Tag Archives: asker

Askerde lazım olacak malzemeler

5 Kas

Türk Telekom Aile Kart (Gideceğiniz her birlikte bulunan ankesörlü telefonlardan rahatça kullanabilirsiniz. Üstelik görüşme ücretini sevenleriniz öder, harçlığınız cebinizde kalır.)
İki adet ufak kilit (biri postal için diğeri çantanın fermuarını kilitlemek için)
Pijama; mevsime göre eşofmanlar aynı işi görebilir
Eşofman alt/üst
Siyah çorap (Yıkamak ve özellikle kurutmak kolay değil; ayağının terlemesini hesaba katıp, bütün gün postalın içinde olacağını da düşünerek, ne kadar götüreceğinize karar verin. Soğuk dönemler için masraftan kaçınmayıp dağcıların kullandığı çoraplardan alabilirsiniz.)
Postal için tabanlık (ortopedik alırsanız ayağınız daha rahat eder, yalnız o durumda postalınızı iki boy büyük almayı unutmayın)
Siyah bot bağcığı (Yedek olarak götürün, bağcıklarınız çalınırsa lazım)
İç çamaşırı (Aynen çoraplarda oldugu gibi yıkama zorluğunu unutmayın, mümkün olduğunca çok bulundurun.)
Bir çift eldiven veya eldiven içi
Havlu, banyo ve yüz için
Pilli traş makinasi, pil
Traş köpüğü, jilet kullanıyorsanız elbette
Bol miktarda ıslak mendil ve Tuvalet Kağıdı
Diş fırçası, diş macunu
Sabun, Plastik Sabunluk, Şampuan
Krem veya benzeri cilt kurumasını önleyici malzeme
Vitamin
Kağıt Bardak
Tırnak makası
Ayak için pudra
Yara bantı,
postal vurması halinde kullanılacak cinsten ortasi delikli nasır bantları
Kulak tıkacı (koğuştaki horlamaya karşı)
Göz bağı (koğuşlar her zaman karanlık değil, özellikle ranzanın üst katında yatıyorsanız)
Tükenmez Kalem, Çizgisiz Kağıt (kalitesiz olanından alın, göz koyarlar)
Ameliyat raporları (sağlık nedeniyle yapılmaması gereken şeyleri belgelemek için)
Çantanızın ve diğer eşyanızın (mesela kepiniz) üzerine numaranızı yazmak için koyu renkli bir marker
Pilli, ufak okuma lambası
. Traş olmak, dikiş ya da okumak için kullanışlı olabilir.
Üniformalardaki dikişler kolay sökülebilir. Dikiş yerlerini tutturmak için bir miktar tutkal.

Reklamlar

Vicdani ret mi, imani ret mi?

12 Oca

Vicdani ret mi, imani ret mi?

İLLÜTRASYON: MERT GÜRELİ

09/01/2010

İslami gerekçelerle askerlik yapmayı reddeden ve 24 Aralık’ta tutuklanan Enver Aydemir, Türkiye’de bir ilk. Mesele tartışılırken, Eskişehir Askeri Cezaevi’ndeki işkence iddialarını ve inanç gereği ‘TSK’nın neferi’ olmama kararının altını ailesine sorduk. Babası Ahmet Aydemir ve eşi Kader Aydemir ilk kez konuştu

PINAR ÖĞÜNÇ (Arşivi)

Enver Aydemir, 24 Aralık 2009 günü yaşadığı İzmit’ten İstanbul’a geldiğinde hedefi Boğaziçi Üniversitesi’ndeki ‘Her Türk Asker Doğmaz’ adlı etkinliğe katılmaktı. Fakat Kabataş vapur iskelesinden ileri gidemedi; yapılan GBT yoklamasında hakkında çıkarılan yakalama emrine istinaden gözaltına alındı. Aydemir, 2007’de dini gerekçelerle askerlik yapmayı reddeden ilk kişi.
İzmit, Körfez’de bir misafir odasındayız. Enver Aydemir’in eşi Kader Hanım’la ilk telefon görüşmemizde, Eskişehir Askeri Cezaevi’nin kapısında öfkeden titreyerek açmıştı telefonu. Aynı pardesü ve başörtüsüyle Maltepe Askeri Cezaevi’ne eşini ziyarete gidebilmişken, şimdi örtüsünü ‘kelebek’ bağlamadıkça içeri giremeyeceği söyleniyordu. Belki de tam o anda aradığım için konuşmayı kabul etti. Enver Aydemir’in babası Ahmet Bey’in evindeyiz. Bir duvarda Said Nursi, bir duvarda mealinde ‘Her canlı ölümü tadacaktır’ın geçtiği surenin işlendiği dev bir örtü. 35 yıllık bir Hac hediyesi…

