Tag Archives: Onur Öymen

TUNCELİ HALKI NEDEN CHP’Yİ TUTAR?

22 Ağu

Zaman gazetesi yazarı Mustafa Armağan, "Tunceli halkı Dersim kıyımına rağmen neden CHP’yi tutar?" diye sordu.

Zaman gazetesi yazarı-tarihçi Mustafa Armağan bugün yayımlanan makalesinde "Tunceli halkı Dersim kıyımına rağmen neden CHP’yi tutar?" dedi. İşte o makale;

Tunceli halkı Dersim kıyımına rağmen neden CHP’yi tutar?

Şaşırmak düşünmektir, tamam da, artık başımız dönmeye başladı. Osman Baydemir’in Kürtlere özerklik verilmeden bu işin çözülemeyeceğine dair açıklaması ve bunu basındaki bazı önde gelen kalemlerin normal karşılamaları yeterince ağır bir ‘şok’ değilmiş gibi, PKK’nın "eylemsizlik" kararı, üstelik bu kararın hükümetle görüşmek suretiyle alındığı yolundaki bilgiler ve BDP’nin referandumda "hayır"dan "evet"e çark etme manevraları sökün etti peşinden.

Okumaya devam et

Oomen-Ruijten: Asker sizi değil, siz askeri denetlemelisiniz

23 Şub

Oomen-Ruijten

AP Türkiye Raportörü Oomen-Ruijten ile CHP’li Onur Öymen arasında tartışma çıktı. Türkiye’de askerin siyasetteki rolü üzerine raporda yer alan cümle iki ismin söz düellosuna yol açtı.

Brüksel’deki Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu toplantısında CHP milletvekili Onur Öymen ile Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten arasında söz düellosu yaşandı.
Tartışma askerlerin siyasete ve sivil hayata müdahalesi konusunda çıktı. Onur Öymen, tartışmayı NTV canlı yayınında anlattı.

Okumaya devam et

1938 Dersim Gerçeği

18 Ara

dersim

Kalan Müzik’in sahibi Hasan Saltık’ın, Dersim araştırmasında ulaştığı yüzlerce belge ve fotoğraf kitap oluyor. Belgelerde ölenlerin ve sürgüne gönderilenlerin gerçek sayısının yer aldığı bir raporla, olaylar sırasındaki fotoğraflar da bulunuyor
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen‘in TBMM’deki konuşmasıyla gündeme gelen ‘Dersim İsyanı’ ve devletin düzenlediği harekâtla ilgili 71 yıldır gizli kalmış belge ve fotoğraflar gün ışığına çıktı.

Okumaya devam et

CHP’li Onur Öymen’in, Ak Parti’yi devirme planı!

7 Ara

Örnek’in günlüklerinde, CHP’li Onur Öymen’in, darbe heveslisi komutanlara verdiği AK Parti iktidarını düşürmek için üniversiteleri kullanma taktikleri geniş yer buldu. Aynı Öymen önceki gün üniversitede protesto edildi.

Ankara Üniversitesi’nde önceki gün protestolarla karşılaşan CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in AK Parti’ye devirme stratejisini aslında üniversiteler üzerine kurduğu ortaya çıktı. Özden Örnek’in ‘Darbe Günlükleri’nde ismi sık sık geçen Onur Öymen’in AK Parti’yi devirmek için üniversitelerin kullanılması konusunda oldukça ısrarlı olduğu görülüyor. Öymen’in bu tavrı karşısında şaşkınlığa kapıldığını yazan günlük sahibi Özden Örnek, bu durumu “dehşete düştüm” kelimeleriyle özetliyor. ->

TSK ve yüksek yargıda Aleviler örgütlü.

