Tag Archives: kürtler

PKK’nın dinle kavgası

14 Ara

Sosyolog Müfid Yüksel PKK ve laikçi Kürtlerin, Kürtçe’deki dini kelime ve tabirleri ayıklayarak Kemalistler gibi dil devrimi yapmaya çalıştıklarını öne sürdü.
“Medreselerde Kürtçe hâlâ Arap-İslâm alfabesi ile okutuluyor. 1966’da eski Kulp Müftüsü Mehmet Emin Bozarslan Kürtçede ilk Latin karakterli alfabe kitabını çıkardı. Daha sonra PKK ve onlara yakın olan laikçi Kürtler buna dayanarak Kemalistler gibi dil devrimi yaptılar. Arapça ve dinî kelimeleri, terimleri sürekli ayıklamaya çalıştılar, çalışıyorlar. Dilde de Müslümanlığı tasfiye etmeye çalışıyorlar. Burada ciddî bir Kemalist taklit var.Okumaya devam et

Reklamlar

Vahşet…

8 Ara

Ahmet Altan
Tam insafsız bir saldırı sonucunda bir otobüste yanan zavallı Serap’ın ölümüne yanarken Tokat’tan yedi askerin şehit olduğu haberi geldi.

Acı, öfkeye döndü.

Belli ki birileri Türkiye’yi yeniden kana bulamak istiyor.

Ama bu sefer geçmişe benzemez bu oyunlar. Okumaya devam et

TSK ve yüksek yargıda Aleviler örgütlü.

4 Ara

Murat Belge/Taraf
Cemaat ve Yargı

Türkiye’de cemaat yapılarının direnişi üstüne düşünürken gözüm Suriye’ye kayıyor. Osmanlı’nın zengin cemaatler yapısının eskisine yakın biçimde hayatta kaldığı bölgelerden biridir Suriye. Tabii toplumsal doku, politik yapılanmayı da doğrudan ve dolaylı belirler. Hafız Esad Ortadoğu’da en uzun süre iktidar koltuğunu korumuş siyasî önderlerden biridir. Neydi ona bu uzun cumhur sultanlığı yapma imkânını veren? Suriye’nin Alevi cemaatiydi.

Türkiye’de Hatay’da tanıdığımız Nusayrîler; Suriye’nin Hatay’a yakın bölümlerinde, örneğin Lazkiye’de bayağı bir yoğunluk oluştururlar. Ama genel nüfus içinde oranları yüzde on ikiyi geçmez. Hafız Esad bu kökenden geliyordu.

Suriye henüz bağımsız olamamış, bir Fransız mandası altında Osmanlı’dan ayrılmışken, Fransızlar burada kolonyalizmin klasikleşmiş bir taktiğini uyguladılar ve kurdukları Suriye ordusunun subay kadrolarında ülkenin çeşitli azınlık gruplarına öncelik verdiler: Aleviler (Nusayrîler), Dürzîler, İsmailîler ve Kürtler, Suriye ordusunda, Suriye toplumunda olduğundan daha avantajlı bir yer edindiler. Bu durum Suriye Fransız mandasından çıkıp bağımsız bir cumhuriyet olduğu zaman da devam etti ama bu yeni dönemde bazı değişimlere uğradı. Nusayrîler dışında kalan azınlık grupları ordu içindeki nüfuzlarını sırayla kaybettiler. Örneğin ileri gelen Dürzî subaylar, Selim Hatum ve arkadaşları, 1967’de idam edildiler. Onlar, 1966’daki, Nusayrî subayların öncülüğünde gerçekleştirilen 1966 darbesine karşı direniş içindeydiler. Hatumi yenilip aradan çıkarken, onun ve kadrolarının yerini otomatikman Nusayrî subayları aldı. O tarihte bu da muhtemelen “otomatikman”, o yerleri alabilecekler o kesimden geldiği için, böyle olmuştu. Ama sonraki yıllarda ordudaki Nusayrî hegemonyasına bakan biri bunun da geleceğe yönelik bir plan ya da bir komplonun parçası olduğunu düşünebilir.