Tam iknaya gitmişken…
33 yaşındaki Enver Aydemir, ilk kez 2005’te bahsetmiş babasına askerlik yapmak istemediğinden. Ahmet Bey “Ben de din bilen birisiyim. Yapmak istemediğin şey zarurettense günahı yoktur” dese de, araya arkadaşlarını soksa da oğlundan “Baba hep zaruri, hep zaruri… Ondan taviz, bundan taviz, ben yapmayacağım. Benim Allah’ımı benimsemeyenin emirlerini benimsemeyeceğim” cevabını almış.
Enver Aydemir’in ilk gözaltına alınışı 2007, seçimlerden hemen sonra… Karakol ve askeri şube sonrası Bilecik Jandarma Er Eğitim Tugayı’na götürülen Aydemir, ifadesinde, askeri üniformayı giymeyi reddedince burada dayak yediğini belirtiyor.
Ziyarete gelen annesi, eşi ve ablaları başörtüleri nedeniyle nizamiyeye alınmayınca, Ahmet Bey oğlundan şu çıkışı işitiyor: “Bana neden askerlik yapmıyorsun, diyorsun. Anneme, bacıma, eşimin türbanına, pardesüsüne böyle yapana ben askerlik yapmayacağım.” Kader Hanım da aslında ailece o gün eşini vazgeçmesi için ikna etmeye gittiklerini, ama bu olayla kararının netleştiğini söylüyor.
Enver Aydemir iki duruşma ve dört ay sonrasında kıtasına teslim olması kararıyla serbest bırakıldı o dönem. 24 Aralık 2009’da tekrar gözaltına alınana kadar, babasının ifadesiyle kimseden kaçmadı, ama denk geldiği kimlik soruşturmalarında da başına bir şey gelmedi.
Yılbaşından bir hafta önce gözaltına alındığında, Ahmet Bey oğlunun Doğancılar Karakolu’nda çok insani muamele gördüğünü, askeri inzibata teslim edildikten sonra ‘insan evladı’ bir üstteğmene denk geldiklerini ama tevkif edilip Maltepe Askeri Cezaevi’ne götürülmesiyle ‘kıyametin koptuğunu’ söylüyor.
Yine bir askeri üniforma giyme çekişmesi; Aydemir reddediyor. Avukatına ve görüşlerde babasına anlattığına göre coplanıyor, yumruklanıyor, falakaya yatırılıyor. Giyinmeyi reddedince sivil elbiseleri alınıp sadece iç çamaşırlarıyla soğuk bir odaya götürülüyor. Namaz kılma talebi de reddedildiğinden, iç çamaşırlarıyla namaz kılıyor. Kelepçeyle namaz, iddiasına göre dört gün sürüyor.
Altı gün sürecek açlık grevi sırasında zorla serum veriliyor. Daha sonra da sivil elbiseleri verilerek Eskişehir Cezaevi’ne yollanıyor. Ahmet Bey’e göre savaş karşıtı grupların davayı sahiplenmesi ve basın açıklamaları yapmasıyla bir kamuoyu oluşmasının bunda payı büyük.
Ahmet Bey’in en mühim gördüğü ayrıntı ise Maltepe Askeri Cezaevi’nden ayrılırken tutulan tutanakta darp ve işkence izlerinin anılmamasına karşın, Eskişehir Askeri Cezaevi’ne alınırken tutulan tutanakta bu izlerin belgelenmiş olması. Zaten ailenin dediğine göre Eskişehir’de ‘ne dayak, ne küfür, ne bir şey’…
29 yaşındaki Kader Hanım, Enver Bey’le 10 yıldır evli. Üniversite kursunda tanışıyorlar. Dediğine göre Enver Bey’den önce her şeyi başka türlü sorguladığı, başka bir hayatı varmış.
Hayali sosyoloji okumak olsa da, ilk seferinde Kocaeli’ni tutturamayınca ve ikinci sefer depremde kâğıtları kaybolunca eğitim hayatı noktalanmış. Eşinin Kırgızistan’daki üniversite eğitimi için yanında bulunmuş. Bu arada Enver Aydemir, ‘kendini yetiştirmek’ ve dine yoğunlaşmak maksadıyla, üniversite eğitimini yarıda bırakıyor. Çift olarak Suriye’de geçirdikleri üç yılı, eşinin dinin kendisini sorguladığı, bu yüzden orada da kimi insanlara ters düştüğü bir dönem olarak tarif ediyor. Biraz karışık…
Altı ve dokuz yaşlarında iki çocukları var. Büyük olan internetle haşır neşir olduğundan, babasıyla ilgili haberleri kendisi çoktan okumuş bile…