4 Ara

Murat Belge/Taraf
Cemaat ve Yargı

Türkiye’de cemaat yapılarının direnişi üstüne düşünürken gözüm Suriye’ye kayıyor. Osmanlı’nın zengin cemaatler yapısının eskisine yakın biçimde hayatta kaldığı bölgelerden biridir Suriye. Tabii toplumsal doku, politik yapılanmayı da doğrudan ve dolaylı belirler. Hafız Esad Ortadoğu’da en uzun süre iktidar koltuğunu korumuş siyasî önderlerden biridir. Neydi ona bu uzun cumhur sultanlığı yapma imkânını veren? Suriye’nin Alevi cemaatiydi.

Türkiye’de Hatay’da tanıdığımız Nusayrîler; Suriye’nin Hatay’a yakın bölümlerinde, örneğin Lazkiye’de bayağı bir yoğunluk oluştururlar. Ama genel nüfus içinde oranları yüzde on ikiyi geçmez. Hafız Esad bu kökenden geliyordu.

Suriye henüz bağımsız olamamış, bir Fransız mandası altında Osmanlı’dan ayrılmışken, Fransızlar burada kolonyalizmin klasikleşmiş bir taktiğini uyguladılar ve kurdukları Suriye ordusunun subay kadrolarında ülkenin çeşitli azınlık gruplarına öncelik verdiler: Aleviler (Nusayrîler), Dürzîler, İsmailîler ve Kürtler, Suriye ordusunda, Suriye toplumunda olduğundan daha avantajlı bir yer edindiler. Bu durum Suriye Fransız mandasından çıkıp bağımsız bir cumhuriyet olduğu zaman da devam etti ama bu yeni dönemde bazı değişimlere uğradı. Nusayrîler dışında kalan azınlık grupları ordu içindeki nüfuzlarını sırayla kaybettiler. Örneğin ileri gelen Dürzî subaylar, Selim Hatum ve arkadaşları, 1967’de idam edildiler. Onlar, 1966’daki, Nusayrî subayların öncülüğünde gerçekleştirilen 1966 darbesine karşı direniş içindeydiler. Hatumi yenilip aradan çıkarken, onun ve kadrolarının yerini otomatikman Nusayrî subayları aldı. O tarihte bu da muhtemelen “otomatikman”, o yerleri alabilecekler o kesimden geldiği için, böyle olmuştu. Ama sonraki yıllarda ordudaki Nusayrî hegemonyasına bakan biri bunun da geleceğe yönelik bir plan ya da bir komplonun parçası olduğunu düşünebilir.

Çünkü bundan sonra ordu Dürzîlerden başka Kürt, İsmailî vb. subaylardan arınırken, Nusayrî subaylar adım adım ilerledi ve Suriye ordusuna egemen oldular. Genel olarak baktığımızda, bütün kadro içinde, Sünnîler çoğunluktaydı ve bunun böyle olması, ülke nüfusunun oranları düşünüldüğünde, normaldi. Sorun, Sünnî subayların İsrail sınırına, Türkiye sınırına vb. yollanması ve Nusayrî komutasındaki askerî birliklerin Şam çevresinde bulunmasıydı. Bunlar Suriye ordusunun en seçkin birlikleriydi. Ama asıl işleri –ve asil işleri- Esad’ı korumaktı.

Bu oldukça basit manivela yıllar yılı Esad’ı iktidarda tutmaya yetti. Şimdi de oğlunu orada tutuyor.

Bir zamandan beri Müslüman ve İslâmcı azınlık bu duruma çatıyor, bununla mücadele ediyor. Nasıl ediyor? “İslâm’la ilgisi olmayan Alevi (belki “Kızılbaş” da diyorlardır) bir azınlık tepemizde! Kalkın ey ehl-i müslimin!” Yani en bayağısından bir Alevi düşmanlığı yapıyorlar. Nusayrîlerin ise, bu propaganda biçimini işitmeden önce, Ortadoğu’da dinî azınlık olmakla ilgili, pek hoş olmayan anıları olsa gerek (Türkiye’deki Aleviler gibi). Dolayısıyla, bugün elde tutmaya devam ettikleri saldırgan pozisyonu aslında savunma amacıyla tuttukları da söylenebilir.