Çünkü bundan sonra ordu Dürzîlerden başka Kürt, İsmailî vb. subaylardan arınırken, Nusayrî subaylar adım adım ilerledi ve Suriye ordusuna egemen oldular. Genel olarak baktığımızda, bütün kadro içinde, Sünnîler çoğunluktaydı ve bunun böyle olması, ülke nüfusunun oranları düşünüldüğünde, normaldi. Sorun, Sünnî subayların İsrail sınırına, Türkiye sınırına vb. yollanması ve Nusayrî komutasındaki askerî birliklerin Şam çevresinde bulunmasıydı. Bunlar Suriye ordusunun en seçkin birlikleriydi. Ama asıl işleri –ve asil işleri- Esad’ı korumaktı.

Bu oldukça basit manivela yıllar yılı Esad’ı iktidarda tutmaya yetti. Şimdi de oğlunu orada tutuyor.

Bir zamandan beri Müslüman ve İslâmcı azınlık bu duruma çatıyor, bununla mücadele ediyor. Nasıl ediyor? “İslâm’la ilgisi olmayan Alevi (belki “Kızılbaş” da diyorlardır) bir azınlık tepemizde! Kalkın ey ehl-i müslimin!” Yani en bayağısından bir Alevi düşmanlığı yapıyorlar. Nusayrîlerin ise, bu propaganda biçimini işitmeden önce, Ortadoğu’da dinî azınlık olmakla ilgili, pek hoş olmayan anıları olsa gerek (Türkiye’deki Aleviler gibi). Dolayısıyla, bugün elde tutmaya devam ettikleri saldırgan pozisyonu aslında savunma amacıyla tuttukları da söylenebilir.

İroni, Suriye’de bugün varolan dengelerde, siyasî İslâm cenahından gelen “Aleviler bizi yönetiyor! Ne olacak halimiz?” çığlıklarının, orduda Nusayrîlerin etkisini arttırmaya yaraması. Bu da siyasî dengenin böylesi işte!

Suriye’de orduya Alevilerin etkisi hakim. Türkiye’de yüksek yargıda Aleviler örgütlü. Peki TSK’da da aynı durum geçerli mi?

Ve buyurun size “cemaat politikası”.

Türkiye’de bunun benzeri var mı? Alevi cemaatin Kemalizm’le ilişkisi belli. Onur Öymen’in kahramanca çıkışı dahi bunu henüz bütünüyle değiştiremez, çünkü cemaat önderlerinin kararları belli.

Ama TSK içinde Suriye’dekine benzer bir Alevi örgütlenmesi var mı? TSK her haliyle kapalı kutu. Birileri, birtakım gözlemler yapıp bu yolu açmış olabilir. Ama bunun olduğunu sanmıyorum. Okumaya devam et

Prof. Dr. Fuat Keyman, CHP ‘Sezarist’ Bir Partidir

23 Kas
10 ve 13 Kasım’da Kürt sorunu ilk defa Meclis çatısı altında tartışıldı. Parti temsilcileri ve liderler demokratik açılımı konuştular. Oturumlardan geriye Onur Öymen’in Dersim ile ilgili sözleri akılda kalsa da, Koç Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fuat Keyman iki farklı noktaya daha dikkat çekiyor. İlki, CHP’nin diğer partilerden farklı olarak Meclis’i çözüm yeri olarak görmemesi; ikincisi ise 13 Kasım ile birlikte partilerin seçim startı verdiğini.

Kürt sorunu ilk kez TBMM’de tartışıldı. Ne düşündünüz izlerken?