Vicdan ve iman
Şimdiye kadar farklı nedenlerden vicdani ret beyanında bulunanlar oldu. Kimi külliyen şiddeti reddediyordu, kimi 30 küsur yıllık savaşı protesto ediyordu. Enver Aydemir’in, askerlik yapmayı reddedişinde dini inancını gerekçe olarak kullanması, vakayı özgün kılıyor. Bir yandan meramında ‘Allah’ın verdiği canı, Allah alır’dan fazlası var. Biraz da bu yüzden çıkışının vicdani ret değil, imani ret olarak adlandırılması gerektiğini düşünenler mevcut. Kader Hanım ise “Vicdanı olanın imanı, imanı olanın vicdanı vardır. Bu ayrıma karşıyım” diyor.
Aile olarak Enver Aydemir’in “Kimseden yardım istemeyin. İlgilenirlerse anlatın” talebini tekrarlamalarına karşın, işin ironik bir yanı varsa, davanın, İslami medyanın yanı sıra biraz da aralarında muhtemelen ateistlerin de bulunduğu savaş karşıtı, anarşist, sosyalist, komünist cephenin gayretiyle görünür olması. Bu özgün vaka onlar arasında bir tartışmaya vesile olacak mı, gelecek günlerde göreceğiz.
İsabetlisi Enver Aydemir’le bizzat konuşmak olurdu, şimdilik imkânsız. Ailenin hassasiyeti yüzünden Enver Bey’in fotoğrafını görmek bile mümkün olamadı. Keza eşi Kader Hanım da kendisinin gazetede görünmesinin çok gerekmediğini ifade etti.
Kafamdaki soruları aydınlatabilmek için ben arka arkaya sordum, alabildiğim cevaplar aşağıda. Bütününde tam aydınlanabildik mi, biraz karışık.

Enver Bey’in askerliği reddederken inancını öne sürmesinin altında, başka bir insanın canını almamak mı yatıyordu? Onu ‘TSK’nın neferi’ olmayı reddedişe götüren, dilini sertleştiren, mesela Bilecik’te annesinin, eşinin, ablalarının başı kapalı diye nizamiyeye alınmaması mı oldu?
Ahmet A.: Bu iki konu birbirini tamamlayıcıdır. Ayrıca demişti ki, “Şu anda silahlı askerin kimi, neyi vurduğu belli mi? Komutan vur dedi miydi, aklını da, vicdanını da, her şeyini de bir yana atıyorsun. İyi midir, kötü müdür, bundan dolayı Allah karşısında hesaba çekilecek miyim?” Savcı beye de bunları söyledi. Türban meselesinden bahsetmedi bile.

Silahsız askerlik yapar mıydı?
Kader A.: Hayır, askerlik süresi kadar kamu hizmetinde çalışırım ama TSK’nın neferi olmam dedi. O da kimliğini, bireysel özgürlüklerini tanıdıkları ölçüde…

