diyorlardır) bir azınlık tepemizde! Kalkın ey ehl-i müslimin!” Yani en bayağısından bir Alevi düşmanlığı yapıyorlar. Nusayrîlerin ise, bu propaganda biçimini işitmeden önce, Ortadoğu’da dinî azınlık olmakla ilgili, pek hoş olmayan anıları olsa gerek (Türkiye’deki Aleviler gibi). Dolayısıyla, bugün elde tutmaya devam ettikleri saldırgan pozisyonu aslında savunma amacıyla tuttukları da söylenebilir.

İroni, Suriye’de bugün varolan dengelerde, siyasî İslâm cenahından gelen “Aleviler bizi yönetiyor! Ne olacak halimiz?” çığlıklarının, orduda Nusayrîlerin etkisini arttırmaya yaraması. Bu da siyasî dengenin böylesi işte!

Suriye’de orduya Alevilerin etkisi hakim. Türkiye’de yüksek yargıda Aleviler örgütlü. Peki TSK’da da aynı durum geçerli mi?

Ve buyurun size “cemaat politikası”.

Türkiye’de bunun benzeri var mı? Alevi cemaatin Kemalizm’le ilişkisi belli. Onur Öymen’in kahramanca çıkışı dahi bunu henüz bütünüyle değiştiremez, çünkü cemaat önderlerinin kararları belli.

Ama TSK içinde Suriye’dekine benzer bir Alevi örgütlenmesi var mı? TSK her haliyle kapalı kutu. Birileri, birtakım gözlemler yapıp bu yolu açmış olabilir. Ama bunun olduğunu sanmıyorum. Okumaya devam et

Alevilerin geleceği CHP’nin geleceği

24 Kas

CHP’nin Dersim yöresindeki üç ilçe belediye başkanının ve çok sayıda parti yöneticisinin istifa ettiği haberi az önce geldi…
Konuya ilişkin kanaatim, en başından beri, Onur Öymen’in sözlerinin Aleviler tarafından kabul edilmesinin mümkün olmadığı yönünde oldu.
Alevilerin Onur Öymen’in CHP yönetiminde kalmasını içlerine sindirmelerini bekleyen yaklaşımlar bana en başından beri gerçekçilikten uzak göründüler.
CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi. Cumhuriyet döneminin olumlu ve olumsuz yanlarının sorumlusu ve bir anlamda mirasçısı. Türkiye Cumhuriyeti tarihi düz bir çizgi üzerinde ilerlemediği için CHP de düz bir çizgi içinde değerlendirilebilecek bir parti olmadı. Okumaya devam et

“Kurbanların”, cellatlarına değil birbirlerine “düşman” olması

20 Kas

Taraf’ın ortaya çıkardığı ‘Kafes Eylem Planı’nda yer alan planlar insanı dehşete düşürüyor. Peki cuntacılar bunu yapacak cüreti nerden buluyor? Ahmet Altan’a göre suç bizde…

Ahmet Altan / Taraf

Karşınızdaki gücü azımsamayın.

Ordunun içinde hâlâ “suikast” planları yapan, bu suikastlar için silahlar hazırlayan, hükümeti devirmek için her yolu mubah sayan, her türlü felakete yol açabilecek birileri var.

Bizim dün yayımlayıp bugün de devamını verdiğimiz plan, benim bugüne dek gördüklerim arasında en vahşi olanıydı belki de.

Koç Müzesi’nde “çocukları” havaya uçurmayı düşünebilecek kadar çıldırmış birilerinden söz ediyoruz.

Ama beni korkutan sadece onlar değil.

Beni asıl korkutan, bu tür planların, örgütlenmelerin çevresindeki koruma kalkanı.

Dün sabah, kaç televizyonda bu dehşet planıyla ilgili haber gördünüz? Okumaya devam et