10 Kasım ve 13 Kasım’da Meclis çatısı altında yapılan toplantılar tarihi nitelikteydi. Aynı zamanda politik açıdanda önemli idi. Çünkü 25 yıldır yaşanan kan ve gözyaşından sonra Kürt sorunu gibi devasa bir sorun, esas çözüm yeri olan Meclis çatısı altında tartışıldı. Meclis altındaki bu oturumlar Kürt sorununun çözülmesinde büyük bir eşiğin aşılmasıdır.

Okumaya devam et

CHP’li Onur Öymen, Dersim Katliamını savunan sözlerinin arkasında

16 Kas

CHP’li Onur Öymen, sadece Alevileri değil Tüm duyarlı Türkiyelileri ayağa kaldıran Dersim isyanıyla ilgili sözlerinin arkasında. İşte tepkilere tanıt veren Öymen’den çok tartışılacak yeni açıklamalar:

Tartışılan isim Onur Öymen, kendini böyle savundu: Bütün silahlı ayaklanmalarda çok sayıda masum insan öldürülmüştür. Silahlı eylemi başlatanları değil de onu bastıranları suçlu sayarsanız yanlış olur. Operasyonlarda ‘yan hasar’ dediğimiz bir durum vardır. Atatürk’ün Dersim’de yaptıklarını anlatırken bize faşist diyorlar. Ben faşistsem Dersim isyanını bastıranlar neydi?

Özlem Çelik’in röportajı…

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, demokratik açılımın Meclis’teki ön görüşmelerinde yaptığı konuşmayla büyük tepki çekti. Cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana CHP’ye yakınlıklarıyla bilinen Aleviler günlerdir Öymen’i ve partisini protesto ediyor. Son olarak Öymen’in fotoğrafına Hitler bıyığı yapıştırıp üzerine de “Wanted” yazılınca, CHP’nin 69 yaşındaki diplomat kökenli milletvekili isyan etti. Okumaya devam et

Bu da gayriresmi Atatürk

16 Kas

Neşe Düzel’e konuşan Taha Akyol, Atatürk’ün Kürtlerle, dinle, komünizmle, silah arkadaşlarıyla, muhalefetle, demokrasiyle, Cumhuriyet’le ilgili gerçek görüşlerini anlattı.

Gazeteci-yazar Taha Akyol, Lenin’e “Bolşevik rejim kuracağım” diye haber gönderen, Milli Mücadele’de “Abdulhamit’ten daha İslamcı” davranan, Büyük Taarruz öncesi “Türkiyeliler” derken kazanınca “Büyük Türk milleti” demeye başlayan, dönemindeki 16 Kürt isyanı karşısında “sertlik yanlısı” ve asla eleştirilemeyen, otoriter Atatürk’ü Neşe Düzel’e anlattı.

“Atatürk sorunların çözümünde daha çok askeri metotlara alışkın olduğu için radikaldir. ‘İdare-i maslahatçılar, esaslı inkılâpçı olamazlar’ diye sözü var Atatürk’ün.”

“Büyük Taarruz’a hazırlanırken, ‘Türkiyeliler’ diye konuşan Mustafa Kemal, İzmir’i aldıktan sonra beyanatına, ‘büyük ve asil Türk milleti’ diye başladı.”

“Kemalizm halka dayanan bir rejim değildi. Demokrasi değildi. Rejimin halka değil silaha dayandığını Kemalist Yakup Kadri de, Falih Rıfkı da söyledi.”

Röportaj: Neşe Düzel Okumaya devam et

Abdülhamid han hakkında 10 büyük yanlış

15 Şub

Mustafa Armağan

Geçtiğimiz 10 Şubat günü Sultan II. Abdülhamid’in 91. ölüm yıldönümüydü. Hakkında olumlu bir şey söylemenin bile cesaret istediği yıllar yaşadık ama artık mızraklar çuvallara sığmaz oldu. Çuvalları delip çıkan gerçeğin mızrakları hepimizi şaşırtıyor. Neler mi onlar? Sayıları çok fazla ama içlerinden 10 tanesini seçtim. Beraber çıkarmaya çalışalım mı?