Vicdani ret açıklamasında “TSK seçkinlerinin laik değerlere dayanarak dini inançlarıma karşı hasmane duygular beslediğini, bu yüzden laik bir ülkede askerlik yapmayacağımı beyan ederim” cümlesi var. Şunu anlamak istiyorum. Eşi olarak Türkiye’de siz kamusal alanda inandığınız biçimde yaşayabilseydiniz, Enver Bey dini inançlarına karşı hasmane bir duygu hissetmeseydi, ama yine de başka bir insanı öldürme ihtimali olan askerlik mecburi olsaydı, aynı tavrı gösterir miydi?
Kader A.: Ama bu dedikleriniz için askeriyenin değişmesi gerekli. Askeriyenin kendine çizdiği bir tarz var. Bu tarzda hiyerarşi var, militarizm var; biz bunların hepsine karşıyız. Biz Allah’ın eğitiminden geçmişiz, peygamberin, sahabelerin hayatlarını okurken, Kur’an’ı okurken kendimize bir kimlik belirlemişiz. TSK bu kimliği tamamen yok ediyor. Size mal gibi davranılıyor, sorgulama hakkınız yok. Yapmadığınızda insanlığa yakışmayacak cezalar alıyorsunuz. Bunlar tamamen bizim duruşumuza aykırı. Bu yüzden bu uzlaşı pek sağlanamaz.

Daha önce tamamen şiddete karşı olduğu için askerlik yapmayı reddedenler oldu. Ya da bir çatışmalı bölgede Kürt kardeşini öldürmeyi reddedenler…
Kader A.: Aslında bu gerekçe hepsini karşılıyor, çünkü İslam’da kardeşin kardeşi öldürmesi yasaktır. Habil’le Kabil kıssasında da görüyoruz bunu. Gideceksin askere, Kürt kardeşlerinle savaşacaksın. Niye, bir kötülüklerini görmüş müsün? Hayır, yaratılan bir savaş var. Bunu sorgulamak gerekir. Bunu sorguladığınızda da artık bir er olamazsınız. Evet, şiddet insanlığa yakışmayacak bir durumdur. Ancak belki bir savunma metodu olarak savaş olabilir. Savaş Karşıtları’ndan arkadaşlarla görüştüğünde Enver, “Ben sizden ayrılıyorum, siz asla savaşmam diyorsunuz. Ben öyle değilim, kaçınılmaz olduğunda savaşırım” demişti.

Yani cihat fikri uzak gelmiyor kendisine?
Kader A.: Öyle de diyebilirsiniz ama onun da koşullarının oluşması lazım. Cihat için olduğunda da sorgulanır. Öyle kolay değil.
Ahmet A.: Cihat bile sorgulanırken bu mu sorgulanmayacak?
Kader A.: Birçok İslami ülke var, bunun adına birileri cihat dediğinde bakalım cihat olacak mı? Bir tane İslam vardır ama bugün Türkiye’de de, bütün dünyada da birden fazla İslam var. Bunun da sebebi İslam’ın içini boşaltıp sahiplenmeleri. Kimse Kur’an’dan öğrendiği İslam’ı yaşamıyor. O yüzden onun cihat dediğine belki ben cihat demem. Ben zaten cihat olarak almıyorum, müdafaa söz konusu olduğunda oluşacak savaş şartlarından bahsediyorum.

Bir yandan bu olayın duyulmasında antimilitarist bir kitlenin, anarşistlerin, solcuların payı büyük. Dışarıda olsa eşinizin fikir ayrılığı yaşayacağı insanlar bunlar…
Ahmet A.: Hedeflerinde ortaklık vardır, o kadar.
Kader A.: İnsanların bazı şeyleri sorgulamaya başladığını görmek güzel. Yalnız olmadığının kanıtı gibi geliyor bana. Bir taraftan da internetten yorumları okuyorum. Diyorlar ki ‘İslamcıları özgünlüğe davet ediyorum’. Bir kere kavramlara baktığınızda her şey İslam’la beraber çıkmıştır. Mesela devrim… Devrimi bugün sosyalistler kullanıyor olabilir, ama bir şeyi yıkıp, tamamen izlerini silip yerine yenisini koymak İslam’a ait bir şeydir. ‘La ilahe illallah’ bir devrim sözcüğüdür aslında. Şehitlik de İslam kavramıdır; Mehmetçik, peygamber ocağı… İşte TSK bunları kullanarak halkı sömürmektedir, kendi değerleriyle vurmaktadır. Şehit olduğunda anasının başörtüsüne bakmadan gidip öpüyor, ama aynı anne, evladı ölmeden ziyarete gittiğinde başörtüsünü kelebek şeklinde bağlamasını istiyorlar.