İroni, Suriye’de bugün varolan dengelerde, siyasî İslâm cenahından gelen “Aleviler bizi yönetiyor! Ne olacak halimiz?” çığlıklarının, orduda Nusayrîlerin etkisini arttırmaya yaraması. Bu da siyasî dengenin böylesi işte!

Suriye’de orduya Alevilerin etkisi hakim. Türkiye’de yüksek yargıda Aleviler örgütlü. Peki TSK’da da aynı durum geçerli mi?

Ve buyurun size “cemaat politikası”.

Türkiye’de bunun benzeri var mı? Alevi cemaatin Kemalizm’le ilişkisi belli. Onur Öymen’in kahramanca çıkışı dahi bunu henüz bütünüyle değiştiremez, çünkü cemaat önderlerinin kararları belli.

Ama TSK içinde Suriye’dekine benzer bir Alevi örgütlenmesi var mı? TSK her haliyle kapalı kutu. Birileri, birtakım gözlemler yapıp bu yolu açmış olabilir. Ama bunun olduğunu sanmıyorum. Okumaya devam et

Cellâdına gülümseyen adam: Seyyid Rıza

25 Kas

seyyid-riza

Resmi büyütmek için lütfen üzerine tıklayın.

18 Kasım 1937`de, aralarında oğlunun ve kardeşinin de bulunduğu toplam 11 kişi, Elazığ`ın Buğday Meydanı`nda idam edildi. Hava soğuktu ve etrafta kimse yoktu, ama meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti: `Evladı Kerbelayıh. Bihatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.` Özgün Duruş`tan Altan Algan`ın hazırladığı haftanı portresi:

Okumaya devam et

Türkiye’de kafadaki duvarlar yıkılmadıkça açılımlar çok da kolay olmayacak.

25 Kas

Sizleri ümitsizliğe düşürmek istemem amma Türkiye’de kafadaki duvarlar yıkılmadıkça barış, hukuk, refah, demokrasi için Kürt, Alevi. Ermeni açılımlarının çok da kolay olmayacak.

M. Latif YILDIZ*

1968’de Çekoslovakya’nın başkenti Prag’da sosyalizmin insani yüzünü aramaya kalkışanlar Varşova Paktı orduları tarafından ezilirken öğretmen okulunu yeni bitirmiştim. Yaş haddi nedeniyle öğretmen olarak göreve atamam yapılmayınca kaderin sürüklediği bir serüven sonucu yayına yeni başlayan bir gazetenin İstanbul’da çiçeği burnunda muhabiri olunca bir gazeteci olarak 20 ve de 21. yüzyılda yaşanan bazı olayların da canlı şahidi oldum.

20. Yüzyıl aslında insanlık tarihi için utançlar ile dolu bir yüzyıldır. İki dünya savaşı, milyonlarca insanın ölümü, Osmanlı İmparatorluğunu işgal ve bölme hesapları, kurtuluş savaşı, en korkuncu yaşanan soykırım olayları ve 1961’de inşa edilen Berlin duvarı. Okumaya devam et

Alevilerin geleceği CHP’nin geleceği

24 Kas

CHP’nin Dersim yöresindeki üç ilçe belediye başkanının ve çok sayıda parti yöneticisinin istifa ettiği haberi az önce geldi…
Konuya ilişkin kanaatim, en başından beri, Onur Öymen’in sözlerinin Aleviler tarafından kabul edilmesinin mümkün olmadığı yönünde oldu.
Alevilerin Onur Öymen’in CHP yönetiminde kalmasını içlerine sindirmelerini bekleyen yaklaşımlar bana en başından beri gerçekçilikten uzak göründüler.
CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi. Cumhuriyet döneminin olumlu ve olumsuz yanlarının sorumlusu ve bir anlamda mirasçısı. Türkiye Cumhuriyeti tarihi düz bir çizgi üzerinde ilerlemediği için CHP de düz bir çizgi içinde değerlendirilebilecek bir parti olmadı. Okumaya devam et