1. Kızıl Sultandı: Bu iddia, Albert Vandal adlı bir Fransız yazar tarafından ortaya atılmıştı. Atılış sebebi de, Abdülhamid’in Ermeni isyanlarını bastırtmış olmasıdır. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa kamuoyunda Abdülhamid’in kan dökücü bir padişah olduğu propagandası başlatıldı. İşte “Kızıl”, yani kan döken Sultan lakabı bu sırada asıldı boynuna. Hadi Ermenilerin böyle demesini anladık; iyi ama bir tekini bile idam ettirmemiş olan Abdülhamid’e Jön Türkler neden “Kızıl Sultan” dediler? 1915’te yüzbinlerce Ermeni’yi tehcir ettirecek olanlar, 25 yıl önce Ermeni propaganda ordusunun neferleri olmakta sakınca görmemişlerdi.

Okumaya devam et

Ergenekon’un ektiği Nifak tohumları Altınova’da meyve vermeye başlıyor

5 Kas

İki kişinin ölümüyle sonuçlanan Balıkesir’in Ayvalık ilçesine bağlı Altınova beldesindeki linç girişiminin ardından Kürt kökkenli vatandaşlara yönelik tecrit uygulaması sürüyor. Fırınlar Kürt kökenli bakkallara eskisi gibi olmasa da ekmek veriyor ancak genel olarak ayrımcılık sürüyor. Altınova’daki Kürt kökenli vatandaşlar, “Eski komşularımız bizi görünce artık yönünü değiştiriyor” diyor.

ÜLKÜCÜLER TAHRİK ETTİ

31 Eylül akşamı meydana gelen olayda, ülkücü Oğuz Dörtkardeş, bir grup arkadaşı ile birlikte İnönü Caddesi’nde Ahmet Erkul’a ait bakkalın önünde otomobilinde yüksek sesle İstiklal Marşı çaldı. Dörtkardeş, bir grup arkadaşıyla birlikte kendilerini uyaranlara sataşınca gerginlik büyüdü. Okumaya devam et

Şu çılgın Müslümanlar

29 Eki

Mustafa Akyol/Star

Şu çılgın Müslümanlar  

Son yıllarda epey ideolojik ve bir o kadar da çarpıtılmış bir ‘popüler tarih yazımı’ ortaya çıktı. Kurtuluş Savaşı ve onun doğal sonucu olan Cumhuriyet, sanki bugünkü ulusalcıların öncülleri tarafından kazanılmış gibi gösteriliyor. CHP’nin kendini Cumhuriyet ile özdeşleştiren ucuz söylemi ortada. Kitapçıların ‘çok satanlar’ listesine bakınca da, Milli Mücadele’yi ‘iç ve dış düşmanlar’a karşı verilmiş Kemalist bir savaş gibi gösteren çiğ başlıklar dikkati çekiyor. Bu literatüre itibar ederseniz, Kürtlerin, İslamcıların, ‘hacı ve hocaların’ ‘hain’ olduğunu pekálá zannedebilirsiniz.

Eğer böyle zannederseniz de fena halde aldatılmış olursunuz. Çünkü Milli Mücadele, gerçekte Türkiye topraklarındaki tüm Müslüman unsurların bir arada verdiği bir ‘mücahede’dir. Bu işin kahramanlarını tanımlamak için de ‘Şu Çılgın Türkler’ yerine ‘Şu Çılgın Müslümanlar’ demek daha doğru olacaktır.

Bunun böyle olduğunu en iyi bilen kişi, Milli Mücadele’nin lideri olan Mustafa Kemal Paşa’ydı. Onun içindir ki 1 Mayıs 1920 tarihli Büyük Millet Meclisi konuşmasında şöyle demişti: Okumaya devam et

Uluslararası Kriz Grubu: “Kerkük anlaşmazlığı, Irak’ı Kürt-Arap savaşına sürüklüyor”

28 Eki

Uluslararası Kriz Grubu (ICG)’nin son raporunda, Irak’ın az da olsa istikrar kazanan yapısının, Kerkük petrolü üzerinde gittikçe kızışan bir Kürt-Arap savaşına neden olabileceği bildirildi.