Ret beyanında bir laiklik vurgusu var. Laikliğin bugün algılanış biçimiyle mi sorunu var, yoksa kendisiyle mi?
Kader A.: Laik bir ülkede yaşamak istemiyorsan, çek git derler adama. Zaten laiklerle birlikte yaşıyoruz. Ama laik bir ülkeysen niye bu İslami kavramları kullanıyorsun o zaman? Laiklik hakkıyla yaşansa da problem yaşarız ama en azından mertçe yaşarız. Şimdi benim laik olmam düşünülemez, din benim hayatım çünkü.

Eşinizin ocak sonuna ertelenen davası nasıl sonuçlanacak sizce?
Kader A.: Çürük raporu verip bırakacaklar diye düşünüyorum. Çünkü insanlar sahiplendi olayı.

‘Vergisini vermeyene falaka mı var?’
Ahmet Aydemir, memleketi Ağrı’dan Gölcük’e 1982’de gelmiş. Mesleği sorulduğunda “Esnaf” diyor; kuyumcu dükkânları, lokantası, galerisi varken geçen yıl iflasa yakın bir mali çöküş yaşamış aile. Şu an cezaevinde olan Enver Aydemir de, hâlâ var olan aile işlerinde babasıyla birlikte çalışıyor zaten.
Dört kız, altı oğlan babası olan Ahmet Bey, askerliğini İstanbul ve Ankara’da yapmış. “Yani rahattınız…” deyince kahkahayı patlatıyor, “Biraz öyle oldu…”
Enver Bey ve askerlik yaşına gelmemiş iki oğlu dışında bütün erkek çocukları askerlik yapmış.
Kürt kimliğinden dolayı yaşadığı bir sıkıntı olup olmadığını sorduğumuzda, “Artık ne Türk var, ne Kürt” diye giriyor lafa, “Parçalasan Türk’ün yarısında Kürt çıkar, Kürt’ü parçalasan yarısı Türk… Melez olmuşuz artık.”
1973-80 yıllarında Selamet Partisi için ‘canını, malını, her şeyini’ verdikten sonra, gördüğünü söylediği bazı yanlış durumlardan dolayı partiden elini eteğini çekmiş. Şu anda ‘Diğer marka ayakkabıların su aldığı kesin’ olduğu için AK Parti’ye oy veriyor.
Meramını kendi kendine şöyle özetledi o gün: “Bu ülke hepimizin ülkesi. Hiç suç işlemeyen insan yoktur, ama Allah’a göre suç var, kula göre suç var. Bu beşeri sistemde bu çocuğun askerlik yapmamasının bir cezası varsa, ki avukatların, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin dediğine göre mecburiyeti olmaması lazım, olsa bile başka bir yolu olur. Vergisini vermeyen işkence mi görüyor, falakaya mı yatırılıyor? Yüzde 90’ı Müslüman olan bir ülkedeyiz. Her ailenin açığı var, kapalısı var. İnsanları birbirine düşman ettirmenin âlemi var mı?”

Öldüren benzerlik…

9 Ara

Ahmet Altan / Taraf

Koca bir ülkeyi, milyonlarca insanı, hatta Ortadoğu’yu etkileyecek bir barış süreci, sanırım siyaset tarihine geçecek bir tuhaflıkla tıkandı.

Apo’nun hücresi bilmemkaç santimetre küçüldü diye, Apo da dahil bizim kuşağın tümü öldükten sonra daha uzun yıllar hayatlarını sürdürecek olan gençler kendi hayatlarından vazgeçiyorlar.

Kendilerini, kendi iradeleriyle bir “kul” haline getiriyorlar, kendi hayatlarını, kendi varlıklarını “önemsiz” buluyorlar.

Sadece bu satırları okumak bile çoğunu öfkeden delirtmeye yeter.

Onlara göre “Apo “hakkında bir söz söylenemez, Apo eleştirilemez.

“Ahmet efendi kendine gel, sen kimsin Apo hakkında konuşacak” tarzından mektupları yazmaya başlamışlardır bile.

Türkler için bu durum hiç yabancı değil. Okumaya devam et

Kamuoyu Koramiral Kadir Sağdıç’ı kimin görevlendirdiğini merak ediyor

21 Kas

Amaçlarına ulaşabilmek için her şeyi mübah gören hatta masum çocukları dahi katletme hesabının yapıldığı kan donduran ihanet planında en çok dikkat çeken bu nottu.