Prof. Dr. Fuat Keyman, CHP ‘Sezarist’ Bir Partidir

23 Kas
10 ve 13 Kasım’da Kürt sorunu ilk defa Meclis çatısı altında tartışıldı. Parti temsilcileri ve liderler demokratik açılımı konuştular. Oturumlardan geriye Onur Öymen’in Dersim ile ilgili sözleri akılda kalsa da, Koç Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fuat Keyman iki farklı noktaya daha dikkat çekiyor. İlki, CHP’nin diğer partilerden farklı olarak Meclis’i çözüm yeri olarak görmemesi; ikincisi ise 13 Kasım ile birlikte partilerin seçim startı verdiğini.

Kürt sorunu ilk kez TBMM’de tartışıldı. Ne düşündünüz izlerken?

10 Kasım ve 13 Kasım’da Meclis çatısı altında yapılan toplantılar tarihi nitelikteydi. Aynı zamanda politik açıdanda önemli idi. Çünkü 25 yıldır yaşanan kan ve gözyaşından sonra Kürt sorunu gibi devasa bir sorun, esas çözüm yeri olan Meclis çatısı altında tartışıldı. Meclis altındaki bu oturumlar Kürt sorununun çözülmesinde büyük bir eşiğin aşılmasıdır.

Okumaya devam et

Dersim’de ağlayacak anaların kalmadığı yılın hikayesi

23 Kas

Gazeteci Yavuz Semerci’nin yazdığı Dersim hikayesinin kahramanının babası olduğu ortaya çıktı..
CHP’li Onur Öymen’in Dersim açıklaması, 1936-38’de yaşanan, birçok insanın bugün hiç bilmediği yaraların yeniden kanamasına ve yaşananların araştırılmasına sebep oldu. En ilginç anılardan biri de Yavuz Semerci’nin önceki gün yazdıklarıyla gün yüzüne çıktı. Anlatılan gazeteci Yavuz Semerci ve son dönemin en milliyetçi sinema filmi olan Nefes’in yönetmeni Levent Semerci’nin babasının hikâyesi. Her şey Dersim’de üzerine kurşun yağdırılan bir konakta başlıyor, Afyon’dan bir yetimhaneye oradan bir Çanakkale gazisinin evine kadar uzanır.
Okumaya devam et

Dersim’de Atatürk kızı

22 Kas


Ayşe Hür / Taraf Gazetesi
DERSİM sonrası Ulusal Kahraman ilan edilen Sabiha Gökçen’e törenle madalya verildi. Salonda tuhaf bir sessizlik vardı. Harekat basından gizlendiği için Dersim bilinmiyordu. Öyleyse bu madalya niçin veriliyordu?

“Onur Öymen’in Dersim gafına tepkiler sürüyor. Ben de Kürt Meselesi’nin tarihini yazmaya devam ediyorum. 24/25 Eylül 2009 gecesi ATV’de yayınlanan Siyaset Meydanı programında, Türk Hava Kuvvetleri’nin 1930’daki Ağrı Kürt İsyanı’nın bastırılmasında önemli rolü olduğunu söylediğimde, salondaki üniversite öğrencilerinden biri, Okumaya devam et

Turkish Al Kaida

22 Kas

Etyen Mahçupyan
Danıştay baskını olduğunda Ertuğrul Özkök sosyolojik zekâsını gazeteci ‘derinliği’ ile birleştirip, yazısına “Cumhuriyet’in 11 Eylülü” başlığını koymuştu. Türkiye’de de şeriatçı güçler özgürlüklerden ve demokrasiden yana olan rejimi yıkmak üzere faaliyete geçmişlerdi ve ABD’ye olan küresel direncin bir yansıması da Türkiye’deki dincilerin aydınlık kemalist sisteme saldırısıydı. Hedef de aynen 11 Eylül’de olduğu gibi stratejik olarak seçilmişti. Nasıl New York’taki ikiz kuleler ABD değerlerinin küreselleşmesini temsil ediyorsa, benzer bir biçimde üst yargı da kemalist değerlerin tüm ülkede yerleşik hale gelmesini ifade ediyordu. Ayrıca zaten bu gibi eylemler tamamen dinsel bağnazlıkla bağlantılıydı. Amaçlanan şeyin korkunçluğu, eylemi kat be kat aşıyordu. Karşımızda gözü dönmüş bir cinayet şebekesi ve onu besleyen ilkel bir ideoloji vardı… Okumaya devam et