İngiliz The Guardian gazetesinin geniş bir şekilde yer verdiği raporda, Kürtler ve Araplar arasında çıkabilecek muhtemel bir çatışmanın, 2003 yılında yaşanan Şii-Sünni çatışmasından sonra en tehlikeli gelişmelerden biri olacağı vurgulandı.

Uluslararası Kriz Grubu, Irak toprakları üzerindeki anlaşmazlıkların ülkedeki siyasi icraatları engellediğini, petrol gelirlerinin paylaşılmasını esas alan yasanın çıkmasını ertelediğini ve taşra seçimlerini geciktirdiğini savundu. Okumaya devam et

En büyük Kürt şehri İstanbul

27 Eki

‘Kürt sorununda kritik evredeyiz’ diyen Prof. Aktar’a göre Kürt ve terör sorunu pek çok nedenle farklı olsa da kimlik politikaları nedeniyle bir şekilde örtüşüyor.

Fadime Özkan‘ın röportajı

Etnik yapısı çeşitli olan başka ülkelerin bu sorunu esneklikle aştığını hatırlatan Prof. Ayhan Aktar , ‘İnadım inat diyenler gidip görsünler. Orada dileyen eğitimini Katalanca alabiliyor’ diyor.

Kürt ve terör sorunu pek çok nedenle farklı olsa da kimlik politikaları nedeniyle bir yerde, bir şekilde örtüşüyor. Etnik kimlik açısından Kürt sorunu bugünkü noktaya nasıl geldi? Okumaya devam et

Osmanlı Kürtlere nasıl davrandı?

13 Eki

  Osmanlı Kürtlere nasıl davrandı?Derleyen: Cemil Solak

Kürt ‘sorunu’ yeniden Türkiye’nin gündeminde. Başbakan Erdoğan Şemdinli’de halka hitap ederken “Türk ‘Türküm’, Kürt ‘Kürdüm’, Laz ‘lazım’, Boşnak ‘Boşnağım’ diyecek, ama hepimizi birleştiren üst kimlik Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığıdır” dedi. Bu sözlere CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dan sert tepki geldi. Tepkiler devam edecek. Edebilir de. Ama bağnazca veya hamasetle değil. Çünkü onyıllar boyunda inkar ettiğimiz Kürt sorununu artık bir şekilde çözmek ve bunun için de mutlaka özgürce tartışmak gerekiyor.

Okumaya devam et

Iraklı Kürtlerin Geleceği

2 Tem

https://i0.wp.com/www.timeturk.com/images/news/13821.jpgIraklı Kürtlerin Geleceği: Kazanımların Korunması mı Yoksa Daha Fazlasını Elde Etmek için Saldırmak mı?

Joost R. Hiltermann*

Eski dağların kralları şimdi içlerinden Bağdat’ta krallar çıkarıyor. Bu, kendisi olmadan herhangi federatif bir hükümetin kurulmasının imkânsız olduğu Kürt Partilerinin durumunu yansıtıyor. Üslendikleri yeni rol onlara, programlarını açıkça ortaya koyma ve üzerinde pazarlık etme imkânı veriyor: Egemenliği altındaki nüfuz alanlarının ve tabii kaynakların (petrol, gaz ve sular) genişletilmesi. Kürtler böylece bağımsız bir Kürt devletinin temellerini kurmaya çalışıyor. Bu onlara, dağlık bölgelerdeki kervan geçmez barınaklarını sulak bölgelerdeki verimli ve sağlam evlerle değiştirme imkânını verebilir. Okumaya devam et