Vodpod videoları artık kullanılamıyor.

El yazısı notta, Türkiye’yi bitirme planına “uygundur” deniliyordu. Altında da bu planı uygulayacak bir kişi görevlendiriliyor ve “Kadir Paşa koordine etsin” yazıyordu. En son da görevlendirme yapan kişinin parafı vardı. Okumaya devam et

BAŞÖRTÜLÜ ANNELER, ÇOCUKLARININ YEMİN TÖRENİNİ TEL ÖRGÜNÜN ARKASINDAN İZLEDİLER

8 Kas

Başörtülü anneler törene alınmadı !
Manisa’daki 1. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’nda düzenlenen yemin törenine, 40 yaşın altındaki başörtülü asker yakınlarının alınmadığı iddia edildi.

Türkiye’nin dört bir yanından çocuklarının mutluluğunu paylaşmak için gelen aileler, yemin törenini tel örgünün arkasından seyretmek zorunda kaldı. Kendilerine çifte standart uygulandığını belirten asker yakınları, “Bizi başörtülü olarak içeriye almıyorlarsa, o zaman evlatlarımızı da askere almasınlar.” diyerek uygulamaya tepki gösterdi. Okumaya devam et

Bir başka açıdan Ergenekon olayı!

27 Eki

Abdurrahman Dilipak – Vakit

Aslında daha önce de yazdım. Bu bir iç hesaplaşma olayı.. Yoksa bu işler bir anda durup dururken olmadı. Susurluk, Çiller’i iktidara taşıyanlara karşı derin bir müdahaleydi aslında. Bu günkü Ergenekon da Susurluk’un intikamı.. Evet “Ergenekon davası, Susurlukçuların, Susurluk’u ortaya çıkaranlardan intikamıdır.”
Bu “Ergenekoncuların masum olduğu” ya da “Ergenekonculara yapılan operasyonun yanlış olduğu” anlamına gelmiyor.. Bu durum derin devletin kendi iç hesaplaşması, bir grup ötekileri tasfiye ederek bu yapıyı yeniden dizayn etmek istiyor.. Bu fraksiyonları destekleyen dış unsurlar da var.. Yani bunun anlamı şu: Türk derin devletini ele geçirmek ve karşı kanatları tasfiye etmek için Türkiye üzerinde ciddi bir operasyon sürüyor.. Bu tartışmada ben nerede duruyorum: Ben bu kanlı ve kirli örgütün, tümü ile tasfiye edilmesinden yanayım.. Okumaya devam et

Yanıtı olan, sorudan korkmaz!

18 Eki

Nesrin Y. ÇORAKBAŞ

Türkiye’de devletin yönetim kademesinde bir süredir hâkimiyetini sürdüren ilginç kültür, hızla yayılmaya başladı. Başbakan Erdoğan’ın günler süren ‘medya azarlamaları’na, şimdi de Genelkurmay Başkanı’ndan bir ‘ayar’ eklendi!

Farkında mısınız bilmem, gazeteci ve televizyoncular ‘şamar oğlanı’na dönmüş durumdalar. Haber kişilerinden uyarı üstüne uyarı aldıktan sonra, “sulh ile uslanmayanın hakkı kötektir” vecizesinin kurbanı oluyorlar adeta…

Okumaya devam et

TERÖRLE MÜCADELEDE YILARDIR HEP AYNI HATA YAPILIYOR

14 Eki

Terörle mücadeledeki kritik hata!Terörle mücadeledeki kritik hata!
Bugüne kadar 30 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği, 100 milyar doların üstünde paranın harcandığı bu mücadelede yeni bir evre yaşanıyor.

Kamuoyu ve medya, sorumluların cezalandırılması talebini daha bir yüksek tonda dillendiriyor. En son 17 asker ve 5 polisin şehit edilmesiyle ilgili tartışmalar sürerken; uzmanlar asıl gözden kaçırılanın devletin çeşitli birimlerinin (asker, emniyet, siyaset) terörle mücadele hafızasını yitirmesi olduğuna dikkat çekiyor. Okumaya devam et