Seyit (Seyyid) Rıza’nın evinden hangi kitaplar çıkmıştı?

22 Kas

Onur Öymen’in geçen hafta TBMM’de yaptığı konuşma, 72 yıldır ideolojik derinin altında durmaktan kabuk bağlayan cerahati de patlatmış oldu.

Emre Aköz gibi Dersim’den Atatürk‘ü sorumlu tutanları okuyunca bazı tabuların yıkılmakta olduğuna inanası geliyor insanın. Düşünce özgürlüğü nihayet geliyor mu dersiniz?

Dersim’de bir katliam yaşandığı giderek açıklık kazanıyor. Bunu Necip Fazıl Kısakürek dahi 60 yıl önce “Büyük Doğu”da yazmıştı. Ancak sadece Dersim’le sınırlı kalmamalı sorgulama; son yüz yılda tarihimizin nasıl mıncıklandığını gösterecek bir bütünlüğe ulaşmalıdır.

İşte 31 Mart. Aydınlatılabildi mi? Ermeni tehciri üzerindeki kara bulutlar dağıtılabildi mi? Yüz binlerce gencimizi kara toprağa gömdüğümüz Birinci Dünya Savaşı’na neden girdiğimizi çözebildik mi? vs.

Dolayısıyla Dersim, bu yüz yıllık kanlı hesaplaşmanın bir durağı olarak anlaşılabilirse anlam kazanacak, aksi halde bir süre aramıza dönmek için heveslendikten sonra yine sırtını dönecektir.

Okumaya devam et

Dersimin yaraları kanıyor

21 Kas

92572Star Gazetesinde ERDİNÇ AKKOYUNLU imzalı yeni bir yazı dizisi başladı. ‘Dersimin yaraları kanıyor’ isimli dizide Dersim Katliamı’ndan sağ kurtulan Tuncelililer yaşananları gözyaşları içinde anlattı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in terörle mücadeleye örnek gösterdiği ve gelen eleştiriler karşısında “İsyanı ben mi bastırdım. Birileri üzülmesin diye bildiklerimi anlatmıyorum” diye tehdit ettiği Dersim Katliamı’nı canlı tanıkları star’a anlattı.

Okumaya devam et

“Kurbanların”, cellatlarına değil birbirlerine “düşman” olması

20 Kas

Taraf’ın ortaya çıkardığı ‘Kafes Eylem Planı’nda yer alan planlar insanı dehşete düşürüyor. Peki cuntacılar bunu yapacak cüreti nerden buluyor? Ahmet Altan’a göre suç bizde…

Ahmet Altan / Taraf

Karşınızdaki gücü azımsamayın.

Ordunun içinde hâlâ “suikast” planları yapan, bu suikastlar için silahlar hazırlayan, hükümeti devirmek için her yolu mubah sayan, her türlü felakete yol açabilecek birileri var.

Bizim dün yayımlayıp bugün de devamını verdiğimiz plan, benim bugüne dek gördüklerim arasında en vahşi olanıydı belki de.

Koç Müzesi’nde “çocukları” havaya uçurmayı düşünebilecek kadar çıldırmış birilerinden söz ediyoruz.

Ama beni korkutan sadece onlar değil.

Beni asıl korkutan, bu tür planların, örgütlenmelerin çevresindeki koruma kalkanı.

Dün sabah, kaç televizyonda bu dehşet planıyla ilgili haber gördünüz? Okumaya devam et